Erkek olsun, kadın olsun; kendi malında tasarruf yetkisi caiz olan herkesin tazmin ve kefaleti sahihtir. Çünkü bu, malın kasdedildiği bir akittir ve alışveriş konusunda olduğu gibi, kadın hakkında da geçerlidir. İhtilafsız olarak, deli ve temyiz çağına ermemiş çocuk hakkında ise geçerli değildir.
Hacr altına alınmış olan sefih hakkında ise bu geçerli değildir. Bunu Ebu’l-Hattab zikretmiştir. Bu, İmam Şafii’nin de görüşüdür. Kadı İyaz ise, bunun onun hakkında geçerli olacağını ve hacr altına alınması bittikten sonra da bunun devam edeceğini; zira aslolanın onun ikrarının sahih olması ve hacr kaldırıldıktan sonra da buna uymasının gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla tazmin de böyledir, demiştir. Ancak birinci görüş daha doğrudur. Çünkü bu, akit neticesinde malın gereklilik arz etmesi demek olduğundan, alışveriş konusu gibi onun hakkında sahih ve geçerli olmamaktadır. İkrarda bulunmasına ise bu benzememektedir; zira bu, geçmişte olan bir hakkı haber vermek kabilinden sayılır.
Temyiz çağına ermiş çocuğa gelince, iki yönden gelen sahih görüşe göre onun tazmini geçerli değildir. Bu, İmam Şafii’nin görüşüdür. el-Muvaffak ise şöyle der: Bizim mezhebimize bağlı arkadaşlarımız, söz konusu bu iki görüş bağlamında onun velisinin izni dahilinde ikrarının sahih olacağı ve tasarruflarının geçerli olacağını aktarmışlardır. Ancak bu cem ediş doğru değildir; çünkü bu, hakkında faydası bulunmayan bir malın gereklilik arz etmesi demek olur ki, bunun onun tarafından icra edilmesi sahih olmaz. Nitekim alışverişin aksine bu, bağış/yardım ve adakta bulunmaya benzer.
İflas sebebiyle hacr altına alınmış olana gelince, onun tazmini geçerli değildir. Sadece hacrın ortadan kalkmasından sonra geçerli olur. Çünkü o zaman artık tasarruf ehlinden sayılır. Hacr altına alınması malından dolayıdır, zimmetinden dolayı değildir. Bu yönüyle rehin veren bir kimsenin rehin malı dışında başka şeylerde tasarrufta bulunmasına benzer; ki o, bu halde iken borç verir, ikrarda bulunur yahut zimmetinde mal satın alabilir.
Hastaya gelince, şayet hastalığı korkutucu olmaz yahut ölüme sürükleyen bir hastalık değilse, onun tazmini sahih olan kimsenin hükmüyle aynıdır. Ölüme sürükleyen korkutucu bir hastalığı varsa, onun tazmin hükmü, malının üçte birlik kısmından bağışta bulunması hükmü gibidir.