O inkâr edenler, kalplerine câhiliye öfkesini yerleştirmişlerdi. Allah, resulü ve müminler üzerine sekînetini indirdi ve onları takva sözüne bağladı. Onlar bu söze daha layık ve ehildiler. Allah her şeyi bilendir.
Diyanet Vakfı
O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükunet ve güvenini indirdi, onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar buna layık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.
Kurtubi Tefsiri
Hani kâfirler kalplerinde o taassub ve klbiri, yani cahiliye taassub ve kibirini koymuşlardı da Allah da hemen huzur ve sükununu Rasûlünün ve mü’minlerin üzerine indirmişti. Onlara takva sözü üzerinde sebat vermişti. Onlar zaten buna daha layık ve buna ehil idiler. Allah herşeyi çok İyi bilendir.
Âyetin başındaki:
“Hani” lâfzındaki amil yüce Allah’ın:
“Elbette… azaplandırmış olacaktık” anlamındaki âyettir. Yani onlar bunu yaptıklarında Biz de elbette onları azaplandıracaktık. Yahut amil, “Hatırlayın ki”
anlamındaki mukadder bir fiildir.
“Hamiyet: Taassub ve kibir” âyeti “failet” vezninde olup kibirlilik demektir. Bir işten utandığını bundan sıkılıp öyle bir işi yapmayı kendisine yedirmediğini anlatmak isteyen bir kimse: “Ben bu işi kendime yediremiyorum, kendine yedirememek” denilir. el-Mütelemmis’in şu beyitinde de bu anlamda kullanılmıştır:
“Şunu bil ki, şüphesiz ki ben onlardanım, benim namus ve şerefim
onların namus ve şerefidir, Burnunu kökten koparılmaya karşı himaye eden bir kimse gibiyim.”
ez-Zührî dedi ki: Onların hamiyeti Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın risaletini ikrar etmeyi ve “rahman ve rahim Allah’ın ismi ile” diye başlamayı kabullenmeyişleri ile müslümanları Mekke’ye girmekten engellemiş olmalarıdır. “Rahmân ve rahim Allah’ın ismi ile’: ve “Muhammed Allah’ın Rasûlüdür” ibarelerinin yazılmasını kabul etmeyen kişi önceden de geçtiği üzere Süheyl b. Amr idi.
İbn Bahr dedi ki: Onların hamiyetleri yüce Allah’ı bırakarak tapındıkları ilahlarına taassubla bağlılıkları ve o ilahlarından başkalarına ibadet etmeyi kabul etmeyişleri, yüz çevirişleridir.
“Cahiliye taassub ve kibiri”nin şu anlama geldiği de söylenmiştir: Onlar bizim oğullarımızı, kardeşlerimizi öldürdüler şimdi de biz evlerimizde kalacağız ve onlar bizim bulunduğumuz yere girecekler (öyle mi?) Lat ve Uzza’ya yemin olsun ki o (Muhammed) buraya ebediyyen giremeyecektir, dediler.
“Allah da hemen huzur ve sükununu” yani rahatlığını ve ağırbaşlılığını
“Rasûlünün ve mü’minlerin üzerine indirmişti.” Denildiğine göre yüce Allah razı oluş ve teslimiyet ile onlara sebat verdi, o kâfirlerin kalplerine soktuğu taassubun bir benzerini mü’minlerin kalplerine sokmadı.
“Onlara takva sözü üzerinde sebat vermişti.” Takva sözünün “la ilahe ilallah” olduğu söylenmiştir. Bu, Ubeyy b. Ka’b’dan, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan diye merfu bir hadis olarak da rivâyet edilmiştir. Tirmizi, V, 386; Müsned, V, 138
Ali, İbn Ömer, İbn Abbâs, Amr b. Meymun, Mücahid, Katade, İkrime, ed-Dahhak, Sekme b. Kuheyl, Ubeyy b. Umeyr, Talha b. Mûsarrif, er-Rabî, es-Süddî ve İbn Zeyd’in de görüşü budur. Atâ el-Horasanî de böyle demiş, o ayrıca “Muhammedu’r-Rasûlullah’ı da ilave etmiştir.
Yine Ali ve İbn Ömer’den gelen rivâyete göre bu “la ilahe illallah vallahuekber” sözüdür. Atâ b. Ebi Rebah ile yine Mücahid: O “la ilahe illallah vahdehu la şerike leh, lehu’l-mülkü ve lehu’l-hamdu ve huve ala külli şeyin kadir: Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O bir ve tektir, O’nun ortağı yoktur. Mülk yalnız O’nundur. hamd yalnız O’nadır, O herşeye gücü yetendir” sözüdür.
ez-Zührî “Bismillahirrahmanirrahîm”dir demiştir. Yani müşrikler bu sözü söylemediler. O bakımdan yüce Allah bu sözü mü’minlere ait bir özellik kıldı.
“Takva sözü” kendisi ile şirkten sakınılan söz demektir. Yine Mücahid’den nakledildiğine göre
“takva sözü” ihlastır.
“Onlar zaten buna daha layık ve daha ehil idiler.” Mekke kâfirlerinden buna daha çok hak sahibi idiler.
Çünkü yüce Allah onları dini ve peygamberine arkadaşlık yapmak için seçmiştir.
“Allah herşeyi çok iyi bilendir.”