Rabi Eliezer şöyle der: Bir adamın yeminini, anne ve babasının onuru için çözmeye başlayabiliriz. Bilginler ise bunu yasaklar. Rabi Sadok şöyle der: Anne ve babasının onuru için başlamadan önce, Allah’ın onuru için başlanmalıdır. Aksi takdirde yemin diye bir şey kalmaz. Bilginler, Rabi Eliezer’e şu konuda katılırlar: Yemin, kişinin anne babasıyla ilgiliyse, onların onurunu gözeterek çözüm başlanabilir.
Rabi Eliezer ayrıca şunu da söylemiştir: “Doğmuş bir olay” üzerinden de çözüm başlanabilir. Bilginler buna da karşı çıkar. Örneğin kişi şöyle derse: “Filanca kişiden hiçbir fayda görmeyeceğim,” ve sonra o kişi bir kâtip olursa ya da oğlunu yakın zamanda evlendirecekse, kişi de “Bunu bilseydim yemin etmezdim,” derse, bu “doğmuş bir olay”tır. Ya da kişi bir eve girmeyeceğine yemin eder, o ev bir sinagog haline gelirse, kişi “Böyle olacağını bilseydim yemin etmezdim,” derse, Rabi Eliezer bu yemini geçersiz sayar, fakat bilginler geçerli sayar.
Rabi Meir şöyle der: Bazı şeyler doğmuş gibi görünse de doğmuş sayılmazlar, fakat bilginler bu görüşe katılmazlar. Örneğin kişi “Filancayı babası kötü diye almam,” derse, sonra babası ölür ya da tövbe ederse, ya da bir eve köpek var diye girmez, sonra köpek ölürse veya yılan öldürülürse, Rabi Meir’e göre bunlar “doğmuş gibi ama değil”tir, fakat bilginler bu durumu geçerli saymaz.
Rabi Meir ayrıca şöyle der: Tevrat ayetlerinden yola çıkarak da çözüm yapılabilir. Ona şöyle denir: “Sen, ‘kin tutma’ (Levililer 19), ‘kardeşinden nefret etme’, ‘komşunu sev’, ‘kardeşinle birlikte yaşa’ gibi ayetleri ihlal ettiğini bilseydin, bu yemini eder miydin?” Eğer kişi “Bunları bilseydim yemin etmezdim,” derse, yemini bozulur.
Kişinin karısının ketubası (evlilik sözleşmesi) için de çözüm yolu açılabilir. Bir adam karısından fayda görmeyeceğine yemin etmişti, ketubası dört yüz dinar idi. Rabi Akiva’nın önüne geldi ve Rabi ona ketubayı ödemesini söyledi. Adam, “Babam sekiz yüz dinar bırakmıştı, kardeşim dört yüz aldı, ben de dört yüz aldım. O iki yüz alsın, ben iki yüz alayım,” dedi. Rabi Akiva ona şöyle cevap verdi: “Başını satarak bile olsa, ketubayı ödemelisin.” Adam “Böyle olacağını bilseydim yemin etmezdim,” deyince Rabi Akiva yemini kaldırdı.
Şabatlar ve bayram günleri vesilesiyle de çözüm yapılabilir. Başlangıçta şöyle denirdi: Bu günler helaldir, diğer günler haramdır. Rabi Akiva gelip öğretti ki, bir kısmı helal kılınan yemin tamamen helaldir.
Nasıl olur? Kişi “Hepinizden fayda görmeyeceğim,” derse ve biri helal kılınırsa, hepsi helal olur. “Bu ve şu kişiden fayda görmeyeceğim,” derse ve ilki helal olursa, hepsi helal olur. Eğer sonuncusu helal olursa, sadece o helal olur, diğerleri haram kalır. Ortadaki kişi helal kılınırsa, ondan sonrakiler helaldir, öncekiler haram. Kişi “Şu bana kurban, şu da kurban,” derse, her biri için ayrı çözüm gerekir.
Kişi, “Şarap içmeyeceğim, çünkü bağırsaklara zararlıdır,” derse, ona şöyle denir: “Yaşlanmış şarap bağırsaklara iyidir.” O hâlde yaşlanmış olan serbesttir. Sadece o değil, tüm şaraplar da serbesttir. “Soğan yemeyeceğim, çünkü kalbe zararlıdır,” derse, “Kufri soğan kalbe iyidir,” denir. O zaman kufri soğan serbesttir, hatta tüm soğanlar serbesttir. Böyle bir olay yaşanmış ve Rabi Meir tüm soğanlar için izin vermiştir.
Bir kişinin kendi onuru ve çocuklarının onuru için de çözüm başlatılabilir. Ona şöyle denir: “Yarın senin hakkında şöyle diyecekler: Filancanın karılarını boşadığı kışıdır. Kızları da boşanmış kadınların çocuklarıdır. Onların anneleri neden boşandı?” Eğer kişi “Böyle olacağını bilseydim yemin etmezdim,” derse, yemin bozulur.
“Filanca kadını çirkin olduğu için almam,” deyip sonra onun güzel olduğu anlaşılırsa, ya da siyah deyip beyaz, kısa deyip uzun olduğu görülürse, yemini geçersiz olur. Çünkü bu bir hata üzerinedir. Bir adam kız kardeşinin kızından fayda görmeyeceğine yemin etmişti. Onu Rabi İşmael’in evine getirdiler, güzelleştirdiler. Rabi İşmael ona “Bu kızdan mı yemin ettin?” dedi. Adam “Hayır,” dedi ve Rabi İşmael yemini kaldırdı. Rabi İşmael o an ağlayarak şöyle dedi: “İsrail kızları güzeldir, ama fakirlik onları çirkinleştirir.” Rabi İşmael öldüğünde, İsrail kızları ağıt yakarak şöyle derdi: “Ey İsrail’in kızları, Rabi İşmael’e ağıt yakın.” Tıpkı Davud’un, “Ey İsrail’in kızları, Şaul’a ağıt yakın” dediği gibi.