el-Muvaffak der ki: Özrün olması durumunda binekli bir kimsenin tavafının, geçerli olacağı hususunda ilim adamları arasında bir ihtilaf yoktur. Çünkü İbn Abbas’ın rivayetine göre; “Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Veda haccında mihcen (ucu eğri bir değnek) ile Hacer-i Esved rüknünü istilam ederek bir deve üzerinde tavaf etti.”
Ümmü Seleme’den ise şöyle dediği nakledilmiştir: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e bir hastalığımı şikayet ettim de O şöyle buyurdu: “İnsanların arka tarafında kalarak bineğinin üzerinde olduğun halde tavaf et!” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Cabir şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Veda Haccı’nda, -insanlar etrafını kapladıkları için- kendisini kolayca görebilmeleri, kendisinin de onları görebilmesi ve halkın kendisine kolayca sorabilmeleri için Beytullah’ı ve Safa ile Merve’yi bineğin üzerinde iken tavaf etti.”
el-Muvaffak der ki: İzah ettiğimiz gibi taşınan kimse, bineğe binen kimse gibidir. Özrü olmadığı halde binekli tavaf eden ya da taşınılarak yapılan tavafa gelince, bu noktada bazı görüşler ileri sürülmüştür:
1) Bu, yeterli olmaz. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Beytullah’ı tavaf etmek, namaz kılmaktır.” buyurmuştur. Bir de bu, Beytullah’a bağlı bir ameldir ve bu nedenle -namazda olduğu gibi- özürsüz olarak binek üzerinde kılınması caiz de olmaz.
2) Bu yeterli olur, ama dem/kan cezası vermeye mecbur edilir. Bu, İmam Malik’in görüşüdür. Ebu Hanife de bunu söyler yalnız o: “Eğer Mekke’de ise o tavafı iade eder, (memleketine) dönmüş olursa dem vermeye mecbur edilir.” Çünkü hac rükünlerinden olan bir vecibenin sıfatını terk etmiş sayılır; bu yönüyle de Arafat’ta gündüzleyin vakfe durup da güneş batmadan önce (Müzdelife için) yola çıkana benzer.
3) Bu, yeterli olur ve ona bir şey de gerekmez. Bunu, Ebu Bekir tercih etmiştir. Bu görüş, aynı zamanda İmam Şafii ile İbn Munzir’in mezhebini oluşturmaktadır. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) binekli olarak tavaf etmiştir. İbn Munzir der ki: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ameli varken kimsenin sözüne bakılmaz. Bunun yanında Yüce Allah mutlak surette tavafı emretmiş olduğundan, nasıl yapılacak olursa yeterli gelmiş olacaktır. Mutlak bir hükmü ise delil olmaksızın kayıtlamak caiz değildir.
Şu da var ki tavafı yaya yapmak elbetteki daha faziletlidir, bunda şüphe yoktur. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı yaya olarak tavaf ettiler. Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) de Veda haccının dışındaki tavafları yaya olarak yapmıştır.
Ümmü Seleme’nin: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e bir hastalığımı şikayet ettim de O şöyle buyurdu: ‘İnsanların arka tarafında kalarak bineğinin üzerinde olduğun halde tavaf et!’” hadisi de tavafın sadece yürüyerek olacağına ve Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’nin de binekle tavaf etmesinin yalnız bir özürden dolayı kaynaklandığına delalet etmektedir.
İbn Abbas der ki: “Şüphesiz (o gün) insanlar Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in çevresinde toplanmış ve ‘Bu Muhammed’dir, bu Muhammed’dir…’ diye konuşuyorlar ve bu sesten dolayı insanlar evlerinden başlarını çıkarıp bakıyorlardı. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in önünde ise insanlar dövülmez, itilip kakılmazdı. O sebeple insanlar onun çevresinde çoğalıp (rahat yürüme ve işlediklerinin herkes tarafından görülebilme imkanı kalmayınca) bineğe bindi…”
Aynı şekilde Cabir hadisinde geçen: “İnsanlar etrafını kapladıkları için…” ifadesi de böyledir. Bu durumda, insanların çok olması sebebiyle şiddetli bir kalabalık oluşturmuş olmaları özür sayılmıştır. Muhtemelen Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), insanlara hac ve umre ibadetlerini öğretmeyi kasdetmiş olacağından, bunu da sadece bineğinin üzerinde olduğu halde göstermesi mümkün olmuştur. Allah, en iyisini bilir.
Binekli olarak say yapmaya gelince; özür olsa da olmasa da (her halükarda) bu caizdir. Çünkü tavafı binekli olarak yapmayı men eden anlam, burada bulunmamaktadır.