Sur’a üflendi — göklerde ve yerde kim varsa çarpılıp yıkıldı, Allah’ın dilediği hariç. Sonra ona bir daha üflendi — bir de ne görsünler, onlar ayakta bakıyorlar.
Diyanet Vakfı
Sura üflenince, Allahın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar!
Kurtubi Tefsiri
Sûra üfürülmüş -Allah’ın diledikleri müstesna- göklerde ve yerde olanların hepsi ölmüş (olacak )dır. Sonra ona ikinci bir defa üfürülür, o anda onlar ayağa kalkar, bakınırlar.
“Sûra üfürülmüş -Allah’ın diledikleri müstesna- göklerde ve yerde olanların hepsi ölmüş (olacak)dır. Sonra ona ikinci bir defa üfürülür, o anda onlar ayağa kalkar, bakınırlar” âyeti ile yüce Allah yerin kabzasına alınmasından, semaların da katlanıp dürülmesinden sonra neler olacağını açıklamaktadır. Bundan sonra Sûr’a üfürülecektir.
Sûra iki defa üfürülecektir. Bunların birincisinde bütün mahlukat ölecek, ikincisinde de diriltileceklerdir. Buna dair açıklamalar daha önce en-Neml Sûresi’nde (27/87-90. âyetlerin tefsirinde) ve aynı şekilde el-En’am Sûresi’nde (6/73- âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Sûra üfürecek olan İsrafil (aleyhisselâm)’dır. Ebû Said el-Hudrî hadisi dolayısıyla onunla birlikte Cebrâîl’in olacağı da söylenmiştir. Ebû Said el-Hudrî dedi ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sûrun sahipleri (ona üfürecek iki kişi) ellerine iki boynuz almışlar ve ne zaman kendilerine emir verilecek, diye bakıyorlar.” Bu hadisi İbn Mace, Sünen’inde rivâyet etmiştir. İbn Mace, II, 1428; Münavi, Feydu’l-Kadir, II, 456da hadisi kaydettikten sonra şunları söylemektedir: “(Hadisin ravilerinden) Abbad b. Avvam vardır. el-Kaşif te şöyle denilmektedir: Ahmed (b. Hanbel) dedi ki: Onun İbn Ebi Arübeden hadis rivâyeti muzdaribdir.”
Ebû Davud’un Kitabında (Sünen’inde) ise Ebû Said el-Hudrî’den şöyle dediği kaydedilmektedir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Sûrun sahibini (ona üfleyecek olanı) sözkonusu etti ve dedi ki: “Sağında Cebrâîl ve solunda da Mikail vardır.” Ebû Davud, IV, 36; Müsned, III, 9.
(Âyet-i kerimede) istisna edilenlerin kimler oldukları hususunda farklı görüşler vardır. Bunların Arşın etrafında kılıçlarını kuşanmış bulunan şehidler oldukları söylenmiştir. Bu, el-Kuşeyrî’nin zikrettiğine göre Ebû Hüreyre yoluyla; es-Sa’lebî’nin naklettiğine göre de Abdullah b. Ömer yoluyla gelen merfu hadisler halinde rivâyet edilmiştir.
Müstesna olanların Cebrâîl, Mikail, İsrafil ve ölüm meleği (hepsine selam olsun) oldukları da söylenmiştir.
Enes yoluyla rivâyet edilen hadise göre de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yüce Allah’ın:
“Sûra üfürülmüş -Allah’ın diledikleri müstesna- göklerde ve yerde olanların hepsi ölmüş (olacak)dır” âyetini okudu, ashab: Ey Allah’ın peygamberi! Allah’ın istisna ettiği kimseler kimlerdir? diye sordular. Peygamber şöyle buyurdu: “Bunlar Cebrâîl, Mikail, İsrafil ve ölüm meleğidir. Yüce Allah ölüm meleğine -daha iyi bilen o olduğu halde- ey ölüm meleği yarattıklanmdan geriye kim kaldı? diye soracak, ölüm meleği: Rabbim diyecek Cebrâîl, Mikail, İsrafil ve senin zayıf kulun ölüm meleği kaldı, diyecek. Yüce Allah: İsrafil ve Mikail’in canını al, diyecek. Her ikisi de koca bir dağ gibi ölü olarak yere yıkılacaklar. Yüce Allah bu sefer: Öl, ey ölüm meleği diye buyuracak, o da ölecek. Yüce Allah Cebrâîl’e: Kim kaldı ey Cebrâîl? diye soracak, Cebrâîl: Ey celal ve ikram sahibi senin şanın yüce ve mübarektir. Geriye sadece senin ebedi kalıcı zatın bir de ölmeye ve yok olmaya mahkum Cibril kaldı. Bu sefer yüce Allah: Ey Cebrâîl! Senin de ölmen kaçınılmaz bir şeydir, diye buyuracak. Cebrâîl secdeye kapanacak, kanatlarını çırpacak ve: Seni tenzih ederim Rabbim, şanın yüce ve mübarektir, ey celal ve ikram sahibi” diyecek. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) devamla buyurdu ki: “Onun hilkat itibariyle Mikail’in hilkatine üstünlüğü büyükçe bir dağın küçük tepeciklerden birisine üstünlüğü gibidir.” Taberi, Câmiul-Beyan, XXIV, 29. Bunu es-Sa’lebî zikretmiştir.
Bunu en-Nehhâs da Muhammed b. İshak, Yezid er-Rukaşî’den, o Enes b. Malik’ten, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan yoluyla rivâyet etmiştir. Yüce Allah’ın:
“Allah’ın dilediği müstesna, göklerde ve yerde olanların hepsi ölmüş (olacak)dır” âyetini açıklarken Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Bunlar Cebrâîl, Mikail, Arşın taşıyıcıları, ölüm meleği ve İsrafil’dir.” Bu hadiste şunlar da vardır: “Onlar arasından en son ölecek kişi Cebrâîl (aleyhisselâm)’dır.”
Ebû Hüreyre’nin şehidler hakkındaki hadisi ise en-Neml Sûresi’nde (27/87. âyetin tefsirinde) belirtildiği gibi, az önce zikredilen hadislere göre daha sahihtir.
ed-Dahhak şöyle demiştir: Burada istisna edilenler (cennetin bekçisi) Rıdvan, huriler, Mâlik ve zebanilerdir.
Bunların cehennemliklerin akrepleri ve yılanları olduğu da söylenmiştir.
el-Hasen de şöyle demiştir: İstisna bir ve tek ve kahhar olan Allah’tır. Sema ve arz ehlinden ölümü tattırmayacağı hiçbir kimse bırakmayacaktır.
Katade: Allah kimleri müstesna kıldığını en iyi bilendir, demiştir.
Yüce Allah’ın:
“Allah’ın diledikleri müstesna” âyetindeki istisnanın, birinci Nefha’dan önce ölmüş olanlara raci olduğu da söylenmiştir. Daha önce ölmüş olanlar dışında (birinci üfürüş esnasında) göklerde ve yerde bulunan herkes ölecektir, demektir. Öncekilerin istisna edilmeleri ise önceden ölmüş olmalarıdır.
Buhârî, Müslim ve -lâfız kendisinin ait olmak üzere- İbn Mace’de Ebû Hüreyre’den şöyle dediği kaydedilmektedir: Yahudilerden bir adam Medine çarşısında: Mûsa’yı diğer insanlardan üstün kılıp seçene yemin ederim ki dedi. Yûnus (aleyhisselâm.) ile ilgili son cümle hariç olmak üzere: Buhari, II, 849, III, 1251, V, 2389; Müslim, IV, 1844; son cümleleri de dahil olmak ) üzere: İbn Hibban, Sahih, XVI, 301; İbn Mace, II, 1428; Tirmizi, V, 373; ayrıca bk. Ebû Davud, IV, 217. Ensar’dan bir adam elini kaldırıp ona bir tokat indirdi ve: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda iken sen böyle bir söz mü söylüyorsun? dedi. Ben bunu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a naklettim de şöyle buyurdu: “Yüce Allah: “Sûra üfürülmüş -Allah’ın diledikleri müstesna- göklerde ve yerde olanların hepsi ölmüş (olacak)dır. Sonra ona ikinci bir defa üfürülür, o anda onlar ayağa kalkar, bakınırlar” diye buyurmaktadır. Ben başını ilk kaldıracak kişi olacağım. Ancak Mûsa’nın Arş’ın bacaklarından birisini yakalamış olduğunu göreceğim. Bilemiyorum, acaba başını benden önce mi kaldırmış olacaktır, yoksa yüce Allah’ın istisna ettiği kimselerden mi olacaktır? Her kim ben Metta’nın oğlu Yûnus’tan hayırlıyım, diyecek olursa, yalan söylemiş olur.”
Bunu Tirmizî de rivâyet etmiş ve hakkında: Hasen, sahih bir hadistir demiştir. Tirmizi, V, 373
el-Kuşeyrî dedi ki: İstisnayı Mûsa ve şehidler hakkında kabul eden kimselere gelince, bunlar ölmüş bulunuyorlar. Şu kadar var ki, bunlar Allah nezdinde diridirler. Bununla birlikte baygınlığın hayatın sona ermeden sadece aklın zevali ile olması da mümkündür, ölüm ile olması da mümkündür. Hem ölüm, hem hayatın olması da uzak bir ihtimal değildir. Bütün bunlar aklen mümkün kabul edilebilen şeylerdir. Bunların hangisinin gerçekleşeceği hususunu tesbit etmek bu konuda haber-i sadıka bağlıdır.
Derim ki: Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’ın rivâyet ettiği hadisin rivâyet yollarından birisinde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Benim Mûsa’dan daha hayırlı olduğumu söylemeyiniz. Çünkü insanlar baygın düşecekler, ilk ayıkacak kişi ben olacağım ama bir de Mûsa’nın Arş’ın bir tarafını eliyle yakalamış olduğunu göreceğim. Bilemiyorum acaba o baygın düşüp benden önce ayılan kimselerden biri midir? yoksa yüce Allah’ın istisna ettiği kimselerden midir?” Bk. Bundan önceki iki dipno
Bu hadisi Müslim rivâyet etmiştir. Buna yakın bir ifade de Ebû Said el-Hudrî’den gelmiştir. “Ayıkmak” ise ancak baygınlıktan ve aklın baştan gitmesinden sonra sözkonusu olur. Ölüm dolayısıyla hayatın geri verilmesiyle değil. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
“O anda onlar ayağa kalkar bakınırlar.” Yani gerek yerdekilerden, gerek semadakilerden olup ölmüş olanlar kabirlerinden diriltilerek hayat bulmuş olacaklar, beden ve ruhları kendilerine geri verilmiş olacak ve kendilerine verilecek emri gözetleyip bekleyecekler.
Ayakları üzerinde dikilip kendilerine vaadolunan ba’sı gözetleyecekler, diye de açıklanmıştır.
Bir başka açıklamaya göre buradaki bakınmak (nazar), intizar (beklemek, gözetlemek) anlamındadır. Yani kendilerine neler yapılacağını gözetleyecek, bekleyeceklerdir.
el-Kisaî “ayağa kalkar” anlamındaki âyetin: (……..) şeklinde nasb ile okunabileceğini de kabul etmiştir. Nitekim: “Dışarı çıktım, bir de ne göreyim Zeyd oturuyor” demeye benzer.