Yağmur suları ile sulanarak elde edilen ya da yakınındaki bir sudan ve damarlarıyla sulananlar gibi bir masrafa bağlı olmayan toprakların ürünlerinden öşür (onda bir zekât), bunun yanında masrafa bağlı olarak sulanan topraklarda ise yirmide bir zekât vermek farzdır.
el-Muvaffak der ki: Bu hususta bir hilaf bilmiyoruz. Bu, İmam Mâlik, Sevrî, İmam Şafiî, Rey ashabı ve diğerlerinin kabul ettiği görüşü oluşturmaktadır. Bunun temeli, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu gelen hadisleridir:
“Göğün ve pınarların suladığı ya da sulanmaksızın kendi ince damarlarıyla su emip yetişmiş olan yer mahsullerinde öşür (onda bir zekât) vardır. Hayvanla sulanan mahsullerde ise yarım öşür vardır.”
Müslim’de ise şöyle geçer:
“Nehirler ve yağmur sularının suladığı topraklardan öşür (onda bir), develer yardımıyla sulanan topraklardan ise yirmide bir zekât vardır.”
Öşürün yarısında gözetilecek adil emek ve külfetin durumu:
Kişinin sulama yaparken birtakım âlet ve edevatla toprağı sulamak için suya ihtiyaç duymasıdır. Bunda ise külfetin miktarına, suya yakın yahut uzak olmasına itibar edilmez.
Şayet bir toprak senenin yarısında masraf ve külfetle, diğer yarısında ise külfet olmaksızın sulanıyorsa, bunda kırkta üç miktarında zekât verilir. Bu, İmam Mâlik, İmam Şafiî ve Rey ashabının görüşüdür. el-Muvaffak; bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz, demiştir.
Şayet senenin bir kısmında diğerinden daha çok masraf ve külfet varsa, o zaman çoğunluğa itibar edilerek bunun gereği yapılır, diğerinin hükmü de düşer. Bu ise Sevrî, Ebû Hanîfe ve İmam Şafiî’nin iki görüşünden birisini oluşturur. İbn Hamîd ise; bu durumda adaletle alınır, demiştir. Bu da İmam Şafiî’nin ikinci görüşüdür. Çünkü eğer ikisi de sulama zamanında eşit olursa, bu durumda hisseye göre alınır. Aynı zamanda biri diğerinden fazla da olursa, durum bu şekilde ele alınır. Mesela meyvenin iki farklı türde olması gibi.
Bu ilkindeki durum, sulamaya, sulama sayısına, her defasında suyun ulaştırılmasında bir tür zorluk ve meşakkatin söz konusu olmasına itibar edilmektedir. Nitekim bu durumda verilecek olan hüküm –sâime de olduğu gibi– ikisinden en fazla emeğin ve külfetin söz konusu olduğuna göre itibar edilir.
Şayet (hangisinin daha fazla olduğuna dair) miktarını bilmeyecek olursa, öşür (onda bir) miktarını ihtiyaten vacip sayarız. Çünkü aslolan öşürün farz olduğudur. Bu da külfetin varlığı söz konusu olunca ondan düşer. Zira adaletin gerçekleşemeyeceği bir hususta konu aslı üzere kalır.
Bir defasında kendisine öşür vermek vacip olunca, artık diğerinde öşür vermek vacip olmaz; isterse onun üzerinden seneler geçmiş olsun. Çünkü bu tür ürünler, geleceğe yönelik nemâ ve artışın gözlendiği mallar değildir. Belki de bu ürünlerin nâkıs sayılması daha âşikârdır.
Dolayısıyla ticaret yapmak için bu ürünlerden bir şeyi satacak olursa, bu durumda bu ürünler bir ticaret eşyası hükmüne dönüşür ve bir senenin geçmesi hâlinde onda ticaret zekâtı vermek farz olur.
Allah en iyisini bilir.