"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Borcun zekâtı

Borç iki kısıma ayrılır:

1) Bir kimsenin başkasına borcu olduğunu itiraf eden ve ödemek için de girişimde bulunan kimsenin borcu. Bu borcun zekâtını (alacaklının) vermesi gereklidir; ancak borcun meblağı eline geçmedikçe onun zekâtını vermesi gerekmez. Eline geçmesi hâlinde ise —önceden ödemediği de varsa— onları da aynı şekilde eda edip öder. Bunu, Sevrî, Ebû Sevr ve Rey ashabı söylemiştir. Çünkü bu borç, o kimsenin zimmetinde hâlen sabittir ve o borcunu almadığı sürece de ondan zekât vermesi gerekli değildir. Tıpkı ödeyecek durumu olmayan kimse gibi. Çünkü zekâtın adaletli ve uygun bir yolla verilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz zekâtın faydasız bir mal şeklinde çıkarılıp verilmesi de adaletli bir çıkarış sayılmaz. Bu kimse (borcunu aldığı vakit), geçenlerin zekâtını da verir. Çünkü eline geçen bu meblağlar artık kendisiyle istifade edilen faydalı mallar cümlesinden sayılacağı için —diğer mallarda olduğu gibi— bunların da zekâtını vermesi gerekli olur.

İmam Şâfiî ve İshak ise şöyle demişlerdir: Bu kimse, her hâlükârda —borcunu geri almamış olsa dahi— çıkarıp zekâtını vermelidir. Çünkü o kişi, borcunu almaya ve onda tasarrufta bulunmaya muktedirdir. Bu sebeple de —vedia (bir kimseye koruması için bırakılan mal) gibi— onun zekâtını vermesi gerekir.

“Vedia’nın, sahibinin kendi elinde olan malı gibi sayılacağı, çünkü kendisine malının vedia olarak verilen kişinin, aynı zamanda o sahibinin bizzat nâibi olduğundan, malının da direkt onun gözetiminde ve onun elinde olacağı… (ancak borç konusunun bundan farklı olduğu)” şeklinde cevap verilmiştir.

Saîd b. el-Müseyyeb, Atâ b. Ebû Rebâh, Atâ el-Horasânî ve Ebû Zinâd’dan nakledildiğine göre, onlar; “Bu durumdaki kimsenin, bir sene için o borcunun zekâtını vereceğini” belirtmişlerdir.

2) Alacağı olduğu borcunu (karşısındakinin) ödemekte zorlandığı ya da onu inkâr ettiği veyahut durumu olduğu hâlde ödemeyip ertelediği şeklindeki kimsenin borcu. Bu iki kısma ayrılmaktadır:

a) Bu kimsenin borcunun zekâtını vermesi vacip olmaz. Bu, İshak, Ebû Sevr ve Irak ehlinin görüşüdür. Çünkü o, bu borcunun meblağını kullanmaya gücü yoktur. Bu şekliyle anlaşmalı kölenin malına benzemektedir.

b) Geçen açıklamalarda geçtiği üzere, bu kimse borcunu geri alıp meblağını eline geçirdiği zaman zekâtını vermesi vacip olur. Bu, Sevrî’nin görüşüdür. Nitekim bu minvalde Hz. Ali’den gelen bir rivayette, o geri gelmesi muhtemel olan bir borç hakkında (geçenlerde olduğu gibi):
“Eğer doğru söylüyorsa, bu durumda borcunu geri alıp meblağını eline geçirdiği zaman zekâtını da verir.” demiştir.
İbn Abbas’tan da buna benzer rivayet gelmiştir. İmam Şâfiî’nin de geçen iki görüş gibi iki de kavli yer almaktadır.

Ömer b. Abdülazîz, el-Hasan, Leys, Evzâî ve İmam Mâlik’ten nakledildiğine göre; bu durumdaki kişinin, borcunu geri aldığı zaman bir sene için o borcunun zekâtını vereceğini ifade etmişlerdir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/zahiri-mallarda-borc-meselesi/,https://kutsalayet.de/gaspedilmis-mal-ve-benzerleri/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız