"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Fatır 28

İnsanlardan, canlılardan ve hayvanlardan da renkleri farklı olanlar vardır. Allah’tan, kulları içinde ancak âlimler korkar. Şüphesiz Allah güçlüdür, bağışlayandır.

Diyanet Vakfı
İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak alimler, Allahtan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.

Kurtubi Tefsiri
İnsanlardan, yerde yürüyen hayvanlardan ve davarlardan da bunun gibi çeşitli renklerde olanlar vardır. Kulları arasında Allah’tan ancak âlimler korkar. Şüphesiz Allah Azizdir, Gafûrdur.

“İnsanlardan, yerde yürüyen hayvanlardan” âyetinde geçen:

“Yerde yürüyen hayvanlar” lâfzı (son harfi olan be harfi) şeddesiz olarak da okunmuştur. Böyle bir okuyuşun bir benzeri de yüce Allah’ın

“…ve yolunu sapıtanlarınkine değil” (el-Fâtiha, 1/7) âyetini; diye şeddesiz okuyanların okuyuşudur. Çünkü bu şekilde okuyanların herbirisi iki sakini arka arkaya getirmekten kaçınmak istediğinden birisi bunların ilkine hareke vermişken, diğeri sonundakinin şeddesini hazfetmiştir. Bu açıklamayı da ez-Zemahşerî yapmıştır.

“Ve davarlardan da bunun gibi çeşitli renklerde olanlar vardır.” Yani onlar arasında da kırmızı, beyaz, siyah ve başka renklerde olanlar vardır. Bütün bunlar istediğini yapmakta serbest olan bir yaratıcının varlığına delil teşkil etmektedir. Yüce Allah burada:

“Çeşitli renklerde olanlar vardır.” buyururken, “…dan” lâfzına riayet ederek zamir müzekker gelmiştir. Bu açıklamayı el-Müerric yapmıştır.

Ebubekir b. Ayyaş da şöyle demektedir: Buradaki zamirin müzekker gelmesinin sebebi mukadder olarak varlığı kabul edilen: ya ait olmasından dolayıdır.

Bunun da takdiri şöyle olur: “İnsanlardan, yerde yürüyen hayvanlardan ve davarlardan da çeşitli renklerde olanlar vardır.” Yani beyaz, kırmızı ve siyah olanları vardır.

“Ve son derece siyah yollar” âyeti ile ilgili olarak Ebû Ubeyde şöyle demektedir: Tekil olan: “Oldukça siyah” demektir. İfadede takdim ve te’hir vardır. “Ve dağlardan siyahı oldukça koyu (olan) yollar (yaptık)” takdirindedir. Araplar rengi karga gibi oldukça siyah olan şeylere; “Oldukça siyah, koyu siyah” derler. el-Cevherî dedi ki: “Bu oldukça siyahtır” denilir. Eğer: şeklinde kullanılacak olursa, bu takdirde “siyah” lâfzı “oldukça koyu” lâfzından bedel yapılmış olur. Çünkü renklerin te’kidi öne geçirilmez. Hadiste Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğu kaydedilmektedir: “Muhakkak Allah oldukça siyah(lı) yaşlıya buğzeder.” ed-Deylemî, el-Firdevs, I, 153; el-Münavi, Feydu’l-Kadir, II, 284. Yani siyaha (saçlarını) boyayan yaşlı kimseye buğzeder, demektir. İmruu’l-Kays de şöyle demiştir:

“Gözünü uzağa dikmiş, eli (ön ayağı) yüzercesine geniş adım atıyor,

(Arka) ayağı ise (âdeta) yalayıp geçmektedir, yüzü ise simsiyahtır.”

Bir başkası da bir üzüm bağını nitelendirirken şöyle demektedir:

“Allah’ın hayret verici yarattıklarından birisi de dallarını yerin

üzerinde uzatan (bir ağaç)dır. Onun beyaz (üzüm)ü de sıkılır, simsiyahı da.”

“Bunun gibi” âyetinde ifade tamam olmaktadır. Yani kulların durumları da Allah’tan korkmak açısından böylece farklılık gösterir. Daha sonra yüce Allah yeni bir cümle ile şöyle buyurmaktadır:

“Kulları arasında Allah’tan ancak âlimler korkar. Şüphesiz Allah, Azizdir, Gafûrdur.” Bu âyet ile, Allah’ın kudretinden korkan ilim adamları kastedilmektedir. Yüce Allah’ın herşeye kadir olduğunu bilen bir kimse günah dolayısıyla cezalandıracağına da kesinlikle inanır. Nitekim Ali b. Ebi Talha, İbn Abbâs’tan yüce Allah’ın:

“Kulları arasında Allah’tan ancak âlimler korkar” âyeti hakkında şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Bunlar yüce Allah’ın herşeye kadir olduğunu bilen kimselerdir.

er-Rabî’ b. Enes dedi ki: Allah’tan korkmayan bir kimse alim değildir. Mücahid de şöyle demiştir: Alim ancak Allah’tan korkan kimsedir. İbn Mes’ûd’dan da şöyle dediği nakledilmiştir: İlim olarak yüce Allah’tan korkmak, cahillik olarak da gurura kapılmak yeterlidir.

Sa’d b. İbrahim’e: Medinelilerin en fakihi kimdir? diye sorulmuş, o da: Aralarından Rabblerine karşı en çok takvalı olanlarıdır, diye cevab vermiştir.

Yine Mücahid’den şöyle dediği nakledilmiştir: Fakih (dinde derin bilgi sahibi) ancak yüce Allah’tan korkan kimsedir.

Ali (radıyallahü anh)’dan da şöyle dediği nakledilmiştir: Gerçek anlamıyla fakih, insanlara Allah’ın rahmetinden ümit kestirtmeyen, Allah’a isyan etmeleri için onlara ruhsatlar bulmayan, Allah’ın azabından emin olmalarına sebep teşkil etmeyen, başkasına duyduğu arzu sebebiyle Kur’ân’dan yüz çevirmeyen kimsedir. Çünkü ilimsiz ibadette hayır olmadığı gibi, fıkhı bulunmayan ilimde hayır yoktur, tedebbürü (iyiden iyiye düşünmeyi) olmadan da kıraat (Kur’ân okumak) olmaz.

Dârimî Ebû Muhammed, senedini kaydederek Mekhul’den şöyle dediğini nakletmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Alimin, abide olan üstünlüğü benim sizden en alt mertebede olanınıza göre üstünlüğüm gibidir.” Daha sonra şu:

“Kulları arasında Allah’tan ancak âlimler korkar” âyetini okudu. (Devamla buyurdu ki): “Muhakkak Allah, O’nun melekleri, semavatındakiler, yeryüzünde bulunanlar, denizde balıklar, insanlara hayrı öğreten kimselere dua ederler.” Dârimî, I, 100; ayrıca bk. Dârimî, I, 109; Tirmizî, V, 50.

Bu haber mürseldir. Dârimî dedi ki: Bana Ebû’n-Nu’man anlattı (dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd anlattı: O Yezid b. Hazim’den dedi ki: Bana amcam Cerir b. Zeyd anlattı: O Tubey’i, Ka’b’tan rivâyetle şöyle derken dinlemiş: Ben amelden başka maksatla ilim öğrenen, ibadetten başka maksatla fıkıh öğrenen, âhiret ameliyle dünya isteyen, kalbleri Ebû Cehil karpuzundan daha acı olmakla birlikte koyun postları giyinen kimseleri, niteliklerini biliyorum. (Yüce Allah, haklarında şöyle buyurmaktadır): Onlar Benim rahmetime mi aldanıyorlar? Beni mi kandırmaya çalışıyorlar? Kendi zatıma yemin ederek söylüyorum ki; onlar için aralarında bulunan aklı başındaki kimseleri dahi şaşkın bırakacak bir fitnenin zamanını bekliyorum. Dârimî, I, 102.

Bu hadisi Tirmizî merfu olarak Ebû’d-Derda yoluyla rivâyet etmiştir. Tirmizî, IV, 604. Biz de bunu kitabımızın mukaddimesinde (Kur’ân ve ilim ehlinin riyakarlık ve başka hususlardan sakındırılması bahsinde) kaydetmiş bulunuyoruz.

ez-Zemahşerî der ki: Şayet: “Allah’tan ancak kulları arasında âlimler korkar” âyetinde geçen “Allah” lâfzının ref ile “âlimler” anlamındaki lâfzı da nasb ile okuyan kimsenin -ki bu Ömer b. Abdulaziz’dir, Ebû Hanîfe’nin de böyle okuduğu nakledilmiştir- şeklindeki kıraatinin izahı nedir? diye sorarsan, şöyle cevab veririm: Bu okuyuştaki “haşyet (korkmak)” istiaredir. Anlamı da: İnsanlar arasında heybetli ve kendilerinden korkulan kimselere nasıl ta’zim gösteriliyor ise, yüce Allah da bütün kulları arasından böylelerini tebcil eder ve onları yüceltir.

“Şüphesiz Allah, Azizdir, Gafûrdur” âyeti korkmanın gereğinin gerekçesidir. Çünkü bu âyet isyankârları cezalandırmasına ve onları kahretmesine, itaat ehli olan kimseleri mükâfatlandırıp onları affedeceğine delalet etmektedir. Cezalandıran ve mükâfatlandıran kimseden ise korkmak gerekir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/fatir-27/,https://kutsalayet.de/fatir-29/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız