Ve yer, Rabbinin nuruyla aydınlandı. Kitap konuldu, peygamberler ve şahitler getirildi. Onlar arasında hak ile hükmolundu ve onlara zulmedilmez.
Diyanet Vakfı
Yeryüzü, Rabbinin nuru ile aydınlanır, kitap konulur, peygamberler ve şahitler getirilir ve aralarında hakkaniyetle hüküm verilir. Onlara asla zulmedilmez.
Kurtubi Tefsiri
Yer, Rabbinin nuruyla aydınlanacak. Kitab konulacak, peygamberlerle, şahidler getirilecek, aralarında hak ile hüküm edilecek. Onlara zulmedilmez.
“Yer, Rabbinin nuruyla aydınlanacak.” Yerin
“işrak”ı aydınlanması demektir. Mesela: “Güneş aydınlattı” denilir, “güneşin doğduğu bildirilmek istenirse, denilir.
“Rabbinin nuru” Rabbinin adaleti demektir. Bu açıklamayı el-Hasen ve başkaları yapmıştır. ed-Dahhak ise: Rabbinin hükmü diye açıklamıştır. Anlam birdir. Yani yer Allah’ın adaleti, kulları arasında hakkıyla hüküm vermesi ile aydınlanmış olacaktır. Çünkü zulüm, zulumat (karanlıklar), adalet ise bir nurdur.
Şöyle de açıklanmıştır: Yüce Allah kıyâmet gününde bir nûr yaratacaktır ve bu nûr yeryüzünü kaplayacak, yeryüzü onunla aydınlanacaktır.
İbn Abbâs da şöyle demiştir: Burada sözü edilen nûr, güneş ve ayın nuru türünden değildir. Bu, yüce Allah’ın yaratacağı ve onunla yeryüzünü aydınlatacağı bir nurdur.
Rivâyet edildiğine göre o gün yeryüzü gümüşten olacaktır ve ayırdedici hükmünü vermek üzere geleceği vakit, Allah’ın nuru ile aydınlanacaktır.
Âyetin anlamı şudur: Yer, yüce Allah’ın yaratacağı bir nûr ile aydınlanmış olacaktır. Burada mülkün malike izafe edilmesi kabilinden nuru kendisine izafe etmiş bulunmaktadır.
Şöyle de açıklanmıştır: Bugün, yüce Allah’ın yarattıkları arasında hüküm vereceği gündür. Çünkü o gün, beraberinde gecenin olmayacağı bir gündüz olacaktır.
İbn Abbâs ile Ubeyd b. Umeyr
“yer… aydınlanacak” âyetini: “Yer aydınlatılmış olacak'” şeklinde meçhul bir fiil olarak okumuşlardır ki; bu tefsiri bir okuyuştur.
Birtakım kimseler bu noktada sapıklığa düşmüş, yüce Allah’ın hissedilen maddi nûr ve ziya cinsinden olduğu vehmine kapılmışlardır. Halbuki O, hissedilen maddi şeylere benzemekten yüce ve münezzehtir. Aksine O, göklerin ve yerin nurlandırıcısıdır. Yaratılması ve var edilmesi itibariyle her nûr O’ndandır.
Ebû Cafer en-Nehhâs dedi ki: Yüce Allah’ın:
“Yer Rabbinin nuruyla aydınlanacak” âyetinin anlattığı bu manaya, sahih bir çok yoldan gelmiş bulunan merfu (senedi peygambere ulaşan) şu hadis açıklık getirmektedir: “Aziz ve celil olan Allah’a bakacaksınız ve onu görmek için biriniz ötekini sıkıştırmayacak.”
Bu hadis(te son cümleye tekabül eden lâfız), dört şekilde rivâyet edilmektedir. Merhum müfessirin gösterdiği şekillere göre rivâyetlerin yer aldığı kaynakların bir kısmını sırasıyla şöylece gösterebiliriz:
a) Birinci ve ikinci şekil: Buhârî, I, 203, 209, IV, 1836, VI, 2703; Müslim, I, 439; Tirmizî, IV, 687, 688; Ebû Davud, IV, 233; İbn Mace, I, 63; Müsned, IV, 360, 362, 365.
b) Üçüncü ve dördüncü şekil: Buhârî, IV, 1672, V, 2403, VI, 2704, 2706; Müslim, I, 164, 167, 170, IV, 2279; Tirmizi, IV, 691; İbn Mace, I, 63; Müsned, II, 275, 293, 368, 389, 533, III, 16, IV, 13, 362 Bunlardan birisi şeklindedir. Yani dünyada hükümdarlara baktığınız esnada herhangi bir sıkıntı çekmediğiniz gibi, bir sıkıntı ile karşılaşmayacaksınız.
Diğeri “Herhangi bir zarar ile karşılaşmayacaksınız” demektir.
Üçüncüsü “Onu kendisine göstermeyi istemek için biriniz diğerinize katılmayacaksınız” demektir. Diğeri; şeklinde olup bu konuda birbirinize muhalefet etmeyeceksiniz, demektir. Nitekim: “Ona muhalefet etti, muhalefet etmek” denilir.
“Kitab konulacak” âyeti hakkında İbn Abbâs: Levh-i Mahfuz’u kastetmektedir demiştir. Katade ise: Bununla Âdemoğullarının amellerinin yazılı olacağı kitab ve sahifeleri kastetmektedir. Kimisi kitabını sağından, kimisi solundan alacaktır, diye açıklamıştır.
“Peygamberlerle” ümmetlerinin kendilerine ne şekilde cevab verdiklerini onlara sormak üzere Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın ümmetinden de diğer ümmetlere şahitlik edecek olan
“şahitler getirilecek.” Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. Bütün insanlara karşı şahitler olasınız…” (el-Bakara, 2/143)
Şöyle de açıklanmıştır:
“Şahitler”den kasıt, Allah yolunda şehit düşenlerdir. Bunlar kıyâmet gününde Allah’ın dinini himaye eden, savunan kimseler lehine şahitlik edeceklerdir. Bu açıklamayı es-Süddî yapmıştır.
İbn Zeyd de dedi ki: Bunlar insanların amellerini tesbit eden Hafaza melekleridir. Yüce Allah:
“Herkes beraberinde bir sürücü ve bir şahit bulunduğu halde gelecektir” (Kaf, 50/21) diye buyurmaktadır. Buradaki “Saik (sürücü)” herkesi hesaba doğru sürükleyen “şahit” ise onun hakkında şahitlik edecek olandır. Bu da ileride Kaf Sûresi’nde (belirtilen âyet-i kerimenin tefsirinde) açıklaması geleceği üzere insan üzerinde görevli olan melektir.
“Aralarında hak ile” doğruluk ve adalet ile
“hüküm edilecek. Onlara zulmedilmez.” Said b. Cubeyr dedi ki: Ne onların hasenatından bir şey eksiltilir, ne de kötülüklerine bir şey ilave edilir.