Bu paya hak sahibi olmak, savaştan geri dönme haline göredir. Savaş sonunda ganimet gelecek olur da savaşa katılmış olan piyade olursa, ona piyade payı, savaşa katılmış olan süvari olursa, ona da süvari payı verilir, ister kendi topraklarına süvari yahut piyade olarak geri dönmüş olsunlar, fark etmez. Bunu, Evzai, İmam Şafii, İshak ve Ebu Sevr söylemiştir. Süvarinin atı vardır ve bu hayvana da ganimetten bir pay vardır; savaşta bulunması ve katılması nedeniyle tıpkı pay noktasında insanların payı gibi addedilir. Bunda aslolan, söz konusu olan bu paya hak sahibi olma durumunun, savaşa katılma durumuyla ortaya konduğudur. Buna dair delil, Hz. Ömer’in: “Ganimet, savaşa katılmış olana verilir.” kavlidir. Çünkü öncesinde olmayıp, sadece bu savaş durumunda istila edilmiş olma neticesinde o mal ele geçmiş olmaktadır.
Ebu Hanife ise şöyle der: Bunda itibar edilecek olan Daru’l Harb’e girilmiş olmasıdır. Dolayısıyla bir süvari buraya (bu topraklara) girecek olursa, -savaş öncesinde atını infak etmiş olsa dahi- ona süvari payı vardır. Piyade girmiş olursa, ona da piyade payı vardır; ister bu yerde bir at almış ve onunla savaşa katılmış olsun. Ebu Hanife’den ilk görüş doğrultusunda da bir görüşü nakledilmiştir. İlim ehlinin çoğu, ganimet payının/hissesinin burada süvari için üç kısıma ayrılacağını belirtmişlerdir:
Süvari’ye bir hisse
Atı için iki hisse
Piyade’ye bir hisse
Bu görüş, içlerinde İmam Malik ve kendisine tabi olan Medine ehlinin, Sevri ve ona uyan Irak ehlinin, Leys ve ona tabi olan Mısır ehlinin, İmam Şafii, İmam Ahmed, İshak, Ebu Sevr, Ebu Yusuf ve Muhammed’in de yer aldığı eski ve yeni dönem İslam alimlerinin genel çoğunluğunun mezhebini oluşturmaktadır. Bunu, İbn Munzir söylemiştir. Zira bu hususta İbn Ömer’in rivayetine göre; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) süvari için (ganimetten) bir, atı için de iki hisse vermiştir.” Buharı ve Müslim ittifak etmiştir.
Halid el-Hiza der ki: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu buyruğunda bir ihtilaf olmamıştır: Süvari için (atı ile beraber ganimetten) üç pay, piyade için de bir pay verilir.” Bu da Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetinin sabitesine delalet eder ve bu konu hakkında icma da edilmiştir; dolayısıyla tersine yol aramak doğru değildir.
Ebu Hanife ise; süvari için bir pay verilir, demiştir. Çünkü bu noktada Mucemmi b. Cariye’nin rivayet ettiğine göre; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Hayber (topraklarını) Hudeybiye ehline taksim etti… Her bir atlıya iki hisse, her bir piyadeye de bir hisse verdi.”
Şöyle cevap verilmiştir: Muhtemeldir ki kastı şöyledir; süvari’ye atından dolayı iki hisse vermiştir, piyade’ye de bir hisse vermiştir; yani sahibine, bu durumda üç hisse eder. Bir de İbn Ömer hadisi daha sahihtir ve başkaları da ona muvafakat etmiştir. Kuşkusuz bu hadis, şaz ve yanlış olduğu aşikar olan yahut zahirine ters şekilde hamledilen bir hadisle muarız kılınamaz.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre; kişi atın üzerinde savaşmaktan aciz olursa, savaşa iştirak etmiş olan devesinden dolayı bir hisse alır. (Yine) ondan nakledildiği üzere; başka hayvana binmekten aciz olmasa dahi devesinden dolayı bir hisse alır. Buna yakın bir görüş el-Hasen’den de aktarılmıştır. Çünkü Yüce Allah: “Allah’ın, onlardan (mallarından) Peygamberine verdiği ganimetler için siz at ve deve koşturmuş değilsiniz.” (Haşr Suresi: 6) buyurur. Bir de deve, -tıpkı at gibi- yarış musabakası düzenlenmesi caiz olan bir hayvandır ve kazanması sebebiyle ödül ve pay alır.
Ebu’l Hattab ise devenin hiçbir şekilde hisse alamayacağını tercih eder. İlim adamlarının çoğunluğunun görüşü de bu yöndedir. İbn Munzir der ki: Kendilerinden ilim aldığım alimlerin icmasına göre, deve üzerinde savaşan bir kimseye ancak piyade hissesi (olmak üzere) bir pay vardır. el-Muvaffak şöyle der: İnşallah sahih olan da budur. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in atların dışındaki hayvanlar için (ganimetten) bir hisse verdiği nakledilmemiştir. Bir de mücahidler savaşlara giderken deveyle gitmiş değillerdir; belki genelde develeri sadece (yol ve diğer işleri için) bir binek şeklinde kullanıyorlardı. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in develer için bir hisse verdiği nakledilmemiştir; vermiş olsaydı bu nakledilirdi. Aynı şekilde Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra gelen halifeler ve sonrakilerde de durum aynıdır.
Bunların dışındaki katır, eşek, fil ve diğer hayvanlara gelince, -ihtilafsız olarak- bunlarda hisse yoktur.
Piyade’ye bir hissenin verileceği konusunda bir ihtilaf yoktur. Şüphesiz hadislerde geçtiği üzere Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), piyadeye bir tane hisse vermiştir. Çünkü piyade, süvari’ye göre daha az ihtiyaca sahiptir; zenginliği de süvariye oranla daha azdır. Bu da piyadenin hissesinin, süvari’den daha az olmasını gerektirmektedir.