"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Saffat 144

Diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

Diyanet Vakfı
143, 144. Eğer Allahı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

Kurtubi Tefsiri
Diriltilecekleri güne kadar (balığın) karnında kalırdı elbet.

“Eğer o, gerçekten teşbih edenlerden” yani namaz kılanlardan

“olmasaydı, diriltilecekleri güne kadar karnında kalırdı elbet.” Yani ona ceza olmak üzere bu böyle olacaktı. Bu da şu demektir: Balığın karnı kıyâmet gününe kadar onun için bir kabir olacaktı.

Balığın karnında ne kadar kaldığı hususunda farklı görüşler vardır. es-Süddî, el-Kelbî ve Mukâtil b. Süleyman, kırk gün kalmıştır derken, ed-Dahhak yirmi, Atâ yedi gün, Mukâtil b. Hayyan üç gün kalmıştır, demişlerdir. Tek bir saat (kısacık bir an) kaldığı da söylenmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

5- Yûnus’ (aleyhisselâm.)’ın Balığın Karnındaki Durumu:

Taberî’nin rivâyetine göre Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Şanı yüce Allah Yûnus’u balığın karnında hapsetmeyi murad edince, balığa onu al, fakat etini çizme, kemiğini kırma, diye vahyetti. Balık onu aldı, sonra karnında olduğu halde denizdeki yerine kadar indirdi. Denizin dibine ulaşınca, Yûnus bir ses işitti. Kendi kendisine: Acaba bu ne? diye sordu. Şanı yüce Allah balığın karnında olduğu halde ona: Bu denizdeki canlıların teşbihidir, diye vahyetti. Bunun üzerine o da balığın karnında olduğu halde tesbih etti. Melekler de onun teşbihini işittiklerinde: Rabbimiz, biz alışılmadık bir yerde zayıf bir ses duyuyoruz dediler. Yüce Allah şöyle buyurdu: Bu benim kulum Yûnus’tur. Bana karşı geldi. Ben de onu denizde balığın karnında hapsettim. Melekler dediler ki: Her gün ve her gece kendisinin salih ameli sana yükselen o salih kul mu, diye sordular, yüce Allah: Evet diye buyurdu. O vakit ona şefaatte bulundular, yüce Allah da balığa buyurduğu gibi “hasta olduğu halde” kıyıya bırakmasını emretti. Yüce Allah’ın kendisini nitelendirdiği hastalığı da, balığın onu sahile et ve kemiği yaratılmış, yeni doğmuş küçük bir çocuk gibi bırakması idi.”

Rivâyet edildiğine göre balık gemi ile birlikte başını yukarı doğru kaldırarak yol alıyor ve nefes alıyordu. Yûnus da bu arada teşbih getiriyordu. Karaya varıncaya kadar balık o gemiden ayrılmadı. Sağlam bir şekilde onu dışarı bıraktı. Onda hiçbir değişiklik olmamıştı. Bunun üzerine müslüman oldular. Bunu da Zemahşerî Tefsir’inde zikretmiş bulunuyor.

İbnu’l-Arabî de dedi ki: Bana arkadaşlarımızdan birçok kişi İmâmu’l-Haremeyn Ebû’l-Mealî Abdu’l-Melik b. Abdillah b. Yusuf el-Cüveynî’den şöyle dediğini haber vermişlerdir: Ona yaratıcı herhangi bir cihette midir? Diye sorulmuş. Hayır, O bundan yüce ve münezzehdir, diye cevap vermiş. Ona: Buna delil nedir? diye sormuşlar, o da şöyle demiş: Buna delil Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın: “Benim Yûnus b. Metta’dan daha faziletli olduğumu söylemeyiniz.” “Bir peygamberin: Ben Yûnus b. Metta’dan hayırlıyım, demesi uygun değildir” anlamında Ebû Davud, IV, 217; Tahavî, Şerhu Meani’l-Âsar, IV. 315. hadisidir. Ona: Bu rivâyette delil olacak taraf nedir? diye sorulunca, şöyle demiş: Bu açıklamayı benim şu misafirim bin dinar alıp onunla bir borcunu ödeyinceye kadar yapmayacağım, dedi. Bunun üzerine iki kişi kalkıp: Bu bin dinarı ödemeyi biz üzerimize alıyoruz, dediler. el-Cüveynî: Hayır, iki kişi buna kefil olmasın. Çünkü bu ona ağır gelir dedi. Birileri: Onu ödemeyi ben üzerime alıyorum, dedi. Bunun üzerine el-Cüveynî şöyle cevab verdi: Yûnus b. Metta kendisini denize attı ve balık onu yuttu. Denizin dibinde üç karanlık içine gömüldü ve: “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Şüphesiz ki ben zâlimlerden oldum” diye -yüce Allah’ın haber verdiği şekilde- seslendi. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ise yeşil refref’in üzerine oturup onunla meleklerin kalem cızırtılarını işiteceği noktaya kadar yukarılara ulaşıp Rabbi onunla söyleşip vahyettiği şeyleri ona vahyettiği sırada, denizin karanlıklarındaki balığın karnında yüce Allah’a Yûnus’dan daha yakın değildi.

6- Yûnus (aleyhisselâm)’ın Kendisini Denize Atması ve Kura Çekmek:

Taberî’nin naklettiğine göre Yûnus (aleyhisselâm) gemiye bindiği vakit, gemi şiddetli bir fırtınaya tutuldu. Gemidekiler: Bu sizden birinizin günahı sebebiyledir, dedi. Yûnus bu günahı işleyenin kendisi olduğunu bilerek: Bu benim günahım sebebiyledir, haydi beni denize atınız, dedi. Onlar ise kura çekmeden böyle bir teklifi kabul etmediler. “Kura çekmişti de kaybedenlerden olmuştu.”

Bunun üzerine onlara: Ben bu işin benim günahım sebebiyle olduğunu size söylemiştim, dedi. Ancak onlar yine onu ikinci defa kura çekmeden atmayı kabul etmediler. İkinci kurada da o yenilenlerden oldu. Fakat üçüncü bir defa daha kura çekmeden onu denize atmayı kabul etmediler. Üçüncü kurada da yenilenlerden oldu. Bunu görünce kendisini denize attı. Bu iş gece karanlığında olmuştu, onu balık yutmuştu.

Rivâyet edildiğine göre o gemiye yüzünü örterek binmiş ve uzakça olmayan bir yerde uyumaya çekilmişti. Tam bu esnada esen şiddetli bir rüzgar nerdeyse gemiyi batıracaktı. Gemidekiler bir araya gelip dua ettiler ve: Şu uyuyan adamı da uyandırın, o da bizimle birlikte dua etsin, dediler. Onlarla birlikte Allah’a dua etti ve fırtına dindi. Arkasından Yûnus tekrar yerine dönüp uykuya daldı. Bir rüzgar daha esti, nerdeyse gemi suda batacaktı. Yine onu uyandırdılar, Allah’a dua ettiler ve rüzgar dindi.

Onlar bu halde iken oldukça büyük bir balık onlara doğru başını kaldırdı ve gemiyi yutmak istedi. Bunun üzerine Yûnus onlara: Arkadaşlar bu benden dolayı oluyor. Beni denize atacak olursanız, siz yolunuza devam edersiniz, rüzgar da sizi korkutan tehlikeler de biter. Onlar: Kura çekmeden seni atmayız, dediler. Kura kime çıkarsa, onu denize atarız. Derken kura çektiler ve kura Yûnus’a çıktı. Arkadaşlar beni atınız, benden dolayı bu işler başınıza geliyor, dediyse de onlar: Hayır, bir defa daha kura çekmeden bu işi yapmayız, dediler. Yine kura çektiler ve yine kura Yûnus’a çıktı. Onlara: Arkadaşlar beni denize atınız, benden dolayı bu işler başınıza geliyor, dedi. İşte yüce Allah’ın:

“Kura çekmişti de kaybedenlerden olmuştu.” Yani kura ona çıkmıştı, âyeti bunu anlatmaktadır. Bunun üzerine Yûnus’u alıp geminin baş taraflarına denize atmak üzere götürdüler. Baktılar ki balık ağzını açmış bekliyor. Bu sefer geminin öbür kıyısına onu getirdiler, yine balığı gördüler. Öbür tarafa onu götürdüler, yine balığın ağzını açmış beklediğini gördüler. Yûnus bu durumu görünce, o kendi kendisini attı ve balık da onu yakaladı. Yüce Allah balığa: Ben onu sana rızık olarak vermedim. Senin karnını onun için bir kab kıldım, diye vahyetti. Balığın karnında kırk gün kaldı.

“O bakımdan karanlıklar içerisinde:

“Senden başka ilâh yoktur, Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zulmedenlerden oldum” diye seslenmişti. Biz de duasını kabul edip kendisini gamdan kurtarmıştık. Biz mü’minleri işte böyle kurtarırız.” (el-Enbiya, 21/87-88) Bu husus daha önceden de geçmişti. Buna dair açıklamalar ileride de gelecektir.

Bu olaydaki fıkhi inceliklerden birisi de şudur: Bizden öncekilerin şeriatinde de kura ile amel edilir, uygulama yapılırdı. Daha önce Al-i İmrân Sûresi’nde (3/44. âyet, 3- başlıkta) da geçtiği üzere bu bizim şeriatimizde de varid olmuştur.

İbnu’l-Arabî dedi ki: Kura bizim şeriatimizde üç yerde varid olmuştur.

1- Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yolculuğa çıkmak istediği vakit hanımları arasında kura çekerdi. Kura kime çıkarsa onunla birlikte o yola çıkardı. Buhârî, II, 916, 942, 955, III, 1055, IV, 1517; Müslim, IV, 2130; Dârimî, II. 194; Ebû Dâvûd, II, 243; Müsned, VI, 114, 117.

2- Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a başka hiçbir malı bulunmayan altı kölesini azad etmiş bir adamın davası getirildi. O da bu altı kişi arasında kura çekti. Bunların ikisini hürriyetlerine kavuşturdu, geri kalan dördü ise köle kaldı. Tirmizi, III, 645; İbn Hibban, Sahih, XI, 465.

3- İki kişi ortada alametleri kalmamış birtakım şeyleri miras iddiası ile davalaştılar. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da onlara: “Gidin, hakkı gereği gibi araştırın, sonra kura çekin. Herbiriniz de diğerine hakkını helal etsin.” diye buyurdu. Beyhakî, es-Sünenu’l-Kübra, VI, 66; Darakutnî, IV. 238; Müsned, VI, 320.

İşte kura çekmenin varid olduğu üç yer burasıdır. Bunlar ise nikâhlılar arasındaki paylaştırma, köle azad etme ve diğer paylaştırmalardır. Bu hususlarda kura çekmek, içinden çıkılmaz meseleyi ortadan kaldırıp çözüm bulmak ve herkesin arzusunun gerçekleşmesini istemesi hastalığına son vermektir.

Gazaya çıkmak hususunda zevceler arasında kura çekmenin durumu hakkında (Maliki mezhebine mensub) ilim adamlarımızın farklı görüşleri vardır. Bu iki görüşten sahih olanı kura çekileceğidir. Diğer İslâm beldelerindeki fukaha da böyle demişlerdir. Çünkü hepsi ile birlikte yola çıkmanın imkanı yoktur. Bunlardan birisini seçmek ise öbürlerine üstün tutmak demektir, geriye kura çekmekten başka bir yol kalmıyor. Altı köle meselesinde de durum böyledir. Çünkü her iki köle adamın malının üçte biri demektir. Bu ise ölüm hastalığı halinde miras bırakanın hürriyetine kavuşturabileceği miktar demektir. Gönül arzusuna göre bu iki kişiyi tayin etmek, şer’an câiz değildir. Geriye sadece kura çekmek kalıyor.

Aynı şekilde miras bırakılan eşyalar hususunda anlaşmazlık ortaya çıkarsa, kuradan başka bir yolla hakkı tesbıt etmeye imkan kalmaz. O halde hak sahibini tayin etmenin zorlaşması halinde kura bir asıl olmaktadır.

(İbnu’l-Ârabî devamla) dedi ki: Bana göre doğru olan içinden çıkılması zor herbir meselede kuranın çekileceğidir. Bu yolla problem daha açık bir şekilde çözülür ve böyle bir hususta verilecek hüküm daha güçlüdür, meseleyi daha açık ortaya koyar ve problemi ortadan kaldırır. Bundan dolayı biz diyoruz ki: Talâk hususunda hanımlar arasında kura çekmek, hürriyetlerine kavuşturmak hususunda cariyeler arasında kura çekmek gibidir.

7- insanı Denize Atmak için Kura Çekmek:

İnsanı denize atmak maksadıyla kura çekmek câiz değildir. Bu Yûnus (aleyhisselâm) hakkında ve onun döneminde bir taraftan delilinin gerçekleştirilmesi, diğer taraftan da imanının arttırılması için bir çeşit mukaddime idi. Dolayısı ile günahkâr olan bir kimsenin öldürülüp ateşe ya da denize atılması câiz değildir. Böyle bir kimse hakkında işlediği suça göre had ya da ta’zir uygulanır. Bazı kimselerin kanaatine göre deniz kaynayıp coşacak olur da gemidekiler geminin yükünü hafifletmek zorunda kalırsa, o vakit aralarında kura çekilir, geminin yükünü hafifletmek maksadı ile birileri denize atılır. Ancak bu yanlış bir görüştür. Çünkü birilerinin atılması ile gemi hafifletilemez. Bu ancak mallar hakkında sözkonusu olabilir. Fakat yüce Allah’ın vereceği hükme karşı sabretmek yolunu seçmek gerekir.

8- Teşbih ve Salih Amelin Faydası:

Yüce Allah, Yûnus (aleyhisselâm)’ın teşbih edenlerden olduğunu ve teşbihinin kurtuluşunun sebebi olduğunu haber vermektedir. İşte bundan dolayı: Salih amel, tökezlemesi halinde kişiyi yükseltir, denilmiştir.

İbn Abbâs: “Teşbih edenlerden” âyetini namaz kılanlardan diye açıklamıştır.

Katade dedi ki: O daha önceden Allah kendisini korusun diye namaz kılardı, yüce Allah da onu kurtardı.

er-Rabî’ b. Enes dedi ki: Şayet önceden onun salih bir ameli olmasaydı “diriltilecekleri güne kadar karnında kalırdı elbet.”

(Yine er-Rabî’ b. Enes) dedi ki: Hikmette şunlar yazılıdır: Salih amel tökezlemesi halinde sahibini yükseltir.

Mukâtil de dedi ki: “Teşbih edenlerden” âyeti masiyetten önce namaz kılıp itaat edenlerden… demektir. Vehb: İbadet edenlerden, diye açıklamıştır. el-Hasen dedi ki: O balığın karnında namaz kılmıyordu, ancak rahatlık dönemlerinde “önceden salih ameller işlemişti. Sıkıntılı halinde yüce Allah o salih ameli ile onu andı. Hiç şüphesiz salih amel sahibini yükseltir, tökezleyecek olursa bir dayanak bulmasına sebeb olur.

Derim ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şu âyeti da bu anlamı ifade eder: “Sizler kimin salih amel türünden kendisi için saklanabilecek bir şeyler yapabilme imkanı olursa, onu yapsın.” Ebû Abdullah el-Makdisi, el-Ehadisu’l-Muhtara, III, 77, 78. O halde kul salih bir amel işlemek için gayret eder, çabalar. Bunu Rabbine karşı ihlasla yerine getirir. İhtiyaç duyacağı, çaresiz kalacağı bir güne bunu saklar. Olanca gücüyle de bunu gizli tutar. Diğer insanlardan bunu saklar. En çok ihtiyaç duyacağı bir zamanda bu (amelinin mükâfatı olarak) ona ulaşır.

Buhârî ve Müslim de İbn Ömer yoluyla gelen hadiste Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedirler: “Vaktiyle üç kişi -bir rivâyette: sizden öncekilerden (üç kişi)- yürüyüp gezinirlerken yağmur bastırdı. Dağdaki bir mağaraya sığındılar. Mağaranın ağzını dağdan gelen bir kaya kapatıverdi. Böylelikle mağarayı üzerlerine kapattı. Biri diğerine şöyle dedi: Allah için işlemiş olduğunuz salih amellerinizi gözden geçiriniz. Bunları sözkonusu ederek Allah’a dua ediniz, belki Allah bu mağaranın kapısını size açar…” Buhârî, V, 2228; İbn Hibban. Sahih, III, 178; Müsned, II, 116.

diyere hadisi böylelikle tamamıyla zikreder. Bu çokça bilinen bir hadistir. Bunun çokça bilinmesi dolayısıyla onu bütünüyle kaydetmemize gerek bırakmamaktadır.

Said b. Cübeyr dedi ki: Yûnus (aleyhisselâm) balığın karnında: “Senden başka ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zâlimlerden oldum” deyince, balık onu dışarıya attı.

“Teşbih edenlerden” âyetinin balığın karnında namaz kılanlardan… anlamında olduğu da söylenmiştir.

Derim ki: Daha kuvvetli görünen onun bu teşbihinin kalb ile uyumlu, dil ile teşbih olduğudur. Daha önceden Taberî’nin kaydettiği ve bizim zikrettiğimiz Ebû Hüreyre yoluyla gelen hadis de buna delildir. Orada: “Balığın karnında olduğu halde tesbih etti” denilmektedir. Yine “melekler onun teşbihini işittiler. Rabbimiz biz alışılmadık bir yerde zayıf bir ses işitiyoruz, dediler.” Buna göre âyet-i kerimedeki: ” İdi” zaid demektir. “Eğer o teşbih edenlerden olmasaydı” demektir.

Ebû Dâvûd’un kitabında (Süneninde) Sad b. Ebi Vakkas’dan gelen rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Zu’n-Nûn’un balığın karnındaki duası olan: “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zâlimlerden oldum” duasını müslüman bir kişi her ne hakkında yapacak olursa, mutlaka onun duası kabul olunur.” Hakim, Müstedrek, II, 414; Ebû Abdullah el-Makdisi, el-Ehadisu’l-Muhtara, III, 235, 259- Bu husus daha önce el-Enbiya Sûresi’nde (21/87-88 âyetlerinin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

O halde Yûnus (aleyhisselâm) hem daha önceden namaz kılan ve teşbih eden birisiydi, hem de balığın karnında da böyle idi.

Haberde kaydedildiğine göre balığa şöyle seslenilmiş: Biz Yûnus’u sana rızık olarak vermedik. Seni ona bir koruyucu yer ve mescid olarak tayin ettik. Bu da daha önceden geçmiş bulunmaktadır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/saffat-143/,https://kutsalayet.de/saffat-145/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız