Artış gösteren ve getirisi olan rehin malının tümü de aynı şekilde -aslı gibi- rehin verenin elinde olan rehin hükmü gibi sayılır. Borcun ödenmesi noktasında bunun satılmasına ihtiyaç duyulacak olursa, aslı ile birlikte satışı yapılır, ister malın yağlanması ve (hayvanın) eğitim görmesi gibi bu durum o mala bitişik bir halde olsun, isterse kazanç, ücret, çocuk ve ürün gibi o mala munfasıl halde bulunsun, fark etmez. Çünkü malikin (mal sahibinin) akdi ile ayni olan malda hükmü sabit olduğundan, bu malın artış göstermesi ve birtakım faydaları barındırması da bu kapsama dahil olur, tıpkı alışveriş vb. yapmakla mala sahip olmak gibi kabul edilir. Bunun yanında söz konusu olan bu artış, rehinin bizzat kendisinden ortaya çıkan bir artıştır; dolayısıyla da muttasıl (bitişik) bir mal hükmüne dahil edilmektedir. Bir de bu, anne konusunda karar kılınmış bir hak sayılır, mal sahibinin rızası doğrultusunda sabit olduğundan yavrusuna sirayet de edecektir, tıpkı müdebber (efendisinin vefatı sebebiyle azad edilen) köle gibi sayılır.
Sevri ve rey ashabı ise; Rehin artış gösterdiğinde (o artan mal) rehine tabi olur; ancak kazançla elde edildiği vakit, rehine tabi olmaz, demişlerdir. (Ancak) bunun -alışveriş gibi- artış göstermesiyle satışı yapılan ve aynı şekilde kazanç elde etmekle de yine satışı yapılan bir akit olduğu, şeklinde cevap verilmiştir.
İmam Malik ise şöyle demiştir: Diğer artışı bulunan malların dışında özellikle çocuk, rehin malına tabiidir. Çünkü çocuk -Ümmü veledin çocuğu gibi- sabit haklar konusunda asla tabi olmaktadır. (Ama) bunun rehinin aynından sadır olan bir artış olması hasebiyle -çocuk gibi- rehin hükmüne haiz olacağı, şeklinde cevap verilmiştir.
İmam Şafii der ki: Ne munfasıl olan bir artış ve ne de bir kazanç rehin konusuna dahil olamaz. Çünkü nema (artış), bir kardır, rehin verene aittir ve üzerinde rehin akdedilmez; dolayısıyla da onun diğer malları gibi rehin olmaz. (Ama) her ne kadar rehin verene ait de olsa, bunun rehin hakkına taalluk edeceği ve asıl gibi sayılacağı, şeklinde cevap verilmiştir. Zira bu, rehin verene aittir, hak da ona taalluk eder. Onunla, rehin verene ait olan diğer mallar arasındaki farka gelirsek, bunlar da rehine tabiidir ve onun hakkında aslın hükmü söz konusudur.
Rehin veren şahsın, istihdam ederek yahut başkasını icra ederek rehin ile faydalanma hakkı yoktur. Bunun yanında rehin alanın rızası olmaksızın da kira yahut da diğer konularda tasarruf etmeye malik de değildir. Bunu, Sevri ve rey ashabı söylemiştir. İmam Malik ve İmam Şafii der ki: Borcun ödenmesini ertelemediği sürece kirası ve emaneti rehin veren kişiye aittir.
Ebu Bekir’in, el-Hilaf’da zikrettiğine göre, rehinin menfaatleri mutlak olarak çöker ve ertelenemez. Bu, aynı zamanda Sevri ve rey ashabının da görüşünü oluşturmaktadır. Onlar şöyle demişlerdir: Rehin veren, rehin alan şahsın izniyle (bir şeyi) kiraya verse, bu rehinden çıkartılıp verilmiş olur. Çünkü rehin, rehin alan şahsın yanında hapsedilmeyi yahut da onun yardımcısının yanında sürekli olarak bulundurulmayı gerektirmektedir. Ne zamanki hapsedilmeyi ortadan kaldıracak bir akit mevcut olursa, rehin de ortadan kalkacaktır.
el-Muvaffak (İbn Kudame) şöyle der: Bizim lehimize olan (delil); Rehinden kasdedilenin borca karşılık sağlam bir güvence oluşturması ve rehin verenin zimmetinden olmak üzere yerine getirmesi mümkün olmadığı vakit onun semeninden ödenmesidir. Bu ise kendisiyle istifade edilmesini nefyetmez, kiraya verilmesini ve ödünç verilmesini de engellemez. Dolayısıyla her ikisinin de -rehin alanın istifade etmesinde olduğu gibi- bir araya gelmesi caizdir. Bir de faydasının yok sayılması malı zayi etmek anlamına da gelir. Şüphesiz Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), malın zayi edilmesinden men etmiştir. Bu rehin malı aynı zamanda vesika hakkına taalluk eden ayni bir maldır, bu sebeple de kiralanması yasak değildir; tıpkı efendisinin izni dahilinde tazminde bulunan bir köle gibi.
Rehinin muktezasının “hapsetmek” olduğunu ise kabul etmiyoruz; zira rehinin muktezası ancak vesikanın (güvencenin) kendisiyle hasıl olduğu yönde hakka taalluk etmesidir ki, bu da kendisiyle faydalanılmasını engellememektedir.