Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Kıyamet günü yeryüzü O’nun avucundadır, gökler ise sağ eliyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından yücedir, münezzehtir.
Diyanet Vakfı
Onlar Allahı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü Onun tasarrufundadır. Gökler Onun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.
Kurtubi Tefsiri
Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Halbuki kıyâmet gününde arz bütünü ile O’nun kabzasındadır. Gökler ise O’nun sağ eli ile dürülmüş olacaktır. O, şirk koştuklarından münezzehtir ve çok yücedir.
“Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edemediler” âyetini el-Müberred: Allah’ı hakkettiği şekilde ta’zim edemediler, diye açıklamıştır. Bu ifade: ” Filanın kadri büyüktür” tabirinden gelmektedir. en-Nehhus dedi ki: Buna göre anlam şöyle olmaktadır: Bunlar Allah’ı layıkı şekliyle tazim edemediler. Çünkü O’nunla birlikte başkasına ibadet ettiler. Halbuki O, herşeyin yaratıcısı ve malikidir. Daha sonra yüce Allah kudret ve azameti hakkında haber verip şöyle buyurmaktadır:
“Halbuki kıyâmet gününde arz bütünü ile O’nun kabzasındadır. Gökler ise O’nun sağ eliyle dürülmüş olacaktır.” Daha sonra yüce Allah bunun herhangi bir organ ile olacağından kendi zatını tenzih ederek:
“O, şirk koştuklarından münezzehtir ve çok yücedir” diye buyurmaktadır.
Tirmizî’de Abdullah (b. Mesud)’dan şöyle dediği kaydedilmektedir: Bir yahudi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gelip şöyle dedi: Ey Muhammed! Allah semavatı bir parmak üzerinde diğer bütün yaratıkları da bir parmak üzerinde tutar, sonra da: Ben el-Melik’im (mutlak malik ve egemenim) der. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) azı dişleri görülünceye kadar güldü, sonra şöyle dedi: “Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edemediler.” (Tirmizî) dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir. Buhârî, IV, 1812, VI, 2692, 2712, 2729; Müslim, IV, 2147, 2148; Tirmizi, V, 371; ned, I, 378, 429, 457.
Buhârî ve Müslim’de de Ebû Hüreyre’den şöyle dediği kaydedilmektedir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Allah kıyâmet gününde yeri kabzasına alır, semayı da sağında dürer. Sonra da: “Ben melik olanım, yeryüzünün melikleri (hükümdarları) nerede?” diye buyurur.” Buhârî, IV, 1812, V, 2389, VI, 2688; Müslim, IV, 2148; İbn Mace, I, 68; Müsned, II, 374.
Tirmizî’deki rivâyete göre, Âişe (radıyallahü anha) Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a yüce Allah’ın:
“Halbuki kıyâmet gününde arz bütünü ile O’nun kabzasındadır. Gökler ise O’nun sağ eli ile dürülmüş olacaktır” âyeti hakkında soru sormuş ve şöyle demiştir: Ogün insanlar nerede olacaktır, Ey Allah’ın Rasûlü? dedim. Peygamber: “Cehennem (üzerindeki) köprü üzerinde (olacaklardır).” diye buyurdu. Bir rivâyette de “sıratın üzerinde ey Âişe” diye buyurmuştur. (Tirmizî) dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir Tirmizi, V, 372; Müsned, VI, 116.
Yüce Allah’ın:
“Halbuki… arz bütünü ile O’nun kabzasındadır” âyeti ile
“Allah yeri kabzasına alır” ifadeleri yüce Allah’ın kudretini ve bütün mahlukatı kuşatıcılığını anlatan tabirlerdir. Mesela: Filan kişi ancak benim kabzamdadır, denilir. Bu filan kişi ancak benim güç ve kudretim çerçevesindedir, anlamındadır. İnsanlar da: Herşey O’nun kabzasındadır derken, O’nun mülk ve kudreti içerisindedir demek isterler. Bazan bir şeyin kabzedilmesi ve katlanıp dürülmesi, o şeyin yok edilip giderilmesi anlamına da gelebilir. Buna göre yüce Allah’ın:
“Halbuki… arz bütünü ile O’nun kabzasındadır” âyetinde, kıyâmet gününde arzın bütünüyle yok olup fani olacağının anlatılmak istenmiş olması ihtimali de vardır. Arz (yer)den kasıt ise yedi arzdır. Bunun da iki tanığı vardır. Birisi “halbuki… arz bütünü ile” ifadesidir, çünkü burada ifade azametli bir hali anlatmanın sözkonusu olduğu bir yerdir. Bu ise mübalağayı gerektirir. İkincisi de yüce Allah’ın:
“Gökler ise O’nun sağ eli ile dürülmüş olacaktır” âyetidir. Bununla anlatılmak istenen, herhangi bir vasıta ile katlamak ve ayakta dikilmek değildir. Bundan maksat yok olup gitmektir. Nitekim içinde bulunduğumuz durum önümüzden katlanıp gitti, başkası geldi, denilir. Üzerimizden bir süre katlanıp gitti, denilirken de bu sürenin geçip gittiği kastedilir. Ayrıca Arap dilinde sağ (yemin) kudret ve mülkiyet anlamında da kullanılabilir. Yüce Allah’ın:
“Yahut sağ ellerinizin malik olduğu” (en-Nisa, 4/3) âyetinde maksat, malik olmaktır. Yine bir başka yerde:
“Biz onu elbette sağımızla alırdık” (el-Hakka, 69/45) diye buyurmaktadır ki, kuvvet ve kudretimizle alırdık demektir. Yani Biz onun güç ve kudretini alırdık. el-Ferrâ” ve el-Müberred de sağ (yemin) kuvvet ve kudret demektir, derler ve şu beyiti zikrederler:
“Şayet bir sancak şan ve şeref için yükseltilecek olursa,
Arabe hemen onu sağı ile alıverir.”
Bir başka şair de şöyle demektedir:
“Güneşin ışığının parıldadığını gördüğümde,
Ona ihtiyacımı sağımla (kudretimle) alıverdim.
Önce Şuneyfi, ondan sonra da Faran’ı öldürdüm,
O belgeler üzerinde emin olmayan birisi idi.”
Yüce Allah’ın kudreti herşeyi kapsayıcı olmakla birlikte, özellikle kıyâmet gününün sözkonusu edilmesi o günde ileri sürülecek bütün iddiaların ortadan kalkacağından ötürüdür. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ve o günde emir yalnız Allah’ındır.” (el-İnfitar, 82/19);
“Din gününün maliki” (el-Fâtiha, 1/4) Daha önce Fâtiha Sûresi’nde (4. bölüm, 18. başlıkta) geçtiği gibi. Bundan dolayı Hadîs-i şerîfte de şöyle buyurmuştur: “Sonra yüce Allah: Ben melik olanım, yeryüzünün melikleri nerede? diye buyurur.” Bu Hadîs-i şerîf az önce geçti. Kaynakları için oraya bakını
Biz bu hususa dair daha geniş açıklamaları “et-Tezkire” adlı eserimizde kaydettik ve orada İbn Ömer’in rivâyet ettiği hadiste geçen “sonra yeri soluna dürer” ifadesindeki “sol (şimal)”in sözkonusu edilmesine dair açıklamalarda da bulunduk.