"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Bir kale halkı ablukaya alınırsa

İmam şayet bir kaleyi ablukaya alıp kuşatacak olursa, sabırla beklemesi gerekir ve şu beş husustan birisi icra edilmedikçe oradan ayrılamaz:

Kale halkı Müslüman olur, bu durumda İslam’a girdikleri için canlarını ve mallarını korumuş olurlar. Şayet (kale) fethedildikten sonra Müslüman olurlarsa, sadece canlarını korumuş olurlar, malları ise bu şekilde kalır.
Müslümanların çekilip gitmeleri için mal (para vb.) teklif etmeleri. Bunu onlardan almak caiz olur, ister bunu peşin versinler, isterse her sene devamlı verilmek üzere haraç (vergisi) şeklinde versinler fark etmez. Eğer onlar kendilerinden cizye kabul edilen kimselerden iseler, bu cizyeyi onlardan almak gerekli olur ve öldürülmeleri de haram olur. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “(…) küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (Tevbe Suresi: 29) Cizye olmaksızın bir malı verecek olurlarsa ve maslahata binaen bunun alınması da uygun olacaksa, o zaman bu onlardan kabul edilip alınır; çünkü maslahat yoksa kabul etmek zorunlu değildir.
Kalenin kapılarını açmaları,
Çekilip gitmekte bir maslahat varsa, mesela ikamet etmekten dolayı bir zarar görmek gibi ya da ümitsiz bir durumun söz konusu olması veyahut ikamet edilmediğinden dolayı bir maslahatın kaçırılmış olması,
Müslümanlar içinden bir kadının hüküm vermesine uyarlar ve bu caizdir. Zira Kureyza oğullarından bazı erkeklerin kılıçtan geçirilmeleri ile ilgili hadiste geçtiği üzere bu konuda Sad b. Muaz’ın verdiği hükme göre amel edilmiştir.
Bu kadının şu yedi şarta yani: hür, Müslüman, akıllı, buluğa girmiş, erkek, adaletli ve fakih olması göz önünde bulundurulur; zira Müslümanların (diğer) kadılarında da bu özellikler aranmaktadır. Buradaki fıkıh bilgisinden kasıt ise buradaki hükme bağlı caiz olan yönünü bilmesidir; yoksa bu konu dışındaki tüm ahkamı bilen bir fakih olması demek değildir.

Hükmün niteliğine gelince: Şayet kadı, erkeklerin öldürülmesi ve çocuklarla kadınların esir edilmelerine dair hüküm verecek olursa, bu hüküm yerine getirilir. Çünkü Sad b. Muaz, Kureyza oğulları hakkında öldürme hükmünü verince Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Onlar hakkında Allah’ın (c.c.) hükmü ile hükmettin.” buyurmuştur.

Şayet karşı savaşçılara eman vermek ve çocuklarının da esir edilmelerine dair hüküm verecek olursa, bu noktada el-Kadı İyaz: Bu hükme uymak gerekir, demiştir. Bu, Şafii mezhebine göre de böyledir. Çünkü bu hüküm bir maslahata göre icra edilmiştir; dolayısıyla -esir konusundaki İmam’ın pozisyonu gibi- burada onlara eman verme hakkı da vardır.

Ebu’l Hattab ise bu hükme uymanın gerekli olmadığını tercih eder. Çünkü kadının fayda getirecek bir hususta hüküm vermesi lazım, halbuki eman vermekle Müslümanların faydasına bir şey olmamış olur.

Çocuklara ve kadınlara eman vermeye dair hüküm verirse, bunun caiz olmaması icap eder. Çünkü İmam bile, esir düştükleri vakit çocuk ve kadınlara eman vermeye malik değildir. Aynı şekilde kadı da böyledir. Cevaz verilmesi de muhtemeldir; çünkü bunların -esir olarak düşenlerin tersine- henüz esir düştükleri netleşmemiştir; böylelikle bizzat esaretle, köle hükmüne dönüşmüş sayılır.

Fidye verilmesine dair hüküm verirse, bu caizdir. Çünkü (nasıl ki) İmam, esirler konusunda, öldürmek, fidye karşılığı serbest bırakmak, köle olarak tutmak ve eman vermek şeklinde hüküm vermekle muhayyerdir, aynı şekilde kadı da böyledir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/savas-kazanildiktan-sonra-oldurulmeyecek-olanlar/,https://kutsalayet.de/sebat-emek-ve-savastan-kacmak/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız