Karışıklığın giderilmesi için ihrama girilirken bu niyeti “nutk/dil” ile telaffuz etmek, müstehap görülmüştür. Dili ile nutk etmeyecek olur da sadece (kalbiyle) niyet edecek olursa, bu da İmam Ahmed, İmam Malik ve İmam Şafii’nin görüşüne göre yeterli gelir. Buna göre şayet niyet ettiği şeyden başkasını nutk edecek olursa; mesela umreye niyet edecek olur, ama dili hacca kayacak olursa yahut tam tersi olacak olursa, bu durumda niyet ettiği bağlayıcı olur, dili ile telaffuz ettiğine bakılmaz. İbn Munzir der ki: Kendilerinden ilim ezberlediğim her bir ilim adamı bu hususta icma etmişlerdir. Çünkü vacip olan niyettir, itimad edilen de budur; dil ile telaffuz edilmesine ise bakılmaz, dilin herhangi bir etkisi de yoktur.
Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Telbiye söyleyinceye ya da hediye kurbanlıklar gönderilinceye kadar sadece (kalben) niyet etmekle de ihram gerçekleşmez. Çünkü bu noktada Hallad b. es-Saib’in, babasından yaptığı nakle göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bana Cebrail geldi ve ashabıma ihlal ve telbiyede seslerini yükseltmelerini emretmemi emir buyurdu.”
Bundan maksadın müstehap olduğu şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü bunun (telbiyenin) mantığında zaten seslerin yükseltilmesi vardır ve bunun vacip olmadığı hususunda da bir ihtilaf yoktur. Dolayısıyla da sesli söylenmesinin zorunluluğu söz konusu değildir.