Bu konu hakkında iki durum söz konusudur:
Ev ve meta gibi iaşeye ihtiyaç duyulmayan durum… Rehin alan şahsın, rehin verenin izni olmadan bu rehinle faydalanması hiçbir surette caiz değildir. el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çünkü rehin eşyası, rehin bırakanın mülküdür, aynı zamanda bu eşyanın nema bulması ve ondan istifade edilmesi de yine ona aittir. O izin vermediği sürece de başkası onu alamaz. Şayet rehin bırakan şahıs bunu rehin alana -ivaz olmadan- faydalanmasına izin verir de söz konusu olan bu borç rehin bir karz (borç) konumunda olursa, o zaman bu caiz olmaz. Çünkü bu durumda istifade edilen bir borç hükmüne dönüşür ki bu, haramdır. Eğer verilen rehin, çok ve bol bir borç şeklinde sirayet eder, rehin veren de bununla istifade etmesine izin verirse, o zaman bu caiz olur. Bunu, İshak söylemiştir.
Şayet söz konusu olan faydalanma ivazlı (bedelli) olursa mesela rehin alan şahıs rehin verenden misli olmak üzere kayırmaksızın bir ev kiralamış olsa, bu borçta ve diğerinde caiz olur; çünkü burada istifade edilen borç değil, bilakis kiradır. Şayet bu noktada bir kayırma olursa bunun hükmü, ivazsız şekilde istifade etme hükmüyle aynı sayılır, borçta değil ancak başkasında caiz olur.
İaşeye ihtiyaç duyulan durum… Bununla rehin alanın ivazlı yahut ivazsız olarak rehin veren şahsın izniyle faydalanma hükmü, öncesindeki hükümle aynıdır. Şayet harcama ve faydalanma noktasında miktarına göre ona izin verecek olursa bu, caizdir. Çünkü bu, karşılıklı bir bedelleşme sayılır. Ama izin vermez ise bu durumda rehin iki kısma ayrılmaktadır:
Birinci kısım: Rehin alanın, üzerine binilen ve sütü sağılan hayvanlar sebebiyle, adaleti gözeterek bindiği ve sütünü sağdığı şeyin miktarını ödemesi gerekir. Bu, İshak’ın görüşüdür. İster rehin verene bedeli ödemesi mümkün olmasın yahut ondan nafakasını alma gücüne sahip olsun veyahut da ondan izin almış olsun, fark etmez. Çünkü bu hususta Ebu Hureyre’nin rivayetine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Binek hayvanı rehin verildiği zaman nafakası karşılığında sırtına binilir. Sağmal hayvan rehin verildiği zaman; sütü, nafakası karşılığında içilir. Nafaka, (sütü) sağan ve (sırtına) binene aittir.” Bu şekilde onun faydalanmasını ödeyeceği nafakaya bağlı kılmıştır ki tartışma konusu da budur. Şayet: “Murat edilen, rehin verenin nafakası ve faydalanmasıdır.” denilecek olursa, biz de bunun şu iki sebepten dolayı doğru olmayacağını söyleriz:
Bir defa bazı lafızlarda “Hayvan şayet rehin bırakılmış olursa, onun otunu vermek, memesindeki sütünü almak ve içmek rehin alana aittir. Onu içen kişiye nafakasını vermek ve karşılığında da sırtına binmek vardır.” (hadisi) rivayet edilmiştir. Bu durumda nafaka verenin rehin alan olması sebebiyle, faydalanacak olan da odur.
“Nafakası karşılığında” ifadesi, faydalanmanın nafaka bedeli olduğuna işaret etmektedir. Bu da ancak rehin alanın nafakası demektir. Rehin verene gelince, onun nafaka ve faydalanması ise malik olması hasebiyledir yoksa onun diğeriyle yaptığı karşılıklı bedelleşme yoluyla değildir.
İmam Ahmed’den gelen başka bir görüşe göre; Nafaka olarak verdiğini hesap etmez, o ancak nafile olarak (fazladan) verilen bir bedeldir; bunun yanında rehin olarak bir şeyden ise faydalanamaz, demiştir. Bu, Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Şafii’nin görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü rehin, kendisine rehin bırakılan şahsın mülküdür, ona ait malı ve borcudur. Nitekim başkasına ait olmayan bir mülk ile istifade etmesine ve nafaka olarak onu harcamasına izin verilmiş değildir; dolayısıyla da bu mal ona ait sayılmaz, tıpkı başkasının rehini gibi kabul edilir.
İkinci kısım: Üzerine binilmeyen ve sütü de sağılmayanlar… Bu ise iki kısma ayrılmaktadır:
Canlı olanlar, köle ve benzerleri gibi… Peki, rehin alanın nafakasına göre onu harcaması ve hizmetinde kullanması mümkün müdür? Mezhebimizin zahirine göre bu caiz değildir. İmam Hanbel’in, Ahmed’den naklettiğine göre rehin alan şahsın köleyi hizmetinde kullandırma hakkı da vardır. Malik olan bu noktada nafaka vermekten imtina edecek olursa (o zaman caiz olur.) Bunu da Ebu Sevr söylemiştir. Ebu Bekir ise şöyle der: (Ahmed b.) Hanbel bu noktada cemaate muhalefet etmiştir; zira amel göstermektedir ki bu kimse rehininin hiçbir şeyi ile faydalanamaz. Ancak şeriatın tahsis ettiği bunun dışındadır; çünkü kıyasın muktezasına göre rehinin hiçbir şeyi ile faydalanılamaz. Gelen hadis sebebiyle sadece üzerine binilen ve sütü de sağılan hayvanlar hükmünü terk edip istisna ettik. Ama bunun dışındakiler kıyasın muktezası üzere kalır.
Canlı olmayanlar, ev gibi… Yıkılmış olan bu evi rehin alan kişi tamir etse bir görüşe göre ona bir şey rücu etmez ve nafaka miktarına göre de bundan kendisine bir fayda ilişmez. Çünkü bu durumdaki evi tamir edip onarması rehin verene vacip olmadığı gibi, gerekli olmayan bir şeye niyabet etmesi de diğerine zorunlu değildir. Eğer tamir edecek olursa -canlının tersine- bu bir tür bağış sayılır; çünkü malikin kendisindeki hürmeti sebebiyle buna dair nafaka vermesi vaciptir.
Rehin alan şahıs rehin malı ile faydalanırsa, bu faydalanma miktarına göre borcundan hesap eder; çünkü söz konusu faydalanmalar rehin bırakanın mülkü sayıldığından, harcaması durumunda bunun bedelini zimmeti olarak rehin verene ödemesi icap eder.