"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Nur 34

Size apaçık ayetler, dinden önceki kavimlerden misaller ve takva sahipleri için öğütler indirdik.

Diyanet Vakfı
Andolsun ki biz size (gerekeni) açık açık bildiren ayetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.

Kurtubi Tefsiri
Yemin olsun ki Biz, size açıklayıcı âyetler, sizden önce geçmiş olanlardan misaller ve takva sahiplerine de bir öğüt indirdik.

Bu âyetlerin:

“Nikâh (imkânı) bulamayanlar da Allah, lütfundan kendilerine zenginlik verinceye kadar, iffetlerini korusunlar” bölümüne dair açıklamalarımızı dört başlık halinde sunacağız:

1- İffetlerini Koruma Emrinin Muhatabları:

“Nikâh (imkânı) bulamayanlarda… iffetlerini korusunlar” âyetinde hitab, kendi işinin yetkisini elinde bulunduran kimseleredir. Yetkisi başkasının elinde bulunanlara hitab değildir, çünkü bu durumda olan kişiyi yetkili uygun göreceği cihete götürür. Hacr altında bulunan kimse gibi. Bu hususta farklı bir görüş bulunmamaktadır. İlim adamlarının bu husustaki iki görüşünden birisine göre de hitab köle ve cariyeyedir.

2- İffetini Korumanın Mükâfatı:

İffetini korudu, iffetli davrandı” fiilinin veznî dir. Afif olmayı istemek demektir. Yüce Allah bu âyet-i kerîme ile, nikâhlama imkânını herhangi bir şekilde bulamayan kimselere iffetli olmalarım emretmektedir. Nikâhın engellerinden çoğunlukla görüleni mal sahibi olamamak olduğundan ötürü lütfuyla onu zengin kılarak kendisi ile evlenebileceği malı rızık olarak vereceği vaadinde bulunmaktadır. Ya da az miktardaki bir mehire razı olacak bir kadın bulacağını yahut kadınlara karşı duyduğu arzunun zail olacağı vaadini vermektedir.

Nesâî’nin rivâyetine göre Ebû Hüreyre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir; “Üç kişi vardır ki hepsine aziz ve celil olan Allah’ın yardım etmesi O’nun üzerinde bir haktır; Allah yolunda cihad eden, iffetli davranmak talebiyle nikâhlanan ve efendisine borcunu ödemeyi isteyen kitabet (yazışma) akdi yapmış olan.” Otuzikinci âyet, beşinci başlıkta da geçmiş bulunan bu hadisin kaynakları orada gösterilmiş htılnnmakladır.

3- İffetli Davranma Emrinin Muhatabları:

“Nikâh (imkânı) bulamayanlar da” anlamındaki âyette -görüldüğü gibi- muzaf hazfedilmiştir. Denildiğine göre burada nikâh hanımın nikâhlanrnası için gerekli olan mehir ve nafakadır. Nitekim kendisi ile örtülen elbiseye “lihâf”, giyilen şeye “libâs” denilmesi de bu kabildendir. Bu açıklamaya göre âyette hazf söz konusu değildir. Bu açıklamayı müfessirlerden bir topluluk yapmıştır. Onları bu açıklamaya iten yüce Allah’ın:

“Allah lütfundan kendilerine zenginlik verinceye kadar” âyetidir. Onlar buradan hareketle iffetli davranmakla emrolunan kimsenin, kendisiyle evlenebilecek kadar malı bulunmayan kişi olduğunu zannetmişlerdir. Ancak böyle bir açıklamaya göre, iffetli davranmakla emrolunanlar tahsis edilmektedir, bu da zayıf bir açıklamadır. Aksine iffetli davranma emri daha önceden de açıklamış olduğumuz gibi, hangi sebebten ötürü olursa olsun, nikâhlanma imkânı bulamayan herkese yöneliktir.

4- Evlenmek İsteyip İmkânları Elverişli Olmayanın Tutumu Ne Olmalıdır?

İçinde nikâhlanma arzusu bulunan bir kimse eğer buna imkân bulabiliyorsa, onun evlenmesi müstehabdır. Şayet imkânı yoksa, ona düşen iffetli hareket etmek, iffetini korumaktır. Oruçla dahi olsa bunun imkânını araştırmalıdır, çünkü oruç kişinin şehvetini keser. Nitekim sahih haberde de böyle bildirilmiştir Buhâri, Savm 10, Nikâh 2, 3; Müslim, Nikâh 1; Nesâî, Siyam 43; İbn Mâce, Nikâh 1; Dârimî, Nikâh 2; Müsned, I, 57, 378, 424, 425, 432.

Nikâhlanma arzusu taşımayan kimseye de uygun olan kendisini yüce Allah’a ibadete vermektir. Çünkü haberde: “Sizin en hayırlınız ailesi ve çocuğu olmayan (ve bu bakımdan) hafif olan kimsedir” denilmiştir.

Hür kadınlar ile evlenme İmkânı bulamama halinde cariyeleri nikâhlamanın câiz olduğuna dair açıklamalar daha Önceden en-Nisa Sûresi’nde (4/25. âyet, 1. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’a hamdolsun.

Yüce Allah’ın bu durumda olan bir kimse için iffetli olmak ile nikâhlamak arasında başka bir mertebeyi tesbit etmemiş olması, bunların dışındaki halin haram olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu hanımlığın kapsamına sağ elinin malik olduğu (cariyeler) girmemektedir. Çünkü o başka bir nass ile mubah kılınmıştır ki, bu da yüce Allah’ın:

“… yahut sahibi olduğunuz cariyefler) ile (evlenmekle) yetinmelisiniz” (en-Nisâ, 4/3) âyetidir. Bu âyette böylece fazladan cariyelerle evlenilebileceği hükmü de zikredilmiş olmaktadır. İmâm Ahmed’in bu husustaki görüşünün aksine de istimnâ’nın haram olma hükmü de söz konusu olmaktadır. Aynı şekilde müt’a nikâhı da nesh olduğundan dolayı bu kapsamın dışındadır. Buna dair açıklamalar da daha önceden el-Mu’minûn Sûresi’nin baş taraflarında (23/1-H. âyetler, 7. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

Âyetin: “Sahip olduğunuz köle ve cariyeler arasından sizden mükâtebe isteyenlerle -eğer onlarda bir hayır görürseniz- mükâtebe yapınız” bölümüne dair açıklamalarımızı da onaltı başlık Açıklamalar aynı âyetin devamına ait olduğundan dolayı, merhum mufessirin yaptığı şekilde değil de, başlık numaralarını “bef”ten itibaren devam ettirmeyi uygun bulduk. halinde sunacağız:

5- Kitabet (Yazışma) İsteyen Köleler:

“Sahip olduğunuz köle -ve cariyeler arasından sizden mükâtebe İsteyenlerle” anlamındaki âyette yer alan: “…enler” ref mahallindedir. el-Halil ve Sîbeveyh’e göre bir fiil takdiri ile nasb mahallindedir. Çünkü ondan sonra bir emir gelmektedir.

Daha önceden köle ve cariyelerden söz edildiğinden, burada da kölenin kitabet isteğinde bulunması halinde onunla kitabet akdi yapmanın müstehab olduğu belirtilmektedir. Çünkü o, bağımsız olmak, kazanç sahibi olmak ve istediği takdirde de evlenmek maksİsmi ile bu istekte bulunmuş olabilir ve bu, onun için daha iffetli olur.

Denildiğine göre bu âyet-i kerîme, Huvaytıb b. Abdu’l-Uzza’ya ait Subh -Sabîh de denilmiştir- adındaki bir köle hakkında nazil olmuştur. Bu efendisinden mükâtebe talebinde bulunduğu halde efendisi kabul etmemişti. Yüce Allah da bu âyet-i kerîmeyi indirdi. Bunun üzerine Huveytıb onunla yüz dinar üzere yazıştı; ödemiş olduğu yirmi dinarı da ona geri verip bağışladı ve Huneyn Savaşında öldürüldü. Bunu zikreden el-Kuşeyrî olup, en-Nekkaş da nakletmiştir.

Mekkî dedi ki: Bu Kıptî, Sabîh olup Hâtıb b. Ebi Beltea’nın kölesiydi.

Özetle; yüce Allah bütün mü’minlere kölesi bulunur bu köle kitabeti ister, efendisi de bu işin onun için hayırlt-olacağını bilirse, onlarla mükâtebe yapmalarını efendilere emretmektedir.

6- Mükâtebe Akdi:

(Âyet-i kerîmede lâfzan geçen:) “el-Kitâb” ile “el-mükâtebe” aynı şeylerdir. Mükâtebe de ancak iki kişi arasında cereyan eden işler hakkında kullanılan “müfâale” veznindedir. Çünkü “mükâtebe” efendi ile kölesi arasındaki bir akitleşmedir. Mesela; “Kitabet akdinde bulundu, mükâtebe yaptı, mükâtebe yapmak” denilir. “Savaştı, Savaşmak” denildiği gibi.

Buna göre âyet-i kerîmede “kitab” kelimesi fital, cilad ve difa’ (çarpışma, vuruşma, savunma) kelimeleri gibi bir mastardır.

Burada “kitab” tabirinin, üzerinde bir şeyler yazılan bildiğimiz “kitab” anlamında olduğu da söylenmiştir. Çünkü Araplar köle ile yazıştıklarında buna dair hem kendileri, hem de köleleri hakkında bir yazı yazarlardı.

Buna göre âyet, kendisi sebebiyle bir kitabın (belgenin) yazılıp kendilerine verilmesini gerektiren azat olmak isteğinde bulunanlar.,. demek olur.

7- Sert Bir Terim Olarak Mükâtebenin Anlamı:

Şeriatte mükâtebe, efendinin kölesi ile taksitlerle ödemek üzere belli bir mal üzerinde anlaşması demektir. Bunu tamamen ödediği takdirde o köle hür olur.

Mükâtebenin iki hali söz konusudur: Birincisi köle mükâtebe talebinde bulunur, efendi de bunu kabul eder. Âyetin mutlak ve zahir ifadesinden anlaşılan budur.

İkinci halde ise köle taleb eder, fakat efendi bunu kabul etmez. Bu hususta iki görüş vardır: Birisi İkrime, Atâ, Mesrûk, Amr b. Dinar, ed-Dahhak b. Müzahim ve Zahirilerden bir topluluğun görüşü olup böyle bir talebi kabul etmek efendinin görevidir, derler.

Ancak İslâm âleminin çeşitli bölgelerindeki ilim adamları, böyle bir yükümlülük yoktur, derler.

Bunun vacib olduğunu kabul edenler, emrin mutlak olduğunu delil gösterirler. “Yap” mutlak olarak zikredildiği takdirde, başka bir delil ile başka bir mananın kastedildiği anlaşılmadığı sürece vücub ifade eder. Bu görüş Ömer b. el-Hattâb ve İbn Abbâs’tan rivâyet edilmiş olup, Taberî de bunu tercih etmiştir. Yine Davud (ez-Zahirî) şunu delil göstermektedir: Muhammed b. Sîrin’in babası olan Şîrîn, efendisi olan Enes b. Malik’ten kitabet akdi talebinde bulunmuş ancak Enes kabul etmemiştir. Ömer (radıyallahü anh) elindeki kamçıyı tepesine kaldırıp: “Eğer onlarda bir hayır görürseniz, mükâtebe yapınız” âyetini okuyunca, o da mükâtebede bulunmuştur. Buhârî, Mukâtib 1 Dâvûd dedi ki: Ömer (radıyallahü anh)’ın, Enes için yapmaması mubah olan bir hususta elindeki kamçıyı kaldırması söz konusu olamazdı.

Cumhûr da şunu delil göstermektedir: Köle, efendisinden kendisini bir başkasına satmasını isteyecek olursa, efendinin bunu yerine getirmesi icmâ’ ile gerekli değildir. Bunun için mecbur edilemez, isterse ona değerinin kat kat fazlası verilsin. Aynı şekilde köle, efendisine: Beni azad et yahut beni müdebber kıl (ölümünden sonra azad olacağımı söyle) yahut ta beni evlendir diyecek olsa, yine efendinin bunları yerine getirmesi icmâ’ ile zorunlu değildir. Kitabet de bu şekildedir, Çünkü kitabet karşılıklı bir ivaz akdidir. O bakımdan ancak rıza ile sahih olur. (Karşı görüşü savunanların) mutlak emir vücub gerektirir, sözleri doğrudur. Ancak o emrin vücubtan başka bir hükme yönlendirilmesini gerektirecek bir başka karinenin bulunmaması halinde bu böyledir. Burada ise “kölede bir hayır bilinmesi” şartına bağlı olarak zikredilmiştir. Yani vücub bâtını bir işe taalluk etmektedir. O da efendinin bu işin hayırlı olacağını bilmesidir. Şayet köle: Benimle yazış deyip, efendi: Ben bu işin senin için hayırlı olacağını bilmiyorum, diyecek olursa, -ve bu gizli bir iş olduğu halde- bu hususta ona başvurulur ve onun de- . diği esas alınır. Bu açıklama bu hususta gerçekten güçlüdür.

8- Bu Âyette Sözü Edilen “Hayr’ın Mahiyeti:

İlim adamları yüce Allah’ın:

“Bir hayır” âyeti hakkında farklı görüşlere sahibtirler. İbn Abbâs ve Atâ, maldır demişlerdir. Mücahid mal ve ödeyebilme demektir, der. el-Hasen ve Nehaî din(darlık) ve güvenilirliktir derler.

Malik der ki: Kimi ilim adamını şöyle derken dinledim: Bundan kasıt kazanabilme ve (mükâtebe borcunu) ödeyebilme gücüdür. el-Leys’ten de buna benzer bir görüş nakledilmiştir. Şâfiî’nin görüşü de budur. Abîde es-Selmânî dedi ki: Bundan kasıt namaz ve hayırdır. Tahavî der ki: Bundan kastın mal olduğunu söyleyenlerin görüşü bize göre sahih değildir. Çünkü kölenin kendisi efendisinin malıdır. Onun ayrıca bir malı nasıl olabilir? Bize göre âyetin anlamı şudur: Sizler onların din(dar) ve doğru kimseler olduk larını bilirseniz, ayrıca onların size karşı kendileri üzerindeki kitabet bedelini eksiksiz ödemek ve davranışlarında doğru olmakla yükümlü olduklarını ve bunun kendileri İçin bir ibadet olduğunu bilerek size karşı böylece davranacaklarını bilmeniz halinde onlarla yazışınız.

Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) der ki; Burada “hayır”dan kasıt, maldır görüşünü kabul etmeyenler “ben onların malının olduğunu biliyordum” anlamında: ifadesinin kullanılabileceğini kabul etmezler. Ancak buna benzer ifade şekli; “Ben onlarda hayır, salah ve emanet vasıflarının olduğunu biliyorum” denilebilir. Ben yanında mal olduğunu biliyorum, anlamında; denilmeyip, ancak; denilir.

Derim ki: Berîre hadisi -biraz sonra geleceği üzere-: Hayır’dan kasıt maldır, diyenlerin kanaatlerini reddetmektedir.

9- Mesleği Olmayanla Kitabet Akdi Yapmak:

İlim adamları meslek sahibi olmayan köle ile kitabet akdi yapmak hususunda farklı görüşlere sahiptir. İbn Ömer mesleği bulunmayan kölesi ile yazışma akdi yapmayı mekruh görür ve: Sen bana insanların kirlerini yememi mi emrediyorsun? derdi. Buna benzer bir görüş Selman el-Farisî’den nakledilmiştir.

Hakim b. Hizam’ın da şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Ömer b. el-Hattâb, Umeyr b. Sa’d’a şunları yazdı: İmdi, sen huzurunda bulunan müslümanlara insanlardan dilenmesinler diye köleleri ile yazışmalarını yasakla.

el-Evzaî, Ahmed ve İshak da bunu mekruh görmüşler. Malik, Ebû Hanîfe ve Şâfiî ise buna müsaade etmişlerdir.

Ali (radıyallahü anh)dan rivâyet edildiğine göre müezzini olan İbnu’t-Teyyah kendisine şöyle demiştir: Malım bulunmadığı halde mükâtebe yapabilir miyim? Ali (radıyallahü anh): Evet, dedikten sonra insanları bana sadaka vermeye teşvik etti, Bana mükâtebe akdinde ittifak ettiğimiz miktardan fazlasını dahi verdiler. Ben Ali (radıyallahü anh)ın yanına vardım, bana: Sen bu artan miktarı da kölelikten kurtulmak isteyenlere ver, dedi.

Malik’ten bunu mekruh gördüğü ve mesleği bulunmayan cariyenin halinin bozulmasına, fesada uğramasına sebeb teşkil edeceğinden dolayı böyle bir cariye ile mükâtebe yapmayı mekruh gördüğü de rivâyet edilmiştir. Ancak delil sünnettir, sünnete muhalefet eden şeyler delil olamaz. Hadis İmâmlarının Âişe (radıyallahü anhnhâ)dan rivâyetlerine göre o şöyle demiştir: Berîre yanıma geldi ve dedi ki: Benim efendilerim, her sene bir ukiye ödenmek üzere dokuz yılda dokuz ukiye ödemem şartıyla benimle mükâtebe akdi yaptılar, bana yardımcı ol… diye hadisin geri kalan bölümünü rivâyet etmektedir. Buhârî, Şurût 13, Buyû’ 73, Mukâtib 3; Müslim, Itk 6-8; Ebû Dâvûd, Itk 2; Nesâî, Buyû’ 86; İbn Mâce, Itk 3; Muvattâ, Itk 17; Müsned, VI, 213.

İşte bu; efendinin, yanında hiçbir şey bulunmasa dahi kölesiyle mükâtebe akdi yapabileceğine delildir. Nitekim Berire’nin, Âişe (radıyallahü anhnhâ)ya gelerek, ona efendileri ile yazıştığını ve ondan kendisine yardımcı olmasını istediğini görüyoruz. Bu da henüz yazışmanın ilk sıralarında olmuştu, ondan herhangi bir taksit ödemeden gerçekleşmişti. Bunu İbn Şihab, Urve’den bu şekilde zikretmiştir ki Âişe’nin, Urve’ye haber verdiğine göre Berire yazışma bedelini ödemek hususunda Âişe’den yardım istemeye gelmişti ve henüz yazışma bedelinden herhangi bir ödeme yapmamıştı. Bunu Buhârî ve Ebû Dâvûd rivâyet etmektedir. Bir önceki kaynakta gösterilen yerler.

İşte bunda herhangi bir sanat, meslek ve mal sahibi olmasa dahi cariye ile yazışma akdi yapmanın câiz oluşuna delil vardır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da Berîre’nin bir kazanç yolunun yahut da sürekli bir işinin ya da malının bulunup bulunmadığını sormamıştır. Eğer bu gerekli bir şey olsaydı, elbette bu hususta onun hüküm vermesi için buna dair soru sorması gerekirdi. Çünkü o, açıklayıcı ve öğretici olarak gönderilmiştir. Bu hadiste yüce Allah’ın:

“Eğer onlarda bir hayır görürseniz” âyetinde geçen “hayr”ı mal diye yorumlayanların tevillerinin sağlıklı bir te’vil olmadığına ve sözü geçen “hayr”ın güvenilirlikle birlikte kazanabilme gücü olduğuna delil bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

10- Kitabet Bedelinin Nitelikleri ve Bedelin Taksitlere Bölünmesi:

Kitabet bedeli az miktarda da olabilir, çok da olabilir, taksitli de olabilir.’ Çünkü Berire ile ilgili hadisten anlaşılan budur. Bu hususta da ilim adamları arasında görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Hamd, Allah’adır.

Efendi, kölesi ile bin dirhem ödemek üzere anlaşacak olup da herhangi bir vade söz konusu etmeyecek olursa, bu -efendinin hoşuna gitmese dahi-çalışma imkânını bulması miktarına göre taksitlere bölünür.

Şâfiî der ki: Kitabet bedeli için belli bir vadenin bulunması kaçınılmaz bir şeydir, asgarisi de üç taksitte ödenmesidir.

Bir defada ödenmesi üzerinde anlaşacak olurlarsa, ilim adamları arasında farklı görüşler vardır. Çoğu ilim adamı bir defada ödenmesini câiz kabul ederler. Şâfiî ise bir defada Ödenmesinin câiz olmadığını söyler. Derhal ve peşin olarak ödenmesi ise elbette câiz olmaz. Çünkü bu, ancak belli bir şarta bağlı olarak azad etmektir. Sanki ona: Sen şunu şunu ödediğin takdirde hür olursun, demiş gibi olur ve bu bir kitabet değildir.

İbnu’l-Arabî der ki: İlim adamları ile selef, kitabet bedelinin peşin ödenmesi halinde iki farklı görüş ileri sürmüşlerdir. Bizim (Maliki mezhebine mensub) ilim adamlarımızın görüşleri de aynı şekilde farklı farklıdır. Kıyasa göre sahih olan, kitabetin vadeli olmasıdır. Berîre hadisinde vârid olduğu gibi yapılmalıdır. Çünkü efendileri onunla her yıl birer ukiye ödemek şartıyla dokuz ukiye ödemek üzerine onunla yazışmalardır.

Ashab-ı Kiram da böyle yapmıştır. Bundan dolayı buna “kitabet” ismi verilmiştir. Zira bu akid yazılır ve ona şahit tutulur. Böylelikle bu akde verilen isim ve gelen rivâyet birbirini desteklemekte, bu akdin anlamı da buna güç kazandırmaktadır. Şayet ödenmesi istenen mal, peşin olacak ve kölenin yanında da bir şeyler var ise, bu bir mukataa malı ve mukataa akdi olur, kitabet akdi olmaz. Biraz sonra gelecek açıklamalardan da anlaşılacağı üzere mukaıaa belirli bir miktarı derhal ve peşin ödemek üzere anlaşmak demektir.

İbn Hüveyzimendâd der ki: Peşin ödenmek şartı üzere kölesiyle kitabet akdi yapacak olursa, bu belli bir mat karşılığında azad etmek olur, kitabet olmaz. Ondan başka bizim mezhebimize mensub ilim adamları, peşin ödenecek olan kitabet akdini câiz kabul etmiş ve buna “kitâa” ismini vermişlerdir. Kıyas da bunu gerektirmektedir, çünkü kitabet akdinde vade belirlemek, sadece köleye kazanç elde etmek için geniş bir zaman tanımak demektir. Nitekim kitabet bedelini belirli taksitlerle Ödemekle yükümlü olan köle, eğer taksit vadeleri dolmadan ödemesini getirip verecek olursa, efendi o ödemeleri almak ve (ödemesi bitmiş ise) mükatebi vadeden önce azad etmek zorundadır. Kûfeli ilim adamları câiz peşin ödenmek şartıyla yapılan kitabet akdini kabul etmişlerdir.

Derim ki: Peşin kitabet hususunda Malik’ten açık bir nass varid olmuş değildir. Ancak Mâlikî mezhebine mensub ilim adamları: Bu caizdir derler ve buna “kitaa” ismini verirler, Şâfiî’nin üç taksitten aşağısında kitabet câiz değildir, görüşü ise sahih olamaz. Zira bu sahih olsaydı, bir başkasının: Kitabet bedelinin beş taksitten daha aşağı ödenmesi câiz olamaz, demesi de mümkün olabilirdi. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın döneminde Berîre ile ilgili taksitlerin asgari miktarı bu idi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu bilmiş ve bu hususta hüküm vermişti. O halde bunun doğru bir delil olması öncelikle daha uygundur.

Buhârî, Âişe (radıyallahü anhnhâ)dan rivâyet ettiğine göre Berîre, Âişe (radıyallahü anhnhâ)nın yanına gelmiş ve ondan kitabet bedelinde kendisine yardımcı olmasını istemişti. Üzerinde de beş yıllık taksitlere bölünmüş beş ukiye kitabet bedeli borcu vardı.. Buhârî, Mukâtih 1

Ancak (bu rivâyetin senedinde) el-Leys Yûnus’tan, o İbn Şihab’dan, o Urve’den, o da Âişe’den: Üzerinde beş yılda ödenmek üzere taksitlere bölünmüş beş ukiye borç vardı diye rivâyet etmiştir. Buhârî, aynı yer.

Ebû Üsame, Hişam b. Urve’den, o babasından, o Âişe (radıyallahü anhnhâ)dan dedi ki: Berîre gelip şöyle dedi: Ben efendilerimle dokuz ukiye… ödemek üzere mükâtebe yaptım… Buhârî, Mükâtib 3

Her iki rivâyetin zahiri birbiriyle teâruz halindedir. Şu kadar var ki Hişam’ın hadisi muttasıl Yûnus’un hadisi de munkatı’ olduğundan (Hişam’ın rivâyeti) daha uygundur. Zira Buhârî “el-Leys dedi ki: Bana Yûnus anlattı (haddesenî)” demiştir. Diğer taraftan Hişam babası ve dedesinden rivâyet edilen hadislerde başkasına göre daha bir sağlamdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

11- Kitabet Akdi Yapan Köle Hürriyetine Kavuşmak İçin Bedelin Tamamını Ödemek Zorunda mıdır?

Mükâteb üzerinde kitabet bedelinden herhangi bir miktar ödenmeden kaldığı sürece, köle kalmaya devam eder. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Mükâteb üzerinde kitabet bedelinden bir dirhem (ödenmeden) kaldığı sürece yine köledir. ” Ebû Davûd, Itk 1; Tirmizî, Buyû’ 35; İbn Mâce, İtk 3; Müsned, II, 178, 184, Z06, 209. Bu hadisi Ebû Dâvûd, Amr b. Şuayb’dan, o babasından, o da dedesinden yoluyla rivâyet etmiştir.

Yine ondan rivâyet ettiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur; “Herhangi bir köle yüz dinar ödemek üzere mükâtebe akdi yapıp da on dinar müstesna geri kalanını ödemiş ise o yine köledir. ” Ebû Dâvûd, İtk 1.

Malik, Şâfiî, Ebû Hanîfe ve mezheblerine mensub ilim adamları ile es-Sevrî, Ahmed, İshak, Ebû Sevr, Dâvûd (ez-Zahirî) ve Taberî de hep bu görüştedir. Bu görüş aynı şekilde İbn Ömer’den de çeşitli yollardan rivâyet edildiği gibi Zeyd b. Sabit, Âişe ve Ummu Seleme’den de rivâyet edilmiştir. Bu konuda onlardan farklı bir rivâyet gelmiş değildir.

Bu görüş aynı zamanda Ömer b. el-Hattâb’dan da rivâyet edilmiştir. İbnu’l-Müseyyeb, el-Kasım, Salim ve Atâ da bu doğrultuda görüş belirtmişlerdir. Malik der ki: Beldemizde (ilim adamlarından) kime yetiştiysek hep bu şekilde görüş beyan ederdi.

Bu hususta bir başka görüş daha vardır ki, bu görüş Ali (radıyallahü anh)dan rivâyet edilmiştir. Buna göre köle eğer kitabet bedelinin yarısını ödeyecek olursa artık o bir borçludur. en-Nehaî de böyle demiştir. Bu görüş Ömer (radıyallahü anh)dan da rivâyet edilmiştir. Ancak ondan, mükâteb üzerinde bir dirhem kaldığı sürece köle kalmaya devam eder, şeklindeki görüşün isnadı, mükâteb kitabet bedelinin yarısını ödediği takdirde artık onun üzerinde kölelik yoktur, şeklindeki görüşünün isnadından daha iyidir. Bu hükmü de Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) ifade etmiştir.

Yine Ali (radıyallahü anh)dan rivâyet edildiğine göre; ödediği miktar kadar o kölenin de bir bolümü hürriyete kavuşmuş olur. Yine ondan gelen bir başka rivâyete göre, ödediği ilk taksit ile birlikte azad olmak, onun üzerinde cereyan eder.

İbn Mes’ûd dedi ki: Köle kitabet bedelinin üçte birini ödediği takdirde artık o azad olmuş bir borçludur. Şureyh’in görüşü de budur. Yine İbn Mes’ûd’dan rivâyet edildiğine göre, şayet kitabet bedeli ikiyüz dinar olup kölenin değeri yüz dinar ise, köle değerini teşkil eden yüz dinarı ödediği takdirde artık hürriyetine kavuşur. Bu aynı şekilde en-Nehaî’nin görüşüdür.

Bir yedinci görüş de şöyledir: Köle bedelinin dörtte üçünü ödeyip geriye dörtte biri kaldığı takdirde, artık o bir borçludur ve bir daha köle olmaz. Bunu da Atâ b. Ebi Rebah ifade etmiş olup ondan bu görüşü İbn Cüreyc rivâyet etmiştir.

Kimi selef âlimlerinden nakledildiğine göre; köle bizzat kitabet akdi ile artık hürdür ve kitabet bedeli karşılığında borçludur, ebediyyen bir daha köle olmaz.

Ancak Berîre hadisi -Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan gelişinin sıhhati dolayısıyla- bu görüşü reddetmektedir. Yine bu hadiste mükâtebin köle olduğuna dair açık bir delil vardır. Eğer bu olmasaydı, Berîre satılmayacaktı. Şayet Berîre’nin bir bölümü azad edilmiş olsaydı, hiçbir şekilde bu azad edilmiş bölümünün satışı câiz olmazdı. Zira Peygamber efendimizin icmâ’ ile kabul edilmiş sünnetlerinden birisi de hür olan kimsenin satılamayacağı şeklindedir.

Selman ile Cuveyriye’nin kitabeti de bu şekildedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kitabet bedellerini ödeyinceye kadar onların herbirisinin tamamen köle olduklarına dair hüküm vermiştir. Bu da; mükâtebin üzerinde ödemesi gereken herhangi bir miktar kaldığı sürece o bir köledir, şeklindeki görüşlerin lehine bir delildir.

Mükâteb hususunda Zeyd b. Sabit, Ali b. Ebî Tâlib ile tartışmıştır. Ali’ye şöyle demiştir: Böyle birisi zina edecek olursa, onu recm eder misin, yahut ta şahitlik edecek olursa, şahitliğini geçerli kabul eder misin? Ali (radıyallahü anh): Hayır demiş. Bu sefer Zeyd: O halde üzerinde ödemesi gereken bir şey kaldığı sürece o bir köledir, demiş.

Nesâî’nin, Ali ve İbn Abbâs (radıyallahü anhüm)dan naklen kaydettiği rivâyete göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Mükâteb’ten ödediği miktar kadarı azad edilir. Ödediği miktar kadarıyla ona had uygulanır ve ondan azad edildiği kadarı ile de miras alır.” Bu hadisin isnadı sahihtir. Nesâi, Kasâme 39; Tirmizî, Buyû’ 35; Müsned, I, 94, 104, 260, 292, 363 (kısmen)

Bu da Ali (radıyallahü anh)dan gelen rivâyetin lehine bir delildir. Ayrıca Ebû Dâvûd’un, Ummu Seleme ile kitabet akdi yapmış bulunan Nebhân’dan kaydettiği rivâyeti ile de desteklenmektedir. Nebhan dedi ki: Ben Ummu Seleme’yi şöyle derken dinledim: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize (biz hanımlarına) buyurdu ki: “Sizden herhangi birinizin mükâteb bir kölesi olur da onun yanında (kitabet bedelini) ödeyecek bir şeyler var ise, o vakit ondan perde arkasına saklanmalısınız.” Bu hadisi Tirmizî de rivâyet etmiş olup, hasen, sahih bir hadistir, demiştir. Ebû Dâvûd, Itk 1; Tirmizî, Buyû’ 35; İbn Mâce, Itk 3; Müsned, VI, 289, 308, 311

Şu kadar var ki, bunun Peygamber efendimizin zevcelerine bir hitabı olup onlar hakkında ihtiyat ve vera’a uygun olan bir talimat olma ihtimali vardır. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in, bir erkeğin, hanımı Sevde’nin kardeşi olduğuna hüküm vermiş olmakla birlikte (ihtiyaten): “Ondan hicab arkasında gizlen” demesi Meselâ: Buhârî, Itk 8, Buyû’ 3, 100…; Ebû Dâvûd, Talâk 34; Nesâî, Talâk 48, .49; İbn Mâce, Nikâh 59; Dârimî, Nikâh 41; Muvattâ’, Akdiye 20; Müsned, IV, 5, VI, 37, 129… ile Âişe ve Hafsa’ya: “Siz ikiniz de kör müsünüz? Siz onu görmüyor musunuz?” demesi de bu kabildendir. Otuzbirincî âyet, ikinci başlıkta da geçmiş bulunan bu hadisin kaynakları için oraya bakınız. Burada kastettiği şahıs İbn Um Mektum’dur. Halbuki aynı zamanda o Fatıma bint Kays’ar “İbn Um Mektum’un yanında iddetini bekle” demişti. Bu hadis de daha önce otuzbirinci âyet, ikinci başlıkta geçmişti. Kaynakları için oraya bakınız. Bu hususa dair açıklamalar da daha önceden geçmiş bulunmaktadır.

12- Köle Taksitlerini Ödemez, Efendi de İstemezse:

İlim adamlarının icmâ’ ile kabul ettiklerine göre kitabet akdi yapmış olan kölenin ödemesi gereken taksitlerden birisinin veya ikisinin, yahut bütün taksitlerin zamanı geldiği halde, bu taksitleri istemeyip onu kendi haline bırakırsa, onlar kitabet akdini sürdürmekte sabit kalmaya devam ettikleri sürece fesholmaz.

13- Kölenin Kitabet Akdini Ödeyememesi ve Bundan Önce Yaptığı Ödemelerin Durumu:

Malik dedi ki: Kölenin görünen malı bulunuyor ise (kitabet bedelini ödemekten) âciz olduğunu söylemek hakkı yoktur. Eğer açıkta görünen bir malı yoksa, böyle bir hakka sahiptir.

el-Evzaî der ki: Eğer köle borcunu ödeyecek kadar güç, kuvvet sahibi bir kimse ise aciz olduğunu söyleme imkânına sahip değildir.

Şâfiî ise der ki: Onun malının olduğu bilinsin, bilinmesin kitabetin bedelini ödeyebilecek gücünün olduğu bilinsin, bilinmesin ödemekten âciz olduğunu söylemek hakkına sahiptir. Ben bu bedeli ödeyemiyorum, kitabet akdini iptal ettim, diyebilmek hakkına sahfptir.

Malik de der ki: Mükâteb âciz olduğunu ortaya koyarsa, acizlikten önce efendisinin ondan kabzettiği bütün taksitler efendiye helâl olur. Bu İster kölenin kendi öz kazancı olsun, isterse de ona verilen sadaka olsun, farketmez. Kölelikten kurtarılması için kendisine yapılan fakat kitabetini karşılayamayacak miktardaki bedellere gelince, bu hususta ona yardımcı olan herkesin verdiğini yahut mükâtebin helâllik dilediği miktarı rucû’ edip geri almak hakkı vardır. Şayet kölelikten kurtulmak için değil de sadaka olsun diye ona yardımcı olmuş iseler, bu miktar kölenin âciz olduğunu bildirmesi halinde efendisine helâl olur. Eğer aldığı miktarlar kendisini kölelikten kurtarmaya yeterli gelip geriye bir miktar da artacak olursa verilen bu miktarlar şayet kölelikten kurtanlmast maksİsmi ile verilmiş İse; artan miktan bu maksatla kendisine yardımcı olanlara hisselerine göre geri çevirir, veya o miktarı ona helâl ederler. Bütün bunlar İbnu’l-Kasım’ın naklettiği üzere Malik’in görüşleridir.

İlim adamlarının çoğunluğu da şöyle demektedir: Efendinin mükâteb kölesinden kitabet bedeli olarak kabzettikleri ve köle âciz olduğunu beyan ettikten sonra efendisinin elinde artan sadaka ya da başka mallar, efendisine aittir. Efendisinin bütün bunları alması ona helâldir. Şâfiî ve Ebû Hanîfe mezheblerine mensub ilim adamlarının, Ahmed b. Hanbel’in görüşü ve Şureyh’ten gelen bir rivâyet böyledir.

es-Sevri der ki: Efendi kölenin kendisine verdiklerini kölelikten azad etmeye ayırır. Mesrûk’un, en-Nehaî’nin görüşü ve Şureyh’ten gelen bir rivâyet bu şekildedir.

Bir kesim de şöyle demektedir: Efendinin köleden kabzettikleri efendiye aittir. Acizlikten sonra elinde artmış olan miktar ise efendisine değil, köleye aittir. Bu da; kölenin de mülkiyet hakkı vardır, kanaatinde olan bazı ilim adamlarının görüşüdür.

İshak da der ki: Kitabet hali esnasında kendisine verilen miktarlar, gerçek sahiplerine geri iade edilirler.

14- Kitabet Akdi ile İlgili Çeşitli Hükümler:

Berîre hadisi değişik yollardan ve çeşitli lâfızlarla gelmiş olmakla birlikte Berîre’nin satışının, önceden yapılmış bir kitabet akdinden sonra gerçekleştiğini ihtiva etmektedir. İlim adamları bundan dolayı mükâtebin satışı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Buhârî de “razı olması halinde mükâtebin satılması” diye bir başlık açmış bulunmaktadır. Buhâri, Mukâtib 3

İbnu’l-Münzir ile ed-Dâvûdî mükâtebin satılmaya razı olması halinde, bedelini ödemekten âciz olmasa dahi azad ettirmek maksİsmi ile satılmasını câiz kabul edenlerdendir. Ebû Ömer b. Abdİ’l-Berr’in beğendiği görüş de budur. İbn Şihab, Ebû’z-Zinad ve Rabia da böyle demişlerdir. Ancak onlar şöyle de derler: Çünkü kölenin satılmaya razı olması, onun bir acizliğinin ifadesidir.

Malik, Ebû Hanîfe ve mezheblerine mensub ilim adamları ise şöyle demektedirler: Mükâteb, mükâteb olarak kaldığı sürece -âciz olduğunu bildirmedikçe- satışı câiz olmaz. Onun kitabetinin satışı da hiçbir halde câiz değildir. Şâfiî’nin Mısır’daki görüşü de budur. Irak’ta ise: Satışı caizdir, ancak kitabetinin satılması câiz değildir, derdi. Malik ise kitabetin satışını câiz kabul etmektedir. Onu ödeyecek olursa azad olur, aksi takdirde kitabeti satın alanın kölesi olmaya devam eder. Ebû Hanîfe ise bunu kabul etmez, çünkü bu bir ğarar satışıdır (kesin olmayan satış).

Şâfiî’nin ise câiz kabul eden ve etmeyen şeklinde farklı görüşleri gelmiştir. Bir kesim de şöyle demektedir: Mükâtebin kitabet bedeli devam etmek şartıyla satılması caizdir, eğer bedelini tamamen ödeyecek olursa azad olur ve onun velâsı onu satana ait olur. Eğer ödemekten acze düşerse, onu satanın kölesi olur. en-Nehaî, Atâ, el-Leys, Ahmed ve Ebû Sevr de böyle demiştir.

el-Evzaî de şöyle demektedir: Mükâteb ancak azad edilmek için satılır. Bedelini ödemekten acze düşmeyen önce satılması ise mekruhtur. Ahmed ve İshak’ın da görüşü budur.

Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) der ki: Berîre hadisinde mükâtebin vadesi gelmiş herhangi bir taksidi ödemekten âciz olmamakla birlikte, satılmaya razı olduğu takdirde, satılmasının câiz olduğunu göstermektedir ve bu mükâtebin âciz olmadıkça, satılması câiz değildir, iddiasında bulunanların görüşlerine muhaliftir. Çünkü Berîre herhangi bir taksidi ödemekten acze düşmüş olduğunu söz konusu etmediği gibi, ödeme vadesi gelmiş bir taksidinin olduğunu da bildirmemiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da kendisine: Sen ödemekten âciz misin? Yoksa vadesi gelmiş bir taksidin var mı? diye de sormamıştır. Şayet kitabet akdi yapmış köle ve cariyenin satılması ancak vadesi gelmiş bir taksidin ödenmesinden acze düşülmesi halinde câiz olması gibi bir durum olsaydı, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) mutlaka ona: Âciz midir? değil midir? diye sorar ve onun vadesi gelmiş bir taksidini dahi olsun ödemekten acze düştüğünü bilmeden onun satın alınmasına asla izin vermezdi.

ez-Zührî yoluyla gelen hadiste de Berîre’nin henüz kitabet bedelinden bir şey ödememiş olduğu kaydedilmektedir. Ben bu hususta sözü edilen Berîre hadisinden daha sahih delil olacak bir rivâyet bilmemekteyim. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan da onunla çelişen bir rivâyet nakledilmemiştir. Gelen haberlerin hiçbirisinde de ödemekten yana âciz olduğuna delil teşkil edecek bir ifade bulunmamaktadır.

Mükâtebin satılmasını kabul etmeyenler bazı hususları delil göstermişlerdir: Bunlardan birisi şudur: Sözü edilen bu kitabet akdi henüz gerçekleşmemişti. Berîre’nin: “Ben efendilerimle kitabet akdi yaptım” demesinin anlamı, bu hususta onlarla karşılıklı rızamız oldu ve onlar kitabet miktarını ve vadesini belirlemekle birlikte henüz bu akdi gerçekleştirmediler, demektir. Şu kadar var ki, hadislerin zahiri ifadelerin akışı üzerinde dikkatle düşünülecek olursa, durumun bunun aksi olduğu görülecektir.

Bir diğer görüşe göre, Berîre ödemekten acze düşmüş, o bakımdan efendileri ile birlikte kitabeti feshetmek üzere ittifak etmiştir. İşte o vakit satış sahih olmuştur. Ancak bu açıklama şu görüşü ileri sürenler için uygun düşer: Mükâtebin âciz olduğunun anlaşılması eğer köle ile efendi bu hususta anlaşacak olurlarsa, ayrıca hakimin hükmüne muhtaç değildir. Çünkü hak bu ikisi ile ilgilidir, bilinen mezheb (görüş) de budur. Suhnûn ise şöyle der: Bu konuda mutlaka yetkilinin hükmü gereklidir. Çünkü o her ikisinin karşılıklı olarak yüce Allah’ın hakkını terketmek üzere anlaşabileceklerinden korkmuştur.

Berîre’nin ödemekten yana âciz olduğunun doğruluğuna şu rivâyet delildir: Berîre, Âişe (radıyallahü anhnhâ)nın yanına gelmiş ve kitabet bedelinin ödenmesi hususunda ondan yardım istemişti. Henüz daha kitabet bedelinden de hiçbir şey ödememişti. Âişe (radıyallahü anhnhâ) kendisine şöyle dedi: “Sahiplerinin yanına geri dön. Şayet istiyorlarsa senin yerine kitabet bedelini ödeyebilirim.” Bu, ifadenin zahirine göre onun kitabet bedelinin tamamını ya da bir bölümünü ödemesi tahakkuk etmişti. Zira ödenmesi icab etmedikçe hiçbir hakkın yerine getirilmesine dair hüküm verilmez. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

İşte bu açıklamalar onların bu husustaki açıkladığımız görüşlerine dair en kuvvetli delilleridir.

İbnu’l-Münzir der ki: Efendi mükâtebini satamaz, diyen kimselerin: Berîre (ödemekten yana) acizlik çekmiş olabilir, demesi dışında herhangi bir delilinin bulunduğunu bilmiyorum. Şâfiî de der ki: Bu hadisin en açık manalarından birisi de, mükâtebin sahibi olan kimsenin mükâtebi satabileceğidir.

15- Mükâteb Kitabet Bedelini Ödemekle Hürriyetine Kavuşur:

Mükâteb kitabet bedelini tamamen öder ödemez hürriyetine kavuşur ve ayrıca efendisinin onu azad ettiğini bildirmesine gerek yoktur. Kitabet akdi döneminde kölenin cariyesinden doğan çocuklarının durumu da aynı şekildedir. Onun hürriyetine kavuşması ile onlar da hürriyetlerine kavuşurlar, ancak onun köleleşmesi dolayısıyla onlar köle olmazlar. Çünkü bir kimsenin cariyesinden olma çocuğu, hür olan nazar-ı itibara alınmak suretiyle kendi mesabesindedir. Kitabet akdi yapmış olan cariyenin çocukları da aynı durumdadır. Eğer kitabet akdinden önce çocukları varsa, bunlar şart koşulmadık -ça kitabetin kapsamına girmezler.

16- Kitabet Akdi Yapanlara Yardımcı Olmak:

“Onlara Allah’ın size verdiği maldan verin” âyeti efendilere kitabet malı hususunda kölelere yardımcı olmaya dair bir emirdir. Bu ya efendilerin ellerinde bulunan mallardan onlara bir şeyler vermeleri suretiyle gerçekleşir, yahut onların ödemekle yükümlü tutuldukları kitabet malının bir kısmını üzerlerinden indirmekle gerçekleşir. Malik der ki: Mükâtebin üzerindeki son kitabet taksidinden indirim yapar. Nitekim İbn Ömer de otuzbeşbinden beşbin indirim yapmıştır. Ali (radıyallahü anh) da indirilen bu miktarın kitabet bedelinin dörtte biri kadarı olmasını güzel görmüştür.

ez-Zehravî der ki: Bu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan rivâyet edilmiştir. İbn Mes’ûd ile el-Hasen b. Ebi’l-Hasen ise üçte birinin indirilmesini güzel görmüşlerdir.. Katade onda biri indirilir derken, İbn Cübeyr ondan bir şeyler indirir demiş ve buna dair bir sınır belirlememiştir. Şâfiî’nin görüşü de budur, es-Sevrî de bu görüşü güzel bulmuştur.

Şâfiî der ki: “Şey” kendisine şey denilebilecek asgari miktardaki şey hakkında kullanılır. Efendi bu indirime mecbur edilir, efendi ölmüş ise hakim tarafından bu hususta mirasçıların aleyhine hüküm verilir.

Malik -Allah’ın rahmeti üzerineolsuningörüşüne göre bu emir mendubluk ifade eder. İndirilecek miktar için herhangi bir sınır takdir etmemiştir.

Şâfiî yüce Allah’ın:

“Onlara…verin” emrinin mutlak oluşunu delil göstermiş ve vacibin menduba atfedil meşinin Kur’ân-ı Kerîm’de olsun, Arap dilinde olsun bilinen bir ifade tarzı olduğu görüşünü dile getirmiştir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı, akrabaya (birşeyler) vermeyi emreder…” (en-Nahl, 16/90) vb.

İbnu’l-Arabî der ki: Bu hususu ondan önce Kadı İsmail b. İshak da zikretmiş bulunmaktadır. Şâfiî bir şeyler vermeyi vacib kabul etmiş, kitabeti ise vacib kabul etmemiştir. Böylelikle o aslolan kitabeti gayr-ı vacib, onun fer’i durumundakini (birşeyler vermeyi) ise vacib olarak değerlendirmiştir. Böyle bir görüşün ise benzeri bulunmamaktadır, o vakit bu katıksız bir iddia olur (delilsizdir.) Şayet: Bu nikâh gibidir, nikâh vacib değildir, fakat nikâh akdi gerçekleşti mi onun hükümleri de vacib olur. Bunlardan birisi de (boşanan kadına) mut’a vermektir, denilecek olursa, biz de şu cevabı veririz: Bize göre mut’a vacib değildir, dolayısıyla Şâfiî’nin görüşünü kabul edenlerin ileri sürebilecekleri bir dayanak yoktur. Osman b. Affan ise kölesi ile mükâtebe akdi yapmış ve onun kitabet bedelinden hiçbir indirim yapmayacağına dair de yemin etmiştir… diye uzun açıklamalarda bulunur.

Derim ki: el-Hasen, en-Nehaî ve Büreyde şöyle demişlerdir: Yüce Allah’ın:

“Onlara… verin” âyetinde hitab bütün insanlara, kitabet akdi yapmış olanlara sadaka vermeleri ve kölelikten kurtulmaları hususunda onlara yardımcı olmaları için bir hitabtır. Zeyd b. Eslem de der ki: Burada hitab yöneticileredir, kitabet akdi yapmış olanlara zekât mallarından paylarına düşeni vermelerini emretmektedir. İşte yüce Allah’ın:

“Sadakalar… kölelere… mahsustur.” (et-Tevbe, 9/60) âyetinin ihtiva ettiği anlam budur. Bu iki görüşe göre mükâtebin efendisinin kitabet bedelinden bir şeyler indirmek yükümlülüğü yoktur. Buna delil de şudur: Şayet yüce Allah kitabet taksitlerinden herhangi bir indirimde bulunmalarını kastetmiş olsaydı: Ve onlardan şunu indirin, demesi gerekirdi.

17- Kitabet Bedelinden İndirim İlk Taksitlerden mi, Son Taksitlerden mi Yapılır?

Eğer bizler, bu âyette muhatablar efendilerdir, görüşünü kabul edecek olursak, şunu da belirtelim ki Ömer b. el-Hattâb’ın görüşüne göre indirim bedelin ilk taksidinden yapılmalıdır. Böylelikle son taksidine erişilemeyecek korkuşuyla yapılacak hayırda, efendi elini çabuk tutmuş olur.

Malik -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- ve başkalarının görüşüne göre ise indirim en son taksitte yapılır.

Bunun sebebine gelince, şayet indirim ilk taksitten yapılacak olursa, belki köle kitabet bedelini ödemekten acze düşer, o takdirde köle de malı da efendisine geri döner. O zaman da yaptığı indirim sadakanın bir bakıma tekrar kendisine dönüşü gibi dönmüş olur. Bu da Abdullah b. Ömer ve Ali’nin görüşüdür.

Mücahid der ki: Herbir taksitten bir miktar indirir.

İbnu’l-Arabî der ki: Görüşüme göre daha kuvvetli olan indirimin son taksitten olacağıdır. Çünkü indirim her zaman için borçların son ödemeleri sırasında gerçekleşir.

18- Kitabet Akdi Yapmış Olan Kölenin Satılması:

Mükâteb, kitabet akdinden sonra kendisinin rızası ile azad edilmek üzere satılacak olur da satıcısı onun bedelini kabzettikten sonra, satıcının ona karşılık almış olduğu bedelden ona bir şeyler ödemek yükümlülüğü yoktur. İster azad edilsin diye satmış olsun, ister bü maksatla satmamış olsun farketmez. Bu da mükâtebin kitabet bedelini ödediği efendisinin kölesine bu bedelden bir şeyler ödemesine yahut yüce Allah’ın kitabında emrettiği üzere son taksidinden ya da herhangi bir şekilde ödemelerinden bir şeyler indirmesine benzememektedir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Berîre’nin efendilerine, -azad edilmesi için onu satmış olmalarına rağmen- ondan kabzetmiş oldukları maldan tekrar Berîre’ye bir şeyler vermelerini emretmiş değildir.

19- Kitabet Akdinin Niteliği:

İlim adamları kitabet akdinin niteliği hususunda farklı görüşlere sahibtirler. İbn Huveyzimendâd der ki: Bu akdin niteliği şu şekildedir: Efendi kölesine; seninle şu kadar malı, şu taksitlerle ödemen şartı ile kitabet akdi yapıyorum. Bu ödemeleri tamamladığın takdirde sen hürsün, der. Yahut ona: Sen bana on taksitte bin (dirhem) öde ve o takdirde hür olursun, demesi suretiyle olur. Köle de: Ben bunu kabul ettim veya buna benzer lâfızlarla karşılık verir. Bu ödemeyi ne zaman tamamlarsa, hürriyetine kavuşur.

Aynı şekilde köle, efendisine benimle kitabet akdi yap diyecek olursa, ‘ efendi de yapayım yahut seninle yazışayım demesi halinde de böyledir.

İbnu’l-Arabî der ki; Böyle bir şeye gerek yoktur. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’in lâfzı böyle bir şeyi gerektirmediği gibi, hal de buna tanıklık etmektedir. Ancak söz konusu edilecek olursa güzel olur, şayet sözü edilmeyecek olursa bu da zaten bilinen bir husustur. Ayrıca sözle söylenmesine gerek yoktur.

Aslında bu bahsin meseleleri ve bunların dalları budakları pek çoktur. Biz bu meselelerin esaslarının bir bölümünü zikretmiş bulunuyoruz. Kısa açıklamaları yeterli görenler için bu kadarı kâfidir. Hidayete iletme başarısı Allah’tandır.

20- Mükâtebin Mirası:

Mükâtebin mirası hususunda ilim adamlarının üç farklı görüşü vardır. Malik’in görüşüne göre mükâteb ölüp geriye, kalan kitabet borcundan daha fazla miktarda bir mal terkedecek olursa ve kitabet döneminde dünyaya gelmiş ya da onlar adına da kitabet yapmış olduğu çocukları varsa, onun çocukları kitabet bedelinin ödenmesinden sonra arta kalan mala mirasçı olurlar. Çünkü onların da hükmü babalarının hükmü gibidir. Eğer geriye artan bir mal bırakmamış ise, kitabet bedelinin geri kalan bölümünü onlar temin etmek için çalışmalıdırlar. Babaları azad edilmedikçe, onlar hürriyetlerine kavuşamazlar. Babaları onların da kitabet bedelini ödemiş ise, çocukların aleyhine bu hususta (efendinin) bir rücû’ hakkı yoktur. Çünkü efendilerine rağmen hürriyetlerine kavuşurlar. Dolayısıyla babalarının mirasına onlar daha bir hak sahibidirler, çünkü babalarının bütün hallerinde babaları ile eşittirler.

İkinci görüşe gelince, geriye bıraktığı malından bütün kitabet bedeli ödenir ve hür alarak ötmüş gibi değerlendirilir. Bütün çocukları da ona mirasçı olurlar. Çocuklarından ölümünden önce hür olanlar ile kitabet akdi esnasında hür olmayıp, onlar adına akitleştiği çocukları yahut kitabet döneminde doğmuş olan çocukları arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü hepsi de kitabet yükümlülükleri kendi İsimlerina ödenmiş olmakla birlikte, hürriyet bakımından birbirleriyle eşitlenmiş olurlar.

Bu görüş Ali ve İbn Mes’ûd’dan, Tabiîn arasından Atâ, el-Hasen, Tavus ve İbrahim’den rivâyet edilmiştir. Küfe fakihleri Süfyan es-Sevrî, Ebû Hanîfe mezhebine mensub fakihler, el-Hasen b. Salih b. Hayy da bu görüştedir. İshak da bu görüşü benimsemiştir.

Üçüncü görüş; mükâteb kitabet bedelinin tamamını ödemeden önce ölürse, köle olarak ölmüş olur. Geriye bırakacağı bütün mal da efendisine ait olur. Çocuklarından hiçbir kimse ondan miras alamaz. Ne hür çocukları, ‘ne de kitabet akdinde onunla birlikte olan çocuklan. Çünkü o bütün kitabet bedelini ödemeden önce öldüğünden ötürü köle olarak ölmüş olur, malı da efendisine ait olur. Dolayısıyla ölümünden sonra onun hürriyetine kavuşturulması sahih değildir. Zira bir kölenin ölümünden sonra hürriyetine kavuştunılması imkânsız bir şeydir. Kendileri hakkında da kitabet akdi yapmış yahut kitabet akdi esnasında doğmuş çocuklarının ise, kitabetin geri kalan bölümünü tamamlamaya çalışmaları vazifeleridir. Onların üzerinden (babalarının) ödediği pay kadar da sakıt olur. Eğer (geri kalanı) ödeyecek olurlarsa, hürriyetlerini elde ederler. Çünkü bu hususta onlar babalarına tabi idiler. Eğer ödeyemezlerse kölelikleri devam eder. Şâfiî’nin görüşü budur. Ahmed b. Hanbel de böyle demiştir. Ömer b. el-Hattâb’ın, Zeyd b. Sabit’in, Ömer b. Abdu’l-Aziz’in, ez-Zührî ve Katade’nin görüşü de budur.

“Cariyeleriniz kendilerini korumak İsterken dünya hayatının geçici metaını kazanmak İçin onları zinaya zorlamayın” âyeti ile ilgili olarak Câbir b. Abdullah ve İbn Abbâs (radıyallahü anhüm)dan rivâyet edildiğine göre bu âyet-i kerîme Abdullah b. Ubeyy hakkında nazil olmuştur. Onun birisi Muâze, diğeri Museyke diye adlandırılan iki cariyesi vardı. O bu cariyelerini zina etmeye zorlar ve hem ücretlerini almak, hem de çocuklarının kazancına sahip olmak maksadıyla zina etmeleri için onları döverdi. Bu durumlarını Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a şikâyet ettiler. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme hem onun, hem de münafıklardan onun yaptığı gibi yapanların hakkında nazil oldu. Müslim, Tefsir 26; Süyûtî, ed-Durru’l-Mensûr, VI, 192-194.

Sözü edilen Muâze, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile kocası hakkında mücadele eden Havle’nin annesidir.

Müslim’in, Sahih’inde Câbir’den gelen rivâyete göre ise Abdullah b. Ubeyy’in birisi Museyke, diğeri de Umeyme adında iki cariyesi vardı. O bunları zina etmeleri için zorlardı. Bu hususu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a şikâyet etmeleri üzerine yüce Allah: “Cariyeleriniz kendilerini korumak isterken… onları zinaya zorlamayın… mağfiret ve rahmet edicidir” âyetini indirdi. Müslim, Tefsir 27.

Yüce Allah’ın:

“Kendilerini korumak isterken” âyeti “câriyeler”e râci’dir. Çünkü ancak cariyenin iffetini korumak istemesi halinde efendisinin onu zorlamaya kalkışması düşünülebilir ve ancak bu halde zorlamanın yasaklanması mümkün olur. Eğer cariye iffetini korumak istemiyor ise bu durumda efendisine: Sen onu zorlama, demek düşünülemez. Çünkü cariyenin kendisi zina etmeyi istiyor ise zorlamanın tasallallahü aleyhi ve sellemvuruna imkân yoktur. O halde bu âyet, durumu bu olan cariyeler hakkında bu gibi efendilere yönelik bir emirdir. İbnu’l-Arabî işte bu manaya işaret etmekte ve şöyle demektedir: Yüce Allah’ın burada kadının iffetini korumak isteyişini söz konusu etmesi zorlamanın ancak bu halde söz konusu olabileceğinden dolayıdır. Eğer kendisi zinayı istiyor ise zorlama düşünülemez, işte bunu iyi anlamak gerekir, Bu ince noktaya nüfuz etmek pek çok müfessir için mümkün olmamıştır. Kimi müfessir: Yüce Allah’ın:

“Kendilerini korumak isterken” âyeti (bir önceki âyette sözü edilen): “evli olmayanlar”a râci’dir, demiştir.

ez-Zeccâc ve el-Huseyn b. el-Fadl ise: İfadede takdim ve tehir vardır, demişlerdir. Yani sizler içinizden evli olmayanları ve kölelerinizden de salih olanları iffetlerini korumak istemeleri halinde evlendirin, demektir. Kimisi ise: Yüce Allah’ın;

“Kendilerini korumak isterken” âyetindeki şart lağvedilmiştir ve buna benzer zayıf açıklamalar yapılmıştır, Başanya ulaştıran Allah’tır.

“Dünya hayatının geçici metaını kazanmak için” âyetinden kasıt ise, cariyenin zina yoluyla kazanacağı ve kol eleştirilip satılmak kasdı ile zina mahsulü doğuracağı çocuktur. Şöyle de açıklanmıştır: Zina eden kimse kendisiyle zina ettiği cariyeden doğma çocuğuna karşılık cariyenin efendisine yüz deve fidye öder ve onu kölelikten kurtarırdı.

“Kim onları zorlarsa” buna mecbur bırakırsa

“şüphe yok ki Allah onların zorlanmalarından sonra” onlar için

“mağfiret ve” onlara

“rahmet sahibidir.”

İbn Mes’ûd, Cabir b. Abdullah ve İbn Cübeyr

“onlar İçin” lâfzını ilave ederek Onlar için mağfiret edicidir” diye okumuşlardır.

İkraha dair açıklamalar daha önceden en-Nahl Sûresi’nde (16/106. âyet, 2. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’a hamdolsun.

Daha sonra yüce Allah mü’minlere indirmiş olduğu apaydın âyetlerindeki nimetlerini sayıp dökmekte ve bu âyetlerde geçmiş ümmetlere dair misaller de vermektedir. Bundan maksat, geçmiş bu ümmetlerin içine düştükleri hatalara “düşmekten korunmaktır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/nur-33/,https://kutsalayet.de/nur-35/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız