"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Mikat yerlerini ihramsız olarak geçmek:

Kim mikat yerlerini hac ya da umre ibadetlerini yerine getirmek için ihramsız olarak geçecek olursa, onun imkân ölçüsünde tekrar geriye dönüp o mikat yerinden ihrama girmesi gerekmektedir; ister bilerek geçmiş olsun ya da bilmeyerek geçmiş olsun, veyahut bu şekilde geçmesinin haram olduğunu bilmiş olsun ya da bilmemiş olsun, fark etmez. Buna göre tekrar geriye dönüp o mikat yerinden ihrama girecek olursa, ona bir şey lazım gelmez.

el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çünkü o, ihrama girilmesinin emredildiği söz konusu mikatlardan birisinde ihrama girmiş olduğundan —sanki mikatı ihramsız geçmemiş gibi— kendisine bir şey de gerekmez.

Mikatların dışında bir yerde ihrama girecek olursa, bu durumda dem (koyun vb. kan akıtma cezası) gerekir; ister mikatlara geri dönmüş olsun ya da olmasın, fark etmez. Bunu ise İmam Malik söylemiştir. Çünkü bu noktada İbn Abbas’tan gelen merfu ve mevkuf bir rivayet şöyle gelmiştir:
“Her kim hac ve umre ibadetlerinde bir ibadet görevini unutacak ya da terk edecek olursa, kan akıtması gerekir.”

Şafii mezhebinin zahir görüşüne göre, bu kimse mikata geri dönecek olursa, ona bir şey yapması lazım gelmez. Ancak (Arafat) vakfesi ve kudüm tavafı gibi hac amellerinden bir şeyi karıştırmış olması durumu hariç; böyle bir durumda dem/kan cezasını yerine getirmesi icap eder.

Ebu Hanife’den ise; şayet mikata geri döner ve tekrar telbiye getirecek olursa, ondan dem/kan cezası sakıt olur, telbiye getirmeyecek olursa o zaman dem cezası sakıt olmaz, dediği nakledilmiştir.

Şöyle cevap verilmiştir:
Mikatların dışında bir yerde ihrama girmesi halinde ona dem cezası vermek gerekli olur; ister mikatlara geri dönmesin, ister Şafii’ye göre geri dönmüş olsun, veyahut isterse Ebu Hanife’ye göre telbiye getirmemiş olsun, fark etmez. Zira dem/kan cezası, mikatlardan geçerken ihram terk edildiği için vacip olduğundan, artık bu ceza geriye dönülmüş olması ya da telbiye getirilmesiyle ortadan kalkmaz.

Hac ya da umre ibadetlerini yerine getirmek amacı olmaksızın mikat yerlerini geçmeye gelince, bu iki kısma ayrılmaktadır:

Bu kimse Harem’e girmeyi kasdetmez de sadece başka bir işi ve ihtiyacı için girmiş olursa —ihtilafsız olarak— onun ihram giyinmesi gerekli değildir ve bunun yanında ihramı terk ettiğinden dolayı da bir şey vermesi gerekmez. Sonra, ne zamanki bu ihram için bir şey ortaya çıkar da bu sefer ihramı yeniden giyinmeye azmedecek olursa, bu durumda o, bulunduğu yerde ihrama girer; bir şey vermesi de gerekli değildir.
Bunu, İmam Malik, Sevri, İmam Şafii ve Ebu Hanife’nin iki arkadaşı (olan Ebu Yusuf ve Muhammed) söylemiştir. İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, bu kişi mikat yerine tekrar geri döner ve baştan ihrama girer. Bunu ise İshak söylemiştir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Birinci görüş daha sahihtir. Zira İmam Ahmed’in görüşünden anlaşılan, üzerine ihram giyinmek vacip olan kimselerin mikatları geçmesi hâline münhasırdır… Çünkü bu, mikatların dışında mübah olan bir vaziyet üzere hasıl olmuştur ve bu şekilde de onun —tıpkı o yerin ehliymiş gibi— o yerden ihrama girmesi söz konusudur.
Bir de bu görüş, evi mikatların dışında bulunan bir kimsenin durumuna götürmektedir. Şöyle ki, bu kişi söz konusu olan mikatlara çıkıp sonra evine tekrar geri dönüyor ve buradan ihrama girmeyi murad ettiğinde, onun tekrar o mikatlara çıkması lazım gelmiş olur ki, bunun bir açıklaması yoktur. Zira bu, aynı zamanda Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in:
“Bunlar, hac ve umre yapmak isteyen bu memleketler halkı ile diğer memleketlerden yolları bu mevkilere uğrayan kimselerin mikatlarıdır.”
kavline de muhaliftir.

Mekke’ye ya da başka yere girerek, Harem’e girmeyi kasdetmesi durumu. Bu kimseler ise üç kısma ayrılmaktadır:
Birincisi: Tekrar tekrar girmek durumunda olduğu bir ihtiyacı ya da girip çıkmak zorunda kaldığı bir işi bulunan kimse. Onun ihram giyinmesi gerekmez. Çünkü ona ihramı gerekli görmek demek, onun devamlı olarak ihramlı olması anlamına gelmiş olacaktır ki, bu da ona zorluk vermiş olacağından dolayı, sakıt olur. Bunu İmam Şafii söylemiştir.

Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Mikat sınırları dışında bulunanlar hariç, Harem’e ihramsız olarak girmek caiz değildir. Çünkü bu durumda Harem’e girmek için mikatlar aşılmış olur ki, ihramsız olarak mikatları aşması —başkasına caiz olmadığı gibi— ona da caiz değildir.

Mikatları aştıktan sonra hac ve umre ibadetlerini yapmak isteyecek olursa, bulunduğu yerden ihrama girer; tıpkı önceki maddede geçtiği gibi. Bu konuda birtakım ihtilaflar yer almaktadır.

İkincisi: Üzerlerine hac yükümlülüğü bulunmayan köle ve çocuk gibi kimseler. Mikat yerlerini geçtikten sonra bir kâfir Müslüman olur, köle hürriyetine kavuşturulur ve çocuk da bulûğ çağına girerse; ihrama girmek isteyecek olurlarsa, bulundukları yerden ihrama girerler ve üzerlerine bir dem/kan cezası da yoktur. Bunu İmam Malik, Sevri, Evzai ve İshak söylemiştir. Bu, kâfirin Müslüman olup, çocuğun da bulûğ çağına girmesi durumunda Rey ashabının da görüşünü oluşturmaktadır. Köle hakkında ise onlar: “Onun üzerine dem gerekir” demişlerdir. Çünkü onlar, üzerlerine ihramın vacip olduğu yerde ihrama girmişlerdir. Bu yönüyle de, bulunduğu yerden olmak üzere ihrama girmek istediği vakit, Mekkeli bir kimseye ve o civarda yaşayıp mikatların dışında meskûn olan kimselerin durumuna benzetilmişlerdir.

Onların tümü (köle, çocuk ve kâfir) hakkında ise İmam Şafii: “Hepsine dem/kan cezası vermek gerekir” demiştir. İmam Ahmed’den nakledildiğine göre o da, kâfir Müslüman olduğu vakit ona dem/kan gerekir görüşünü söyleyerek, İmam Şafii gibi düşünmüştür. Çocuk ve köle hakkında ise aynı şekilde kâfirin Müslüman olmasına kıyasta bulunarak —hür olup bulûğ çağına ermiş bir Müslüman gibi— ihramsız olarak mikatı geçmeleri ve ihrama mikat dışında girmeleri sebebiyle, onlara da dem/kan cezasının gerekli olacağını ifade etmiştir.

Üçüncüsü: Birinci kısımda zikri geçenlerin dışındaki kapsama dâhil olan mükellef. Onun da ihramsız olarak mikatı geçmesi caiz değildir. Bunu, Ebu Hanife ve İmam Şafii’ye bağlı bazı arkadaşları söylemiştir. Diğerleri ise: “Bu durumda ihrama girmesi vacip olmaz” demişlerdir. İmam Ahmed’den de buna dair bir rivayet gelmiştir. Çünkü bunun vacip olacağını şeriat koyar. Şâri tarafından ise bu hususta, kişinin her daim (Mekke’ye) girmesi durumunda bunun vacip olacağına dair bir nakil vârid değildir; o zaman aslı üzere kalmaktadır.

Mikatları aştıktan sonra bu ihramı giymeyi kasdedecek olursa, o zaman geri döner ve o yerden ihrama girer. Başka yerden ihrama girmesi hâlinde ona dem/kan cezası gerekir. Çünkü hac ve umre ibadetlerini yerine getirmek amacıyla bunu yapan kimse hükmünde gibi sayılmış olur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/mikat-yerlerine-varmadan-once-ihrama-girmek/,https://kutsalayet.de/hac-aylarina-girmeden-once-hac-icin-ihrama-girmek/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız