Bunun üzerine rüzgârı onun emrine verdik; buyruğuyla yumuşakça estiği yere giderdi.
Diyanet Vakfı
36, 37, 38. Bunun üzerine biz de, istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğer yaratıkları onun emrine verdik.
Kurtubi Tefsiri
Biz de, emriyle yumuşak olarak istediği yere akıp giden rüzgarı emrine verdik;
“Biz de emriyle yumuşak olarak istediği yere akıp giden rüzgarı emrine verdik.” Yani bu rüzgar güçlü ve şiddetli olmakla birlikte kimseye zarar vermesin diye yumuşak bir rüzgardı. Askerleriyle, ordularıyla, alaylarıyla bu rüzgar onu taşıyordu. Rivâyete göre onun kafileleri bir fersaha, bir fersah idi. Biri diğerinin üstünde yüz basamaktı. Her bir basamak bir kesim insanı teşkil ediyordu. Kendisi ise cariyeleri, yakınları ve hizmetçileri ile birlikte en üst basamakta idi. Allah’ın salat ve selamları üzerine olsun.
Hafız Ebû Nuaym şunu zikretmektedir: Bize Ahmed b. Cafer anlattı, dedi ki: Bize Abdullah b. Ahmed b. Hanbel anlattı, dedi ki: Bize Ahmed b. Muhammed b. Eyyub anlattı, dedi ki: Bize Ebû Bekr b. Ayyaş anlattı. O İdris b. Vehb b. Mühebbih’den dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Süleyman b. Dâvûd’un (aleyhisselâm)’ın bin tane evi vardı. Bunun üstü billurdan, altı demirden idi. Bir gün rüzgara bindi, bir çiftçinin yakınından geçti. Çiftçi ona bakarak: Gerçekten Dâvûd hanedanına çok büyük bir mülk verilmiştir, dedi. Rüzgar o çiftçinin sözünü alıp Süleyman’ın kulağına bırakıverdi. Süleyman inip çiftçinin yanına gitti ve: Senin sözünü duydum, sana gelişimin tek sebebi güç yetiremeyeceğin şeyleri temenni etmemendir. Şüphesiz yüce Allah’ın senden kabul edeceği bir teşbih (subhanallah demek) senin için Dâvûd hanedanına verilen şeylerden daha hayırlıdır. Bunun üzerine çiftçi ona: Benim üzüntümü giderdiğin gibi Allah da senin üzüntünü gidersin, dedi.
“İstediği yere, dilediği yere” demektir. Bu açıklamayı Mücahid yapmıştır. Araplar da:derler, yani “o doğruyu söylemek istedi, ancak yanlış cevab verdi.” Bu açıklamayı İbnu’l-A’rabî yapmıştır. Şair de şöyle demiştir:
“Konuşmak istedi konuşamadı,
Ayırdedici söz söyleneceği yerde de cevabı yanlış verdi.”
Himyerlilerin lehçesinde “istedi, diledi” anlamında olduğu söylenmiştir. Katade ise Hecerlilerin lehçesinde bu anlamda olduğunu söylemiştir. “İstediği yere” gitmek istediği zaman anlamında olduğu da söylenmiştir. O vakit bu ifade atılan okun isabet ettirilmek istenen hedefe isabet etmesinden alınmış demek olun.