"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Av cezası ödemede muhayyer olması

Kişi av cezası ödemede şu üç yoldan birisiyle serbest bırakılmıştır: İster o hayvanın benzerini fidye olarak verir ya da benzerini dirhem olarak ölçer ve ne kadar yiyecek olarak geleceğini hesaplar, her bir müd olarak yoksula yedirir veyahut her müd için olmak üzere oruç tutar. Hangisiyle isterse kefaretini öder, ister zengin ve isterse fakir olsun, fark etmez. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii ve Rey ashabı söylemiştir. Çünkü Allah’u Teala: “(Buna) Kabe’ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder (öldürülen avın dengini takdir eder.) Yahut (avlanmanın cezası), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffaretir yahut onun dengi oruç tutmaktır.” (Maide Suresi: 95)

Ayette geçen ve “yahut” anlamına gelen “ev” edatı muhayyerlik bildirmektedir. Eza sebebiyle fidye ödemek, yemin kefareti gibidir. Zira mahzurlu bir amelin işlenmesi sebebiyle fidye verilmesi vacip olmuştur; dolayısıyla da -eza fidyesinde olduğu gibi- zikri geçen üç şıktan birisini yerine getirmekte serbesttir. Dolayısıyla birinci şekli tercih eden kimse benzer bir hayvanı kurban eder ve etini de Harem’deki yoksullara dağıtır. Kurbanlık hayvanın kesilmesi icap eder ve bunu istediği zaman kesebilir; kurban bayramı günlerinde olması ise şart değildir.

Yemek yedirmek istiyorsa; değerini dirhem (para) olarak ve parayı da yiyecek olarak hesaplar, onları da yoksullara tasadduk eder. Bunu, İmam Şafii söyler. Çünkü benzerinin kıymeti kadar bir yiyeceği vermek icap eder. Kıymeti hesaplandığında ise mislin kıymetini vermek gerekir; tıpkı insanların mallarını misliyle vermek gibidir.

İmam Malik der ki: Ölen hayvanın kıymeti verilir, benzeri ise verilmez. Zira telef edilmesi hasebiyle kıymetini tespit etmek gerekince, telef olunan o hayvanın benzeri bulunmuyormuş gibi kabul edilir ve kıymeti verilir. Harem içinde misli kıymetine itibar edilir. Çünkü burası çıkarılıp verilme yeridir. Kıymetinin çıkarılıp verilmesi ise yeterli değildir. Çünkü Yüce Allah bu üç maddeden birisini verme noktasında kişiyi muhayyer bırakmış, bunlarda kıymetiyle ilgili bir şeyi ise bildirmemiştir. Çıkarılıp verilen yemek ise fıtır sadakasında ve eza fidyesinde çıkarılıp verilendir.

Her bir yoksula, bir müd buğdaydan olmak üzere verir. Diğer sınıflardan ise yoksul başına yarım sa’ olarak verir. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Evla olan; buğday dışında yarım sa’ miktarından daha azının verilmesinin yeterli olmayacağıdır. Çünkü şeriat, yoksulların bunlardan daha azıyla yedirilmesinde bir şey varid kılmamıştır. Bunda tevakkuf da edilmemiştir; dolayısıyla da bu, benzer sınıflara çevrilebilir. Söz konusu olan bu yiyeceklerin yalnız Harem’deki yoksullara verilmesi yeterli gelmektedir. Çünkü bu yoksullar, hacılara vacip olan hediye kurbanlıklarının yerine bedel sayıldıklarından dolayı onlara verilmesi gerekir.

Oruca gelince; İmam Ahmed’den nakledildiğine göre her bir müd yerine bir gün oruç tutar. Bu, İmam Malik ve İmam Şafii’nin görüşüdür. Yine İmam Ahmed’den nakledildiğine göre; her bir yarım sa’ yerine de bir gün oruç tutar. Bu ise Sevri ve Rey ashabının görüşüdür.

el-Kadı der ki: (Kuvvetli) görüşe göre, her bir müd buğday yerine ya da başkasından yarım sa’ yerine bir gün oruç tutar. İmam Ahmed’in (zikri geçen) iki görüşü ise her iki durumun farklılık arz etmesi durumuna hamledilmiştir. Çünkü bir gün oruç tutmaya mukabil bir müd buğday ya da başkasından yarım sa’ olmak üzere yoksula yemek yedirme vardır.

Bir müd’den az olması durumunda, onun yerine bir tam gün olarak oruç tutar. Bunu, aynı şekilde Ata, Nehai, Hammad, İmam Şafii ve Rey ashabı söylemiştir. el-Muvaffak şöyle demiştir: Onlara bu hususta muhalefet edeni bilmiyoruz. Zira oruç, parçalara bölünemeyeceğinden, tam olarak tutulması icap eder. Orucu tutarken de peş peşe tutulması gerekli değildir. Bunu, İmam Şafii ve Rey ashabı söylemiştir. Çünkü Allah’u Teala bunu mutlak anlamda emretmiştir ve -delil olmaksızın- peşpeşe tutulmasına dair bir kayıt da getirmemiştir.

Cezanın bir kısmını oruçla, diğer kısmını da yemek yedirmekle geçirmek caiz değildir. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. İmam Şafii, Sevri, İshak ve Ebu Sevr de bunu söylemişlerdir. Muhammed b. el-Hasen ise bir kısmını yemek yedirmekten aciz olması halinde bunu caiz görmüştür. (Ama) bu, doğru değildir. Çünkü bu bir tane kefarettir ve -diğer kefaretlerde olduğu gibi- bir kısmını yemek yedirmeye ve diğer kısmını da oruç tutmaya sevk etmez.

Misli/benzeri olmayan hayvanların öldürülmelerinde ise kişi, kıymetini hesap edip onun bedelini yoksullara yedirmekle yahut oruç tutmakla muhayyer bırakılmıştır. Çünkü Allah’u Teala (ayetteki) bu üç madde hakkında onu serbest bırakmıştır. Üçünden birisi ortadan kalkınca, artık söz konusu hüküm, bu kalan diğer iki maddenin muhayyerliğinde kalmış olur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/devekusu-ve-guvercinin-fidyesi/,https://kutsalayet.de/avi-tekrar-oldurme/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız