Farz olma zamanı; ekinlerin bittiği ve meyvelerin de olgunlaştığı zamandır. Buna göre, henüz farz olmadan önce bu ürün ve meyvelerde tasarruf edilecek olursa, bir şey vermek gerekmez. Ama farz olduktan sonra bunlardan tasarrufta bulunulacak olursa, ondan zekât vermek sakıt olmaz.
Şüphesiz meyveler kurutulması için serilmedikçe ve zirai ürünler de harman yerine koyulmadıkça, zekâtın farziyeti karar bulmaz. Şayet kişiden kaynaklanan bir telef ve tefrit olmaksızın bunlardan bir şey telef olacak olursa, bunda zekât yoktur.
İbn Münzir der ki: İlim ehli; meyveler toplanmadan evvel Harîs’in (yani ağaçtaki meyvenin miktarını tahmin eden kişinin) meyveleri hesap ettikten sonra onlara bir musibetin (hastalığın vb.) isabet etmesi halinde bir şeyin gerekmeyeceği noktasında icma etmişlerdir.
Mal sahibinin ürünü hesap ettikten sonra ve öncesinde, o nisaptan satış, hediye vb. gibi tasarruflarda bulunması sahihtir. Şayet meyveler olgunlaştıktan sonra onu satacak ya da hediye edecek olursa, bunun zekâtı satıcı ve hediye eden kimseye ait olur. Bunu el-Hasen, İmam Mâlik, Sevrî ve Evzâî söylemiştir. Bunu aynı şekilde Leys de söylemiştir; ancak bunu, satılan ürün hakkında şart koşmasını gerekli görmüştür. Çünkü bu, ancak satıcı üzerine vacip olan bir konudur; zira bu ürünlerin zekâtı satıştan önce ona farz olduğundan dolayı hüküm de bunun üzerine bâkî kalır.
Olgunlaşmadan önce meyveyi satacak olursa yahut da onu hediye eder de bir müddet sonra sattığı kişinin ya da hediye ettiği kişinin elinde o meyve olgunlaşacak olursa, bunda zekât vermesi gerekir. Çünkü vücûb sebebi henüz onun mülkünde iken mevcut olduğundan, bu da ona ait sayılır.