"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Tazmini/kefaleti sahih olanlar

Her türlü vacip malî hakların tazmin ve kefaleti sahihtir. Yahut vacip oluşuna yöneltecek —mesela muhayyerlik süresindeki yahut sonrasındaki malın semeni, ücreti yahut da zifaf öncesinde yahut sonrasındaki mehir gibi— hakların da tazmini sahih ve geçerlidir. Çünkü bunlar gerekli haklardır. Muhayyerlik süresinin bitmesinden sonra satılan malın semeni gibi, sakıt olmalarının caiz oluşu da tazmin edilmelerine engel teşkil etmez. Bunun yanında bu malı kusuru sebebiyle geri vermek yahut değiştirmek şeklinde sakıt etmek de caizdir. Tüm bu ifadeleri İmam Şafii söylemiştir.

Kefaletin, ciâle (ödül vaadi) konusunda bir ödül şeklinde, yarış ve müsabaka şeklinde verilmesi de geçerlidir. Çünkü Yüce Allah: “Kralın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var, dediler. (İçlerinden biri:) Ben buna kefilim, dedi.” buyruğu bunu ifade etmektedir. Çünkü söz konusu amel icra edildiğinde bu, onu gerekliliğe götürmüş olacaktır. Amel ve malı gerekli kılmayan o şey de ancak bunların vücuda gelmesiyle gerekli olmuş olacaktır; tazmin/kefalet ise amel olmadan mal hakkında mevzu bahistir.

İki görüşünden birine göre Şafii ashabı: Bu durumda onun tazmini sahih olmaz; çünkü onu gerekliliğe götürmüş olmayacaktır. Yazışma konusundaki malda olduğu gibi bunun kefaleti de onu sahih kılmış olmaz, demişlerdir. Ancak geçen açıklamalarla buna cevap verilmiştir.

Cinayet diyetinin tazmini, ister —para gibi— telef edilen şeylerin kıymeti şeklinde olsun, isterse —diyetler gibi— hayvan şeklinde olsun, sahihtir. Şafii ashabı ise: Bunda vacip olan hayvanların tazmin edilmesi sahih olmaz; çünkü meçhuldür, demişlerdir. Nitekim meçhul eşyaların tazmin edilmesinin sahih olacağı noktasındaki delil geçmişti. Çünkü zimmette vacip olarak bulunan devenin yaşı ve sınırı bellidir. Diğer kalan renk vb. özelliklerinin meçhul olması ise zarar vermez. Zira onu gerekli kılan en azından rengi yahut özelliğidir ki, bu durumda malum olduğu açıktır. Diğer hayvanlar da böyledir. Bir de bunun bilinmemesi, telef edilmesinin vücubiyetini engellemeyeceğinden, gereklilik vücubiyetini de engellemez. Onun için günlük de olsa, sürekli de olsa eşin nafakayı tazmin etmesi sahihtir; çünkü günlük nafakayı vermek vacip olduğuna göre, sürekli nafaka da lüzuma götürmektedir.

İki rivayetten birine göre, selem malın tazmini de sahih ve geçerlidir. Diğer görüşe göre ise bu sahih değildir. Çünkü bu, kendisine selem yapılmadan, hakkında selem yapılan şeyin ifa edilmesine sürüklemiş olacağından caiz olmaz; tıpkı ona havale etmek gibi kabul edilir. Birinci görüş ise daha doğrudur; zira bu gerekli olan bir borç olduğundan dolayı tazmini de geçerlidir, tıpkı ücret ve satılan malın semeni gibi sayılır.

Gasp edilmiş ve borç bırakılmış mallar gibi, tazmin edilmiş aynî malların tazmini de sahihtir. Bunu, Ebu Hanife ve iki görüşünden birine göre İmam Şafii söylemiştir. Diğer görüşünde ise İmam Şafii: Bu sahih değildir; zira aynî mallar zimmette sabit olmazlar, nitekim ancak zimmette sabit olan mallar tazmin olur, demiştir. Biz ise bu zimmet bağlamında tazmin olacağını nitelemiştik ve bunun manasının ancak —telef olduğunda— kıymetini gerektireceğini belirtmiştik. Halbuki kıymeti meçhuldür.

Birinci görüşün delili; bunun o kişinin elinde olması şeklinde tazmin edilmiş olacağı, bu nedenle de zimmette sabit olan haklarda olduğu gibi bunun da tazmin edilmesinin geçerli olacağı yönündedir. Onların “Aynî mallar zimmette sabit olmaz.” sözlerine gelince, şöyle cevap verilir: Bir defa hakiki anlamda tazmin, ancak bu hakların kurtarılması ve yerine verilmesi demektir; telef olması halinde hasılına gereklilik gösterip kıymetini vermek demektir. Bu ise satılan malın uhdesi gibi tazmini sahih olan eşyalar için geçerlidir. Bu durumda tazmin ve kefaleti sahih olur. Bu da hakikatte semenin ödenmesine bağlılık göstermek yahut satılan malda bir kusurun çıkması yahut alışverişten haklı olarak çıkılması halinde karşılığını vermekle gerçekleşir.

Satılan malın uhdesinin tazmin edilmesi hem müşteri hakkında satıcı tarafından, hem de satıcı hakkında müşteri tarafından geçerlidir. Müşteri üzerindeki tazmin, teslim edilmeden önce mal ile vacip semenin tazmini şeklinde olur. Bu hâlde malda bir kusur olursa yahut kişi haklı pozisyona geçerse, o zaman bu tazmin eden kişiye geri döner. Müşteri hakkında satıcının tazmini ise, haklı olarak satılan malın çıkması yahut kusuru sebebiyle veya ayıbın diyeti nedeniyle geri verilen durumun meydana gelmesi hâlinde, satıcıya o semeni tazmin etmesidir. Her iki durumda da satılan malın uhdesi, semenin tazminidir; ikisinden bir parçası diğerine verilir. Genel olarak satılan malın uhde tazminini caiz görenlerden biri de Ebu Hanife, İmam Mâlik ve İmam Şafii olmuştur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/her-borclu-icin-kefil-olmak-konusu/,https://kutsalayet.de/tazmini-sahih-olanlar-ve-olmayanlar/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız