"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Zekâtı vermeden önce malın telef olması

Zekât —ifrata kaçsın, kaçmasın— malın telef olması sebebiyle sakıt olmaz. Bu, İmam Ahmed’den gelen meşhur görüştür. Çünkü bu, borç gibi zimmette vacip olan bir mal olduğundan dolayı, nisabın telef olması nedeniyle sakıt olmaz.

İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, zekâtı edâ etmeye imkân bulmadan önce nisap telef olacak olursa o kişiden zekât sakıt olur. Ancak sonradan telef olacak olursa zekât sakıt olmaz. Bu, İmam Şâfiî, İshak ve Ebû Sevr’in görüşüdür. Çünkü zekât bir ibadettir ve mal ile vacip olmasına bağlıdır. Zekâtın farziyeti —hac konusunda olduğu gibi— edâ etme imkânından önce telef edilmesi neticesinde sakıt olur. Bunu İmam Mâlik de söyler. Ancak o, davarları bundan istisna etmiştir. Çünkü bu noktada o: “Zekât memuru gelene değin davarlarda bir şey yoktur; şayet o gelmeden önce davarlar helak olacak olurlarsa, ona bir şey gerekmez.” demiştir.

Ebû Hanîfe ise şöyle der: Zekât, her hâlükârda malın telef olması sebebiyle sakıt olur. Ancak imam (isterse) bunu ondan talep edebilir, engelleyebilir de. Çünkü o kimse, hak ettiği konumdan önce bunu telef etmesi sebebiyle zekât kendisinden sakıt olmuş olur. Koparılmadan önce meyvenin telef olması gibi. Bir de bu, aynına bağlı bir haktır ve telef olması nedeniyle sakıt olur. Tıpkı bir katil konusunda söz konusu olan cinayet diyeti gibi.

Korununcaya kadar meyvenin zekâtının zimmette vacip olmadığı şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü bunun hükmü, (el ile) kabzedilmeyen şeylerin hükmü hakkında mevzubahistir. Bu nedenle bir âfet sebebiyle mal telef olursa, hadisin işaret ettiğine göre bunun garantisi satıcıya ait olur. “Aynı hakkında zekât vaciptir” dersek şayet, bu ondan bir parça hak etmiş olur anlamına gelmez. Ve bundan dolayıdır ki onun hakkında tasarrufta bulunmaktan alıkonulamaz.

el-Muvaffak şöyle der: İnşallah doğrusu; edâ noktasında bir ifrat olmadığı sürece zekâtın, malın telef olması sebebiyle sakıt olacağıdır. Çünkü zekâtı, adaletli bir yolla vermek gerekir. O zaman —malı olmadığı ve fakir gibi kendisine zekâtın verilmesi gibi bir konumda olduğu hâlde— onun zekâtı edâ etmesi gerekli değildir. “Tefrit”in mânâsı ise, zekâtı çıkartıp vermeye imkânı olduğu hâlde onu vermemektir. Dolayısıyla zekâtı çıkartmaya imkânı yoksa “ifrata” kaçmış sayılmaz; ister hak sahibi olmasın, ister malı uzakta olsun, ister söz konusu olan farz ona ait malda bulunmasın ve onu satın almaya ihtiyaç duyup da onu satın alamamış olsun ve isterse satın alma talebinde bulunmuş olsun ya da başkası olsun, fark etmez.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/senenin-gecmesiyle-zekatin-vacip-olmasi/,https://kutsalayet.de/zekat-farz-olduktan-sonra-mal-sahibinin-olmesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız