Mal sahibinin ölmesi sebebiyle onda bulunan zekât sakıt olmaz ve —vasiyet etmemiş olsa dahi— onun malından çıkartılıp zekât verilir. Bu, İmam Mâlik, İmam Şâfiî, İshak ve Ebû Sevr’in kavlidir. Çünkü bu, vasiyetin geçerli olduğu vacip bir hak olduğundan —Âdemoğlu hakları gibi— ölüm ile sakıt olmaz.
Evzâî ve Leys ise şöyle demiştir: Vasiyete bir tür başlangıç olması açısından malının üçte birinden alınır; üçte birden fazlasına ise el vurulmaz. Sevrî ise, vasiyet etmediği sürece zekât verilmez, demiştir. Aynı şekilde Rey ashabı da böyle söylemiştir. Onlar; ölmeden önce vasiyet etmesi durumunda bunu “üçte bir vasiyet olarak” vermeyi ve bunun da vasiyet sahiplerinin toplu kontrolünde olacağını, vasiyet etmemesi durumunda ise zekâtın sakıt olacağını; çünkü zekâtın bir ibadet olduğunu ve niyet olmaksızın gerçekleşmeyeceğini —oruç örneğinde olduğu gibi—, ölümü sebebiyle de zekâtın sakıt olup düşeceğini ifade etmişlerdir.
Zekâtın, mâlî olan hak bir vecibe olduğu ve —borç gibi— kişinin ölmesi durumunda zekâtın ondan sakıt olmayacağı şeklinde cevap verilmiştir. Bunun yanında oruç ile namaz konusu ayrı konulardır; çünkü her ikisi de bedeni birer ibadettir ve onlar hakkında ne vasiyet ne de nâiplik geçerli olur.