Dedi ki: “Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye yaraşmayan bir mülk ver. Şüphesiz sen, çok bağışta bulunansın.”
Diyanet Vakfı
Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın, dedi.
Kurtubi Tefsiri
Dedi ki: “Rabbim, bana mağfiret buyur ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir mülk ver bana! Çünkü Sen bol bol ihsan edersin.”
“Dedi ki: Rabbim bana” günahımı
“mağfiret buyur ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir mülk ver bana.”
Soru: Yüce Allah dünyayı yermiş, ona buğzetmiş ve Allah nezdinde değersiz olmakla birlikte, Süleyman dünyayı istemeye nasıl kalkıştı?
Cevab: Bu ilim adamları tarafından şöylece yorumlanmıştır: Yüce Allah’ın haklarını eda etmek ve mülkünü adilane bir şekilde yönetip yarattıklarını konumlarına ve mertebelerine göre yerleştirip hadlerini uygulamak, onun emrettiği mali yükümlülükleri korumak, dinin şiarlarını tazim etmek, ibadetini açıkça ortaya çıkarmak, ona itaatte bağlılığı sürdürmek, Allah’ın kulları üzerindeki geçerli hükmü ve kanunu düzenlemek ve meleklerine açıkladığı üzere yarattıklarından hiç kimsenin bilmediği vaadlerini gerçekleştirmek için olmuştur. Nitekim yüce Allah:
“Sizin bilmediğinizi herhalde Ben bilirim.” (el-Bakara, 2/30) diye buyurmuştur. Yoksa Süleyman (aleyhisselâm)’ın bu isteğinin bizatihi dünyalık için olması sözkonusu olamaz. Çünkü o da, diğer bütün peygamberler de Allah’ın yarattıkları arasında dünyaya karşı en zahid kimselerdir. O dünya mülkünü sırf Allah için istemiştir. Nitekim Nûh (aleyhisselâm) da sırf Allah için dünyalığın yok olup helâk olmasını istemişti. Her ikisi de bu istekleri dolayısıyla övülmüş ve istekleri kabul edilmiş oldu. Nûh’un duası kabul edilerek yerin üzerindekiler helâk edildi, Süleyman’a da istediği mülk verildi.
Şöyle de denilmiştir: Onun bu talebte bulunması, Allah’ın diğer kulları arasında ancak Süleyman’ın hakkı ile yerine getireceğini bildiği şekli ile, yüce Allah’ın verdiği emir üzerine olmuştur yahutta Süleyman bana çok büyük bir mülk ver demek istemiş, ancak:
“Benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak” demiştir. Ancak bu açıklama tartışılabilir. Birincisi daha doğrudur. Diğer taraftan yüce Allah ona:
“İşte bu bizim hesabsız bağışımızdır. Artık ister ver, ister vermeyip tut” diye buyurulmuştur.
el-Hasen dedi ki: Yüce Allah’ın ihsan ettiği nimetleri bakımından kulunun üzerinde belli bir yükümlülüğü bulunmayan hiçbir kimse yoktur. Bundan Dâvûd oğlu Süleyman (aleyhisselâm) müstesnadır. Çünkü ona:
“İşte bu bizim hesabsız bağışımızdır…” diye hitab etmiştir.
Derim ki: Bu da bir haber olarak rivâyet edilen: “Peygamberler arasında cennete en son girecek kişi Dâvûd oğlu Süleyman (aleyhisselâm)’dır. Buna sebep ise onun dünyadaki mülküdür.” sözünde dile getirilene aykırıdır. Kimi haberlerde de şöyle denilmektedir: “O diğer peygamberlerden kırk yıl sonra cennete girecektir.” Bunu el-Kut (Kutu’l-Kulub) müellifi zikretmiş olmakla birlikte asılsız bir hadistir. Çünkü şanı yüce Allah ona herhangi bir sorumluluk yüklemeksizin bağışta bulunduğuna göre -çünkü bu bir lütuf olmak üzere verilmişti- nasıl olur da cennete en son girecek peygamber olduğu söylenebilir. Üstelik yüce Allah:
“Şüphesiz onun yanımızda yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır” diye buyurmuştur. Sahih hadiste de şöyle buyurulmuştur: “Herbir peygamberin Allah tarafından kabul edilen bir duası vardır. Her peygamber bu duasını acilen (dünya hayatında) yapmıştır…” Buhârî, V, 2323; Müslim, I, 189; Tirmizi, V, 580; İbn Mace, II, 1440; Müsned, II, 275, 42
Bu hadis daha önceden de geçmiş idi. Böylece duası ile bir ihtiyacı karşılanmış oldu. Bundan dolayı Süleyman (aleyhisselâm)’ın bir sorumluluğu sözkonusu değildir.
Yüce Allah’ın:
“Benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak” âyeti kimsenin istemeyeceği anlamındadır. Sanki o kendisinden sonra herhangi bir kimsenin böyle bir dilekte bulunmamasını istemiş gibidir; ta ki kimse böyle bir şeyi ümit etmesin. Ancak böyle bir duanın kabul olunmamasını dilememiştir.
Yine denildiğine göre; onun kendisinden sonra kimseye verilmeyecek bir mülk istemesi, gökler ve yerdeki bütün yaratıklar arasında Allah nezdindeki konum ve üstünlüğünün açıkça görülmesi içindi. Çünkü peygamberlerin Allah’ın nezdindeki konum noktasında birbirleriyle âdeta yarışmaları vardır. Herkes Allah nezdindeki konumuna delil göstereceği özel bir yerinin olmasını arzu eder. Bundan ötürü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) namazını kesmek isteyen ifriti yakalayıp Allah da ona bu imkanı verdiğinde önce bu ifriti bağlamak istemiş, sonra da kardeşi Süleyman’ın:
“Rabbim bana mağfiret buyur ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir mülk ver bana” demiş olduğunu hatırlattı ve onu küçülmüş olarak serbest bıraktı. Buhârî, I, 176, III, 1260, IV, 1809; Müslim, I, 384; Müsned, II, 298.
Şayet ondan sonra bir kimseye ona verilenin benzeri verilmiş olsaydı, onun bu özelliği kalmazdı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şeytanların Süleyman’ın emrine verilmesi özelliğinin olduğunu ve böyle bir özelliğin kendisinden sonra kimseye verilmemesi duasının kabul edilmiş olduğunu bildikten sonra, bu özelliğinde onunla ortak olmaktan hoşlanmamış gibi görünüyor. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.