"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Zâhirî mallarda borç meselesi

Sâime (kırlarda otlayan) hayvanlar, hububat ve meyveler demek olan zâhirî mallara gelince; bunlar hakkında İmam Ahmed’den nakledildiğine göre borç, zâhirî mallarda zekâta mâni değildir. Ancak tarım ürünlerinde ve meyvelerde, özellikle de infak etmek için ödünç alınmış ürünler zekâta mâni değildir. Ebû Hanîfe ise şöyle demiştir: Hakkında talebin belirtildiği borç sebebiyle mallarda zekât yoktur ama tarım ürünleri ile meyveler bunun dışındadır. Buna göre bu mallarda vâcip olan sadaka olmayacağıdır.

Zâhirî ve bâtınî mallar arasındaki farka gelirsek; bir defa zâhiren ortada olması nedeniyle zekâtın zâhirî mallara taalluk etmesi daha etkindir ve fakirlerin gönülleri buna daha fazla bağlanır. Bu nedenledir ki zekât memuru gönderilir ve zekâtı zenginlerinden o alır. Nitekim zekâtı vermeyen kimselere karşı Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) bizzat savaşmıştır. Bunun yanında halifelerden, sadaka noktasında sessiz kalan kişiyi zekât vermekten azad ettiklerine dair bir şey gelmemiştir –nafile olarak vermeleri hali müstesna olmak üzere– onlardan bu durumdaki sadakasını sordukları da yoktur. Zira zekât memurları buldukları zekâtı alır ve borcunun olup olmadığını da sormaksızın, o kimseden zekâtı alırlardı. Bu da gösteriyor ki borç, zekâtı vermeye mâni değildir.

Borç, ancak nisabı geçmesi durumunda yahut onu eksiltmesi ve nisabın dışında kalması ya da onu müstağni kılmayacak derecede bunu ödeyecek bir imkân bulamaması hâlinde zekât vermeye engel olur.

Meselâ, iki yüz gümüş dirhem borcu olan bir adam gibi, hakkında zekât olmayan meblağdan borcunu ödeyecek bir meblağının olması hâlinde, bu durumda onun iki yüz dirhemi var ve iki yüz dirheme ulaşmış olan ticari malları da kendisi için saklayacak olursa (ve onlarla ticaret yapmaz ise), işte bu hususta el-Kâdî:
“Bu borcuna mukabil olarak ticari eşyaları (zekât olarak) verir,” demiştir. Bu, İmam Mâlik ve Ebû Ubeyd’in mezhebidir.

Şâfiî ashabı ise şöyle demiştir:
“O, bu kavlin icâbına göre sayılır. Çünkü o, borcun meblağından fazla olarak iki yüz dirheme maliktir; dolayısıyla da bunun zekâtını vermesi vacip olur.”

İmam Ahmed’in görüşünün zâhirine göre bu kimse, borcundan ödemiş olduğu kısmını ona mukabil kılar. Bu ise Ebû Hanîfe’nin mezhebidir. Leys’ten de bu doğrultuda görüş nakledilmiştir. Çünkü borç, imkân bulunduğu vakit cinsinden ödenip edâ edilir; dolayısıyla mukâbilinde borcu vermek daha evlâ sayılır.

İmam Ahmed’in buradaki sözünün şöyle yorumlanması muhtemeldir:
Ticari mal onun aslî ihtiyaçlarına taalluk ediyor da, ihtiyacından artan bir miktar da geriye kalmıyorsa, neticede bu onun borcunu kapatmadığı için söz konusu olmuştur. Bu durumda el-Kâdî’nın sözü, “ticari mallarda ihtiyacından fazlasının olması” şekliyle hamledilmiştir ki bu açıklama daha güzeldir. Çünkü o kimse bu hâlde iken, ihtiyacından fazla bir nisaba ve borcunu ödeyebilecek bir mala sahip olmuş sayılır. Dolayısıyla da –borcu yokmuş gibi– zekât vermesi gerekli olur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/borc-zekata-mani-midir/,https://kutsalayet.de/borcun-zekati/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız