Onlar ki, Allah anıldığında kalpleri ürperir; kendilerine isabet edenlere sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.
Diyanet Vakfı
Onlar öyle kimseler ki, Allahanıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.
Kurtubi Tefsiri
Onlar ki; Allah anılınca kalpleri titrer. Kendilerine isabet edenlere karşı sabreder, namazı dosdoğru kılarlar ve onlara rızık olarak verdiklerimizden de infak ederler.
Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:
1- Allah Anılınca Kalpleri Titreyenler:
“Kalpleri titrer” korkar, ona muhalefet etmekten çekinir, demektir. Yüce Allah, ismi anıldığında korkmak ve çekinmekle onları nitelendirmektedir. Bu ise onların güçlü bir yakîne sahip olmaları ve Rabblerinin emirlerine riayet etmeleri dolayısıyladır. Âdeta O’nun huzurundaymış gibidirler. Yine onları sabırla, namazı dosdoğru ve devamlı kılmakla da nitelendirdiğini görüyoruz. Bu âyet-i kerîmenin, (önceki âyetin sonunda yer alan) “itaatkâr ve alçak gönüllü olanları müjdele” âyeti ile birlikte Ebubekir, Ömer ve Ali (Allah onlardan razı olsun) hakkında nazil olduğu da rivâyet edilmiştir.
“Namazı” kelimesini Cumhûr izafet olarak esreli okumuştur. Ebû Amr ise bir önceki kelimenin sonunda “nûn”un bulunduğunu kabul ederek nasb ile okumuştur. Ona göre buradaki “nûn”un hazfedilmesi ismin uzunluğu dolayısıyla hafif olsun diyedir, Sîbeveyh de şu beyiti nakletmektedir:
“Aşiretin avretini (korunması gereken yerlerini) koruyanlar.”
Görüldüğü gibi burada knruyanlar kelimesinin sonundaki “nün” da düşmüş; ondan sonraki kelime de nasb ile okunmuştur.
2- Allah’ı Bilip Tanıyan ve O’ndan Korkanların Hali:
Bu âyet-i kerîme yüce Allah’ın şu âyetlerini andırmaktadır:
“Gerçek mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. Âyetleri karşılarında okunduğu zaman (bu) onların imanını arttırır ve onlar ancak Rabblerine dayanıp, güvenirler” (el-Enfâl, 8/2);
“Allah sözün en güzelini müteşâbih, tekrar edilen (mesânî) bir kitap halinde indirmiştir. Ondan dolayı Rabblerine kalpten saygı duyanların derileri ürperir. Sonra Allah anıldığı için derileri ve kalpleri yumuşar…” (ez-Zümer, 39/23)
İşte Allah’ı bilip tanıyanların, O’nun azâb ve cezasından korkanların hali budur. Bid’atçi, sapık ve bağırıp çağıran, avam ve cahillerin yaptıkları gibi çıkardıkları sesleri eşeklerin anırmasını andıranların bağırışları gibi bağırmazlar. Bu şekilde hareket eden ve bunun vecd ve huşu’ olduğunu iddia eden kimselere şöyle demek gerekir: Allah’ı tanımak, O’ndan korkmak, O’nun celâlini hakkıyla ta’zim etmek hususlarında ne Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a, ne de Ashab-ı Kiram’ın haline eşit bir hale ulaşabilirsin. Bununla birlikte onlar, kendilerine öğüt verildiğinde Allah’tan gelen öğütleri kavramaya çalışır ve Allah’tan korktukları için ağlarlardı.
Aynı şekilde yüce Allah kendi adının anıldığını ve Kitabının okunduğunu işiten marifet ehli kimselerin hallerini de böylece bizlere anlatmış bulunmaktadır. Bu halde olmayan bir kimse, hiç şüphesiz onların gösterdikleri yoldan giden ve onların yollarını takib eden bir kimse olamaz. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Peygambere indirileni işittiklerinde, hakkı bildiklerinden gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: Rabbimiz îman ettik. Artık bizi şâhid olanlarla beraber yaz.” (el-Mâide, 5/83) İşte bu İfadeler onların hallerini nitelendirmekte ve söylediklerini nakletmektedir. Her kim sünnete tabi olmak İstiyorsa, işte bunların sünnetine uysun. Kim de delilerin halleriyle hallenmek istiyorsa bilsin ki; delilik insanların halinin en bayağışıdır ve delilik de çeşit çeşittir.
Sahih(-i Buhârî)’de Enes b. Mâlik’ten rivâyet edildiğine göre bazı kimseler Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a aşırıya kaçacak kadar çok soru sordular. O da bir gün mescide çıkageldi ve minbere çıkıp şöyle buyurdu: “Haydi bana soru sorunuz. Bugün bana neye dair soru sorarsanız, bu bulunduğum yerde kaldığım sürece onu mutlaka size açıklayacağım.”
Bunu işitmeleri üzerine sustular ve artık gelip çatmış bir işin yanı başında olduklarından korktular. Enes dedi ki: Sağa sola bakmaya başladım. Baktım ki herkes başını elbisesine sokmuş ağlıyor.., deyip, hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. Buhârî, Ftten 15; Müslim, Fedâil 134, 136, 137; Müsned, III, 177.
Bu mesele ile ilgili açıklamalar bundan daha doyurucu bir şekilde el-Enfâl Sûresi’nde (8/1-2. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’a hamdolsun.