"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Borç zekâta mâni midir?

Bir görüşe göre borç, tarım ürünleri ve ticari mallar demek olan bâtınî mallardaki zekâtın vücûbiyetine engel teşkil eder. Bunu, Leys, İmam Mâlik, Sevrî, Evzâî, İshak, Ebû Sevr ve Rey ashabı söylemiştir. Bu noktada es-Sâib b. Yezîd’in rivayet ettiğine göre Osman b. Affân şöyle derdi:
“Bu, vereceğiniz zekât ayınızdır. Öyleyse kimin borcu varsa –mallarınız hasıl olup da ondan zekâtınızı ödeyinceye kadar– borcunu ödesin.”
Bunu o (Hz. Osman), sahâbenin huzurunda söylemiş ve buna kimse de itiraz etmemiştir. Dolayısıyla da bu, onların bu noktada bir görüş birliği içinde olduklarını gösterir.

Bir de Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bu zekât, zenginlerinden alınır ve fakirlerine verilir.”
Bu da zekâtın o zenginlerden alınmasının vâcip olacağını ve bu zekâtın da yalnız fakirlerine verileceğini göstermektedir. Nitekim bu, zekât alması kendisine helâl olan kimselerden alınır. Öyleyse o kimse fakir sayılmış olmanın yanında, kendisinden zekât almak vâcip de olmayacaktır. Bu da göstermektedir ki zekât, sadece fakirlere adil bir yolla sarf edilir.

Borçlu bir kimse de sadece borcunun ödenmesine ihtiyaç duyar; bu yönüyle de fakir gibidir, hattâ daha da muhtaçtır. Başkasının ihtiyacını karşılamak için mal sahibinin ihtiyacını tâtil etmek (yok saymak), hikmete uygun değildir.

İmam Şâfiî ise yeni görüşünde şöyle der: Borç, zekâta mâni değildir. Çünkü bu kimse hür bir Müslümandır, bir sene geçmesiyle nisaba ulaşacak malı da bulunduğu için –tıpkı borcu olmayan kimse gibi– zekât vermesi vacip olur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/saduka/,https://kutsalayet.de/zahiri-mallarda-borc-meselesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız