"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Savaşa katılan düşmana eman vermek

Harp ehline eman verilecek olursa, artık onları öldürmek, mallarını almak ve onlara saldırmak haram olur. Buluğ çağına girmiş, aklı başında ve seçme kabiliyetine haiz her bir Müslüman’ın eman vermesi geçerlidir; ister erkek olsun, kadın olsun, hür olsun yahut köle olsun, fark etmez. Bunu, Sevri, Evzai, İmam Şafii, İshak ve ilim ehlinin çoğunluğu söylemiştir. Çünkü bu hususta Hz. Ali’nin rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslümanların (zimmeti) kanları eşittir. Başkalarına karşı onlar tek bir el gibidirler. En alt seviyedekinden dahi olsa, emanlarını tanırlar. Her kim bir şey ihdas eder veya ihdas edeni (caniyi) barındırırsa Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun. Ondan ne bir fidye ne de bir harcama kabul edilmez.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.

Ebu Hanife ve Ebu Yusuf ise şöyle derler: Kölenin eman vermesi ancak savaşa çıkmasına izin verilen bir köle olursa geçerlidir; çünkü köleye cihad etmek farz olmadığı için, -çocukta olduğu gibi- onun eman vermesi de sahih değildir. Bir de (düşman) Daru’l Harp’te yakalandığı için, ilk olarak yerine getirilmesi gereken maslahatlarının gözetilmesi hususunda (akitleri geçersiz olduğu için) köleye güven duyulmayabilirler.

Kölenin Müslüman ve mükellef olduğu, dolayısıyla da -hür bir kimse gibi- eman vermesinin de sahih olacağı, şeklinde cevap verilmiştir. Onların ileri sürdükleri görüş ise töhmete haizdir ve savaşa çıkmasına izin verilmesi durumunda görüşlerini çürütmüş olacaktır. Çünkü kölenin bu durumda eman vermesi geçerlidir. Onların (ilim adamlarının) hepsine göre kadının emanı da sahihtir. Çünkü Ümmü Hani’den nakledildiğine göre, “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine; ‘Ey Ümmü Hani! Senin ahd ve eman verdiğin kimseye biz de ahd ve eman verdik.’ buyurmuştur.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.

İmam’ın (devlet başkanının), kafirlerin hepsine de ayrı ayrı olarak fertlerine de eman vermesi sahihtir. Çünkü onun velayeti Müslümanların ammesi üzeredir. Emir’in (komutanın) eman vermesi ise sadece karşısında savaştığı kafirler hakkında geçerlidir. Ama başkaları hakkında eman vermesine gelince, o da diğer Müslümanlar gibi aynı hükme tabiidir. Çünkü emirin velayeti sadece onlar üzere söz konusudur, başkaları için değildir.

Müslümanlardan birkaç kişinin bir kafire, on kafire ya da küçük bir kafileye veyahut küçük bir kalede bulunan kafirlere eman vermeleri geçerlidir. Ama bir belde halkına ya da bu denli büyük bir kitleye eman vermeleri geçerli değildir. Çünkü böyle bir amele soyunmak demek, cihadı bir tür iptal etmek ve İmam’ın sınırını aşmak anlamına götürebilir.

Şayet Allah’ın kelamını işitmek ve İslam’ın şiarlarını öğrenmek için eman talebinde bulunacak olursa, ona eman vermek vacip olur. Sonra eğer (Müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştırmak icap eder. el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ve eğer müşriklerden biri senden eman dilerse, Allah’ın kelamını işitip dinleyinceye kadar ona eman ver, sonra (Müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır.” (Tevbe Suresi: 6)

Elçi ve eman isteyen kişiyle eman anlaşması yapmak caizdir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), müşriklerin elçilerine eman verirdi. Zira doğru ve faydalı maslahat amacıyla buna ihtiyaç duyulmaktadır. Elçi ve eman isteyen şahıstan her birisi için mutlak ya da belirli bir süreliğine eman anlaşması yapmak da caizdir, -ateşkesin tersine- ister bu kısa süreliğine olsun ya da uzun süreliğine olsun, fark etmez. Çünkü ateşkes sadece bir süreliğine caiz olur; zira sürekli ateşkes demek, cihadı terketmek demek olur, halbuki buradaki (eman) konusu bundan farklıdır.

Müslümanlar bir kaleyi muhasara altına alsalar ve (düşmanlardan) bir kimse de “Bana eman verin.” diye nida etse ve kalenin kapısını da Müslümanlara açmış olsa, bu durumda ona eman vermek caiz olur. Kendisine eman verilen kişinin kim olduğu konusunda bir problem çıksa ve kalede bulunan kişilerden herkes de kendisinin eman istediğini iddia etseler, bu durumda eğer kimin eman istediği biliniyorsa ona göre amel ederler, bilinmeyecek olursa o kaledekilerin hepsini öldürmeleri caiz olmaz; çünkü bunlardan herkesin (eman noktasında) doğru konuşmuş olma ihtimali vardır. Zaruri olmayan konularda mübahın, harama katılmasına benzemektedir ki, böylece hepsini haram kılmış olur; tıpkı iaşenin, helal kesilen ete karışmış olması gibidir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. el-Muvaffak der ki: Bunda bir hilafın olduğunu bilmiyorum. Bunların köle olarak tutulmaları hakkında ise iki görüş gelmiştir:

Birincisi: Bu, haramdır. Nitekim öldürme konusunda zikri geçen açıklamalarda ifade edildiği üzere bu, İmam Şafii’nin mezhebini oluşturmaktadır.
İkincisi: Aralarında kura çekilir. Eman sahibi kura ile neticelenir ve diğerleri de köle olarak tutulurlar, öldürmeye ise girişilmez. Çünkü kanın akıtılması bir şüphe sebebiyle terk edilip bırakılmıştır, köle olarak tutmak ise bunun tersinedir. Onun içindir ki kadınların ve çocukların öldürülmeleri yasaktır; ama köle olarak tutulmaları böyle değildir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/selb-kapsamina-girenler/,https://kutsalayet.de/suvari-ve-piyadenin-ganimet-payi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız