Bu kısımda, temettu haccı yapan kimsenin umresini bitirip ihramdan çıktıktan sonra yerine getireceği haccın niteliği ele alınmıştır. Nitekim öncesinde Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ifa ettiği haccın bazı bölümlerini bildiren Cabir hadisi geçmişti. Biz de burada bu konu hakkında bazı özlü bilgiler vereceğiz. Bunlar, toplu olarak sahih hadiste gelen ifadelerdir ve bunları Müslim ve başkaları Cabir’den rivayette bulunmuşlardır.
Hz. Cabir, hadisi zikredip şöyle demiştir: “İnsanların hepsi ihramdan çıkıp saçlarını kestiler. Sadece Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile kurbanlarını yanlarında getirmiş olanlar ihramdan çıkmadılar. Terviye günü (Zilhicce’nin sekizinci günü) olunca Mina’ya yöneldiler ve hacc için telbiye ettiler. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) Mina’da öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını kıldı. Güneş doğuncaya kadar az bir müddet durdu ve ‘Nemira’ denilen yerde kendisi için kıldan bir çadırın (gölgeliğin) kurulmasını emretti. Kureyş, cahiliyye zamanında, Kureyş’in yaptığı gibi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Meşar-ı Haram’da vakfe yapacağından şüphe etmiyordu. Fakat Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), burada durmadan geçti. Arafat’a gelince Nemre’de kendisi için emretmiş olduğu gölgeliği kurulmuş olarak buldu. Oraya indi, güneş batmaya meyledince Kasva adındaki devesinin getirilmesini emretti. Hayvanı hazırladı. Arefe vadisinin ortasına geldi. Orada halka hutbe okudu…
Sonra ezan okunmasını ve kamet getirilmesini emretti. Önce öğleyi kıldı. Sonra yine kamet getirilmesini emretti. İkindiyi de kıldı. Bunların arasında başka namaz kılmadı. Sonra hayvanına bindi. (Arafat’taki) kendisine mahsus vakfe yerine gelince devesi Kasva’nın karnını kayalara doğru çevirdi. İnsan kalabalığı da vakfeye devam etti. Sonra Üsame’yi devesinin sırtına alıp Arafat’tan Müzdelife’ye indi. Devenin yularını o kadar kasmıştı ki, devenin başı önüne isabet ediyordu. Sağ eliyle işaret ederek: “Ey İnsanlar! Yavaş olun, vakar ve sükunetinizi muhafaza edin.” diyordu. Kum yığınlarından birine geldikçe geçinceye kadar yuları hafif salıveriyordu.
Müzdelife’ye gelince orada, bir ezan ve iki kamet ile akşam ve yatsı namazını kıldı. Aralarında başka namaz kılmadı. Sonra sabaha kadar yatıp uyudu. Sabahın ağardığının farkına varınca, bir ezan ve kametle sabah namazını kıldı. Sonra yine (devesi) Kasva’ya bindi, Meşar-i Haram’a gelince kıbleye dönüp dua etti. Allah’ı tevhid edip, tekbir ve tehlil getirdi. Sabah tam aydınlanıncaya kadar orada durdu. Güneş doğmadan önce ayrıldı…
Muhassir vadisine gelince yürüyüşünü hızlattı. Sonra Cemre-i Kübra’ya çıkan orta yolu tuttu. Ağaç yanındaki cemre’ye gelince, her birine atarken tekbir getirerek yedi çakıl taşı attı. Bakla tanesi büyüklüğünde olan taşları vadinin ortasından attı, sonra kurban kesme yerine geldi. Orada kendi eliyle tam altmış üç deve kesti. Ötekilerini kesme işini Hz. Ali’ye bıraktı. Kurbanlarına onu da iştirak ettirdi. Sonra her kurbandan birer parçacık alınmasını emretti. Alıp bir kapta pişirdiler, her ikisi de kurbanların etinden yiyip çorbasından içtiler. Bundan sonra Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hayvanına binip Kabe’ye gitti. İfada tavafını yaptı. Öğle namazını Mekke’de eda etti. Zemzem kuyusu etrafında sakalık vazifesini gören Abdülmuttalib oğulları yanına geldi ve: “Ey Abdülmuttalip oğulları! Suyu çekiniz, suyu çekiniz. İnsanların sakalık (su verme) vazifenizi alıp, size galip gelmelerinden korkmasam sizinle birlikte ben de su çekerdim.” buyurdu. Bunun üzerine kendisine bir kova içinde su takdim ettiler, O da bu sudan içti.”