"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Hac 36

Büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın sembollerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar ayakta iken üzerine Allah’ın adını anın. Yanları yere düştüğünde onlardan yiyin, kanaatkâr ve isteyen fakire yedirin. Şükredesiniz diye böylece onları sizin hizmetinize verdik.

Diyanet Vakfı
Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allahın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allahın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.

Kurtubi Tefsiri
Kurbanlık develeri de size Allah’ın şeâirinden kıldık. Onlarda sizler için hayır(lar) vardır. Onlar ayakları üzere iken, üzerlerine Allah’ın ismini anın. Artık yanları üzere düşüp can verince etinden yeyin ve ondan dilenen, dilenmeyen fakirlere yedirin. Onları şükredesiniz diye böylece size müsahhar kıldık.

Bu âyete dair açıklamalarımızı on başlık halinde sunacağız:

1- Kurbanlık Develer:

Yüce Allah’ın:

“Kurbanlık develer ” âyetini İbn Ebi İshak “dal” harfini (sükûn yerine) ütreli olarak okumuştur. Bunlar iki ayrı söyleyiştir. Tekili: şeklinde gelir. Nitekim “meyve” anlamına gelen: kelimesirsin-çoğulu da; şeklinde, tahta anlamına gelen; kelimesinin çoğulu da: şekillerinde gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de de:

“Onun ayrıca bir geliri de vardı” (Kehf 18/34) âyetindeki “gelir” anlamındaki kelime “mim” harfi üstün olarak değil de; şeklinde ötreli okunduğu gibi, peklinde sakin olarak da okunmuştur ve bunlar iki ayrı söyleyiştir.

Deveye; denilmesi, semizleyip kilo almasından dolayıdır “Sensizlik” demektir. Bu ismin develere has bir İsim olduğu da söylenmiştir.

Develer, kelimesinin -be ve dal harfleri üstün olmak üzere in çoğulu olduğu da söylenmiştir. “Adam kilo aldı,” anlamındadır, “Yaşı ilerledi, yaşlandı” anlamındadır. Hadiste de: Gerçekten ben büyüdüm, yaşlandım” Ebû Dâvûd, Salât 74; İbn Mâce, İkâmetu’s-salat 41; Dârimi, Salât 72; Müsned, IV, 92, denilmektedir. Bu kelime; (……..) diye de rivâyet edilmiş olmakla, birlikte bunun bir anlamı yoktur. Çünkü bu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın sıfatına muhaliftir, zira bu, etim çoğaldı, arttı demektir. Nitekim “Adam irileşti, kilolandı…” denilir. “İri-yarı adam,” demektir.

2- “el-Budn” Kelimesi Develer Dışında İnekler Hakkında da Kullanılabilir mi?;

İlim adamları “el-budn” kelimesinin develer dışında, inekler hakkında kullanılıp kullanılmayacağı hususunda farklı görüşlere sahiptir. İbn Mes’ûd, Atâ ve Şâfiî, kullanılmaz derler. Malik ve Ebû Hanîfe ise kullanılır demişlerdir.

Bu husustaki görüş ayrılığının etkisi, bir bedene kurban etmeyi adayıp ta, bedene (deve) bulamayıp, yahut bulduğu halde buna gücü yetmeyip, inek kesmeye gücü yetenin durumu hakkında ortaya çıkar. Böyle birisi için inek kesmek yeterli olur mu, olmaz mı? Şâfiî’nin mezhebine ve Atâ’ya göre yeterli olmaz, Malik’in mezhebine göre ise yeterli olur.

Sahih olan görüş ise Şâfiî ve Atâ’nın kabul ettiği görüştür. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) cuma günü ile ilgili sahih hadisinde şöyle buyurmaktadır: “İlk saatte (cuma namazına) giden kişi sanki bir bedene (deve) kurban etmiş gibi olur. İkinci saatte giden kimse ise sanki bir inek kurban etmiş gibi olur…” Buhârî, Cumua 4; Müslim, Cumua 10; Ebû Dâvûd, Tahâre 217; Tirmizî, Cumua 6; Nesâî, Cumua 14; Muvatta’, Cumua 1; Müsned, II, 462, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın burada inek (bakara) ile bedene arasında fark gözetmesi, ineğe ayrıca bedene demlemeyeceğinin delilidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Aynı şekilde yüce Allah’ın:

“Artık yanları üzere düşüp, can verince” âyeti da buna delâlet etmektedir. Çünkü buradaki vasıf develere hastır. İnek ise ileride geleceği gibi koyunlar gibi yatırılarak boğazlanır.

Bizim delilimize gelince, bu kelime iri cüsse sahibi olmak demek olan “el-bedâne”den alınmıştır. İri cüsseli olmak vasfı ise hem develerde, hem ineklerde bulunur. Aynı şekilde kanlarının akıtılması suretiyle yüce Allah’a yakınlaşmak özelliği ineklerde, develerdeki gibidir. Öyle ki, bir inek kurban olarak tıpkı deve gibi yedi kişi için yeterlidir. Bu Ebû Hanîfe lehine de bir delildir, zira Şâfiî de bu hususta ona muvafakat etmektedir. Ancak bizim mezhebimizde bu görüş yoktur.

İbn Şecere’nin naklettiğine göre koyunlara da “bedene” denilebilir, Ancak bu gaz bir görüştür.

“el-Budn” ise Ka’be’ye hediye olarak gönderilen (kurbanlık) develerdir. “el-Hedy” ise deve, inek ve koyun türü(nün hediye olarak gönderilmesi) hakkında kullanılan genel bir tabirdir.

3- Kurbanlıklar Haccın Sedirinin Bir Kısmıdır:

Yüce Allah’ın:

“Size Allah’ın şeâirinden kıldık” İfadesi bunların, şeâirin bir kısmı olduğu hususunda açık bir nasstır. Yüce Allah’ın:

“Onlarda sizler İçin hayır vardır” âyetinde de daha önce sözü edilen faydalar kastedilmektedir. Doğrusu, bu hayrın hem dünya, hem âhiret hayırları hakkında umumi, olduğudur.

4- Kurbanlık Develerin Allah Adına Kesilmeleri:

“Onlar ayakları üzere İken, üzerlerine Allah’ın ismini anın” Yani Allah’ın adına onları boğazlayın, “Ayakları üzerinde duruyorken,” demektir. Develer ayakları bağlı, ayakta oldukları halde boğazlanırlar. Bu vasıf asıl itibariyle atlar için kullanılan bir vasıftır. Nitekim atın, üç ayağı üstünde dikilip, dördüncüsünün toynağını yere değdirecek şekilde duruşu halini anlatmak üzere denilir. Böyle duran ata da; denilir.

Deve boğazlanacağı vakit, ön ayaklarından birisi bağlanır ve üç ayağı üzerinde ayakta durur.

el-Hasen, el-A’rec, Mücahid, Zeyd b. Eslem ve Ebû Mûsa el-Eş/arî bu anlamdaki kelimeyi- diye okumuşlardır. Bu da; yüce Allah’a hâlis olarak, onları boğazlarken Allah’tan başkasının ismini onunla ortak olarak zikretmeyerek boğazlayınız demektir.

Yine el-Hasen’den; şeklinde “fe” harfini esreli, şeddesiz ve tenvin ile okuduğu da nakledilmiştir ki; bu da bundan önceki okuyuş ile aynı anlamdadır. Ancak kıyasa muhalif olarak tahfif kastıyla “ya” harfi hazfedilmiştir, şekli, Cumhûrun kıraati olup, “Sıraya dizdi, hizaya soktu,” fiilinden gelen bir kelime olarak “fe” harfini üstün ve şeddeli okumuşlardır. Bunun tekili de; şeklindedir. Öbür okuyuş olan; in tekili de seklinde gelir.

İbn Mes’ûd, İbn Abbâs, İbn Ömer, Ebû Ca’fer, Muhammed b. Ali ise “nun” harfi ile; şeklinde ve; nin çoğulu olarak (anlamı biraz sonra gelecek) okumuşlardır. Bunun tekili ise sonunda “te”nis “te”st olmaksızın gelmez. Çünkü “fail” veznindeki bir kelimenin, ancak kıyasa konu olmayan özel bir takım harflerde “fevâil” diye çoğulu yapılabilir. Bu da “faris, fevâris, hâlik, hevâlik, hâlif, havâlif” gibi kelimelerdir. “Ön ayaklarından birisi çırpınmasın diye bağlanarak yukarıya kaldırılmış olan” demektir. Şanı yüce Allah’ın:

“Bir ayağını tırnağı üzere dikip, üç ayağı üzere duran asil atlar” (Sad, 38/31) âyeti da bu kabildendir. Amr b. Külsûm da şöyle demiştir:

“Atları onun yanıbaşında durur bıraktık,

Yularları boyunlarına üç ayağı yerde diğerinin tırnağını yere dikmiş olarak.”

Bu beyit şu şekilde de rivâyet edilmektedir:

“Atları onun için feryad eder durur,

Yularları boyunlarına dolanmış, üç ayağı yerde diğerinin tırnağını yere dikmiş olarak.”

Bir başka şair de şöyle demektedir:

“O, bir ayağının tırnağını diken asil atlara alışkındır hâlâ o,

Üç ayağı üzerinde, birini de kırmış (bükmüş) olarak duranlardandır.”

Ebû Amr el-Cermî der ki: es-Sâfîn ayağın ön taraflarında bir damar adıdır, Atâ vuruldu mu ayağını kaldırır. el-A’şâ da şöyle demektedir:

“Uzunca ağaç gövdesini andıran herbir siyah at, göz ucuyla gözünü kırpmadan mızraklara bakar.

Asaletle üç ayağı üstünde durup, tekinin tırnağını yere değdirince,”

5- Develerin Boğazlanma Şekli:

İbn Vehb dedi ki: Bana İbn Ebi Zi’b’in anlattığına göre o İbn Şihab’a develeri ayakta kesmenin hükmü hakkında soru sormuş, ona: Önce bir ayağını bağlarsın, sonra da üç ayağı üstünde bırakırsın diye cevap vermiştir. Malik b. Enes de bana onun benzerini söylemiştir. İlim adamları bunu müstehab görürlerdi. Ancak Ebû Hanîfe ile es-Sevrî develerin çökmüş olarak da, ayakta oldukları halde de kesilmelerini câiz görmüşlerdir. Atâ istisna kabilinden buna muhalefet etmiş ve çökmüş halleriyle develeri kesmeyi müstehab kabul etmiştir. Sahih olan ise Cumhûrun kabul ettiğidir, çünkü yüce Allah:

“Artık yanları üzerine düşüp can verince…” diye buyurmaktadır. Bu da kesimlerinden sonra yere yıkılırlarsa anlamındadır. Nitekim “Güneş batıya kaydı” İfadesi de buradan gelmektedir.

Müslim’in, Sahih’inde Ziyad b. Cübeyr’den rivâyete göre İbn Ömer çökmüş olduğu halde deve kesen bir adamın yanından geçmiş ve ona şöyle demistir: Sen (bir ayağı) bağlı olarak ve ayakta olduğu halde onu kes. Peygamberinizin (salât ve selâm ona) sünnetine uyunuz, demiştir. Buhârî, Hacc 118; Müslim, Hacı 358; Ebû Dâvûd, Menâsik 20; Dârimî, Menâsik 70; Müsned, 11, 3, 86, 139

Ebû Dâvûd’un rivâyetine göre de ez-Zübeyr, Câbir’den yine ez-Zübeyr, Abdu’r-Rahmân b. Sabit bana haber verdi diyerek. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile ashabı deveyi sol ayağı bağlı ve diğer ayakları üzerinde ayakta dikili olduğu halde keserlerdi.” Ebû Dâvûd, Menâsik 20

6- Devenin Belirtilen Şekilden Başka Türlü Boğazlanması:

Mâlik dedi ki: Şayet bir insan deveyi bu şekilde kesemeyecek olursa, yahut devesinin kaçıp kurtulacağından korkarsa onu bağlayarak boğazlamasında bir mahzur görmüyorum. DeVe uygun halde, bağlı olmayarak ve ayakta boğazlanır. Ancak bu imkânsız olursa, o takdirde ön ayakları bağlanır, arka ayaklarının bağlanması ise kesicinin ona güç yetirememesi yahut zorlanmasından korkması halinde söz konusu olur. Çökmüş halde boğazlanması arka ayaklarının bağlanmasından daha faziletlidir. İbn Ömer gençliğinde harbeyi eline alır, göğsüne saplar, hörgücünden çıkartırdı. Ancak yaşlanınca gücü azaldığından ötürü, çökmüş haliyle deveyi boğazlar, harbeyi onunla birlikte bir başka adam tutar, bir başkası da devenin yularını tutardı.

İnek ve koyunlar ise yatırılarak kesilirler.

7- Kurban Gününden Önce Kurban Kesmek:

Kurban günü tan yeri ağarmadan önce, hacda develeri kurban etmek, icma ile câiz olmadığı gibi, hacda olmayanların da can yeri ağarmadan önce kurban kesmeleri câiz değildir. Tan yeri ağardıktan sonra Minâ’da kurban kesmek câiz olur. İmâmlarının kurban kesmesini beklemek görevleri yoktur. Diğer bölgelerdeki kurban kesmek ise böyle değildir. Hac yapan herkes için kurban kesme yeri Minâ’dır. Umre yapan herkes için kurban kesme yeri de Mekke’dir. Hacceden bir kimse Mekke’de, umre yapan ise Mina’da kurban kesecek olursa, yüce Allah’ın izniyle herhangi birisi için vebal yoktur.

8- Yanları Üzere Düşen Develer:

Yüce Allah’ın:

“Artık yanları üzere düşüp, can verince…” âyetinde benzer lafızla: “Güneş batıya kaydı” denilir. “Duvar yıkıldı” demektir. Kays b. el-Hatîm der ki:

“Avfoğulları kendilerine barışı yasaklayan bir emire itaat etti,

Sonunda ilk yere yıkılan o oldu.”

Evs b. Hacer de şöyle demektedir:

“O yıkılan dağ dolayısıyla güneş tutulmaz,

Ay tutulmaz ve yıldızlar sönmez mi?”

Buna göre yüce Allah’ın:

“Artık yanları üzere düşüp can verince…” âyeti ile, bu develer yan tarafları üzerine ölü yıkıldıkları zamanı kastetmek istemektedir. Yüce Allah

“yanı üzere yıkılmayı” ölümden kinaye olarak zikretmiştir. “Onlar ayakları üzere İken, üzerlerine Allah’ın adım anın” âyetinde onları kesip boğazlamayı kinaye yoluyla kastettiği gibi. Bir çok yerde kinaye açık ifadeden daha beliğdir. Şair şöyle demektedir:

“Onu yırtıcı hayvanlara parçalasınlar diye bıraktım, onlar da onu

Tepeden tırnağa kadar paramparça edip yediler.”

Yine Antere şöyle demektedir;

“Ben onun koçunun iki boynuzuna bir darbe indirdim, o da yere yıkıldı.”

Yani yere ölmüş olarak yıkılıp düştü. Bu tür anlatımların benzerleri pek çoktur.

Kesimden sonra yanı üzere yıkılıp düşmek, kanının akmasının ve canının çıkmasının alâmetidir. İşte bu da etinin yenileceği yani yenilmesinin yaklaştığı vakittir. Çünkü bundan sonra artık derisi yüzülmeye başlanır ve kesilen kurbanlıktan bir parça koparıldıktan sonra pişirilir.

Soğumadıkça (hareketi kesilmedikçe) derisi yüzülmez. Çünkü bu bir çeşit işkence kabilindendir. Bundan dolayı Ömer (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Canları çıkarmakta acele etmeyiniz.

9- Kurban Etinden Yeme Emri:

“Etinden yeyin” emri mendübluk ifade eder. Bütün ilim adamları insanın kestiği hediye kurbanından yemesini müstehab kabul etmişlerdir. Bunda hem ecir almak, hem de ilâhî emre uymak söz konusudur. Zira cahiliye dönemi insanları önceden de geçtiği üzere hediye kurbanlıklarından bir şey yemezlerdi.

Ebû’l-Abbas b. Şureyh der ki; Yemek ve yedirmek müstehabtır. O bunlardan dilediği herhangi birisini de yapabilir. Şâfiî ise şöyle demektedir: Yemek müstehab, yedirmek vaciptir. Hepsini başkasına ikram edip yedirecek olursa bu dahi yeter. Ancak hepsini tek başına yiyecek olursa bu olmaz.

Bu hüküm, kestiği hediye kurbanının tatavvu’ (nafile) olması halinde böyledir. Eğer kesilmesi vacib olan kurban türünden ise, önceden de açıklandığı üzere onlardan yemesi câiz olmaz.

10- Dilenen ve Dilenmeyen Fakirlere Yedirmek:

“Ve ondan dilenen, dilenmeyen fakirlere yedirin” âyeti ile ilgili olarak Mücahid, İbrahim ve et-Taberî şöyle demişlerdir: Yüce Allah’ın

“yedirin” âyeti mübahlık bildiren bir emirdir.

“Dilenci” demektir. Dilencilik yaptığı takdirde; “Adam dilencilik etti, eder” diye mazisinde “nün” meftuh, muzariinde meksûr olarak Arapça baskıyı hazırlayanın da belirttiği gibi; muzari’in (aynulfi’linin yani birinci harfinin) meksûr gelmesi sözkonusu değildir; böyle bir kullanıma sözlüklerde işaret edilmemektedir. Mazisinin aynu’l-fi’li (ikinci harfi) kesreli, muzâri”inde fethalı kullanım ise, merhum müfessirin de belirttiği gibi dilenmek fiili için sozkonusudur. Yine baskıyı hazırlayanın belirttiği gibi, yazma nüshalar arasında birbirini tutmayan farklılıklar da vardır. kullanılır. Müzari’i şeklinde, mastarı şeklinde, ism-i faili şeklindeki kullanım, elinde az miktardaki şey ile yetinerek, iffetli davranıp dilenmeyen kimsenin halini anlatmak içindir. Mastarları da; şekillerinde gelir, Bu açıklamaları el-Halit yapmıştır, eş-Şemmâh’ın şu beyitinde birinci manasıyla kullanılmıştır:

“Kişinin malı kendisini ıslah edip fakirlikten onu kurtarırsa,

Elbetteki dilenmekten onu daha iffetli kılar.”

İbnu’s-Sikkît der ki: Araplardan “el-kunû”u kanaat anlamında kullananlar da vardır. Bu da razı olmak, iffetli davranmak ve dilenmemektir.

Ebû Recâ’dan; diye okuduğu rivâyet edilmiştir. Bunun anlamı ise birincisinden farklıdır. Çünkü bir kimse hoşnut olduğu vakit; “Adam hoşnut oldu, o hoşnut olandır,” denilir.

“Dilenmeyen fakir”; senin etrafında dolaşıp da senden yanından bir şeyler isteyen kimsedir. İster açıkça istesin, ister sussun. Muhammed b. Ka’b el-Kurazî, Mücahid, İbrahim, el-Kelbî ile el-Hasen b. Ebi’l-Hasen der ki: Bu kelime dilenmeksizin karşında dikilen kimse demektir. Şair Zuheyr der ki:

“Karşılarına çıkıp dilenmeyen fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamak,

varlıklılarının görevidir,

Az malı olanlar ise hem cömerttirler, hem de bolca verirler.”

Malik dedi ki: Bu kelimelerin anlamı ile ilgili duyduğum en güzel açıklama “el-kan kelimesinin fakir, “el-mu’ter” kelimesinin ise ziyaretçi anlamına geldiğidir.

el-Hasen’den (“dilenmeyen fakir” diye meali verilen lâfzı): diye okuduğu da rivâyet edilmiştir, bunun manası; ile aynıdır. Bir kimsenin yanında bir şeyler ister gibi davranan yahut fiilen isteyen kimsenin halini anlatmak üzere; denilir. Bu açıklamaları en-Nehhâs zikretmiştir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hac-35/,https://kutsalayet.de/hac-37/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız