Müslümanlar (savaşmak için) kafirlerle karşı karşıya geldiklerinde sebat edip durmak vacip, kaçmak ise haram olur. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurdular: “Ey müminler! Toplu halde kafirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın.)” (Enfal Suresi: 15) Şöyle de buyurur: “Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin…” (Enfal Suresi: 45) Şüphesiz Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) savaştan kaçmayı, büyük günahlardan saymıştır.
Sebat etmek iki şarta göre vacip olur:
Kafirlerin Müslümanlardan sayı olarak çok olmaması. Eğer sayıca çok olursa, bu durumda savaştan kaçmak (savaşmamak) caizdir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) iki yüz kişiye galip gelir.” (Enfal Suresi: 66) Şayet bu ayette gelen lafız, haber verme lafzı ise bu durumda emir ifade eder. Buna dair delil “Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti.” (Enfal Suresi: 66) ifadesidir. Şayet hakiki manası üzere haber olsaydı, o zaman bir kişinin on kişiye galip gelmesinden, iki kişiye galip gelmesine bir hafifletme olarak çevirmemiz söz konusu olmazdı.
Kaçmasıyla sadece savaşmak için bir tarafa çekilmeyi kastetmiş olması ve diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutmayı hedeflemiş olması. Şayet bu ikisini kastetmiş olursa bu mübahtır. Çünkü Allah’u Teala şöyle buyurur: “Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında (her kim savaştan kaçacak olursa)…” (Enfal suresi: 16)
**”Taharruf”**un manası; savaş ehlinin adeti gereği (taktik açısından) imkan ölçüsünde savaşmak için bir tarafa çekilmesidir.
“Tehayyüz” ise Müslümanların diğer bölüğe yetişip hep beraber düşmana karşı daha güçlü bir şekilde karşı koymak için mevzi tutmalarıdır.
Kafirler, eğer sayıca Müslümanlardan fazla iseler ama Müslümanlar zann-ı galibe göre zafer elde edebileceklerini düşünüyorlarsa, bu durumda evla olan sebat edip (savaşmaktır.) Çünkü bunda bir maslahat vardır. Bunun yanında savaşmayıp gitseler bu da caizdir. Çünkü helak olmaları söz konusudur. Kalmaları durumunda helak olacakları ve gittikleri zaman da kurtulacaklarını zannederlerse bu durumda gitmeleri daha evla olur; bunun yanında sebat edip kalsalar bu da caizdir. Çünkü şehadet noktasında onların bir gayeleri vardır ve bu amaçla kalıp (şehid olana değin savaşıp) mağlup olmaları caiz olur. Zann-ı galiplerine göre kaldıklarında da geri çekildiklerinde de helak olmaları söz konusu ise bu durumda savaşta yüz yüze çarpışıp yüce şehidler derecesine nail olmak için sebat edip kalmaları daha evla olur. Bu şekilde kınananlardan daha erdemli bir iş yapmış olurlar; zira bu durumda mağlup olmaları da aynı şekilde caizdir.
Şüphesiz Yüce Allah şöyle buyurur:
“Nice az sayıda bir birlik, Allah’ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi: 249)
Müslüman esir düşmekten korkacak olursa, öldürülünceye kadar karşı koyup savaşması daha evladır. Esir olmaya kendisini teslim etmez. Çünkü esir olmamakla sevap ve üstün dereceleri kazanmış olur; bunun yanında kafirlerin kendisine icra edecekleri tazip ve işkencelerden, kendisini (esir olarak) kullandırmaktan ve fitneden nefsini korumuş da olur. Şayet esir olarak teslim olmak durumunda kalırsa, bu da caizdir.