İfrat ve Kıran haccı yapan kimsenin yanında hediye kurbanı olursa, bu durumda hac ihramından çıkıp onu umreye çevirmesi doğru değildir. el-Muvaffak: Bildiğimiz kadarıyla bu noktada ihtilaf eden yoktur, demiştir.
Bunun yanında İfrat ve Kıran haccı yapan kimsenin yanında hediye kurbanı varsa, tavaf edip say yaptıktan sonra haccını bozmaya niyet etmesi ve ardından umreye niyet etmesi müstehap olur. (Saçlarını) kısaltır ve ihramdan da çıkar. Böylece Arafat vakfesine katılmamış olursa, temettu da bulunan kimseye dönüşmüş olur. Bunu, el-Hasen, Mücahid ve Davud (ez-Zahiri) söylemiştir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sahih olarak geldiğine göre Veda haccında O (sallallahu aleyhi ve sellem), İfrat ve Kıran haccı yapanların -yanlarında kurbanı bulunanlar dışında- hepsinin ihramdan çıkmalarını ve onu umreye çevirmelerini (ve böylece temettu yapmalarını) ashabına emretmiştir.
Bu husus, Buhari ve Müslim’in ittifak ettiği bir çok hadis-i şeriflerde yer almaktadır ki, tevatür ve kesinliğe yakın bir anlama haizdir. el-Muvaffak der ki: Bildiğimiz kadarıyla bu hadislerin sıhhati ve Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından sabitliği noktasında ilim adamları arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır.
İlim ehlinin çoğunluğuna göre o kimseye bu durum (yani İfrat ve Kıran haccını feshedip, umreye çevirmesi) caiz değildir. Çünkü hac, iki nusuktan (hac ya da umreden) birisidir; dolayısıyla da onu umreye çevirmek için haccı bozmak caiz olmaz. Nitekim el-Haris b. Bilal’den onun da babasından yaptığı nakle göre, o: “Ey Allah’ın Elçisi, haccı feshederek (umreye çevirmek) sadece bize mi mahsustur, yoksa bizden sonrakiler için de geçerli midir?” diye sordum. Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem): “Hayır! Sadece size mahsustur.” buyurdu.
Ebu Zer’den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: “Hacda temettu yapmak yalnız Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabına özgüdür.”
Şöyle cevap verilmiştir: Onların öne sürdükleri hadis hakkında İmam Ahmed şöyle der: Bu hadisi el-Haris b. Bilal rivayet etmiştir. Peki, el-Haris b. Bilal kimdir? Yani meçhul bir kimsedir ve onu ed-Daverdi dışında nakleden de olmamıştır. Ebu Zerr’in kavline gelince, o (İmam Ahmed) der ki: Bunu hiçbir kimse söyleyebilir mi? Bir defa temettu (haccı) Allah’ın kitabında geçmektedir ve Müslümanlar bunun caiz oluşu hakkında icma da etmişlerdir. Dolayısıyla tevatür olarak sabit olmuş bir hüküm nasıl olur da bununla reddedilebilir, hatta Ebu Zerr’in de kendi görüşü olduğu halde? Nitekim Ebu Zer’den daha bilgili olanlar kendisine muhalefet de etmişlerdir. Onun bu görüşü sahabeye de zıt düşmektedir, bundan dolayı iltifat da edilemez. Kuşkusuz bu hadisin lafzı hakkında ihtilaf edilmiştir ancak, her iki yoldan ona ait gelen en sahih kavline göre yine bu, Yüce Allah’ın kitabına, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sözüne, Müslümanların icmasına ve Allah’ın Resulü’nün sabit sahih sünnetine muhalif düşmektedir. Bu nedenle (Ebu Zer’e ait) bu hadisle delil getirmek asla helal değildir. Onların ileri sürdüğü kıyasa gelince; Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kavlinin tersine olarak bu kıyasları da kabul edilemez. Bu noktada haccın umreye kıyas edilmesi doğru olmaz; çünkü haccı kaçıran ve Arafat’a katılmaktan engellenen bir kimse hakkında haccın kalbedilip çevrilmesi caizdir ve umresi de, hiçbir surette haccının yerini alamaz. Nitekim haccının feshedilip umreye çevrilmesiyle bu temettu (haccı) olmuş olmaktadır ki, böylelikle fazileti de elde etmiş sayılır. Ama umreyi hacca feshetmek ise fazileti kaçırmaktadır. Elde edilmesi gereken fazileti kazanmak yerine o fazileti kaçırmak lüzumsuz bir iştir.