Göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah’a secde eder. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi alçaltırsa, artık ona değer verecek kimse yoktur. Allah dilediğini yapar.
Diyanet Vakfı
Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allaha secde ediyor; birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
Kurtubi Tefsiri
Görmedin mi, göklerde ve yerde olan herkes güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayranlar ve insanlardan bir çoğu Allah’a secde ederler? Bir çoğuna da azâb hak olmuştur. Allah’ın hor kıldığını yüceltebilecek yoktur. Muhakkak Allah dilediğini yapar.
“Görmedin mi, göklerde ve yerde olan herkes… Allah’a secde ederler?”
âyetinde sözü edilen
“görmek” kalble görmektir. Yani kalbin ve aklın ile bunları görmedin mi? Secde etmenin anlamı ile ilgili açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/34. âyet, 4. başlıkta) cansız varlıkların secde etmesi ile ilgili açıklamalar da en-Nahl Sûresi’nde (16/49-50. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
“Güneş” kelimesi daha önceden geçen
“herkese” atfedilmiştir.
“Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan bir çoğu” âyetleri de aynı şekildedir.
“Bir çoğuna da azâb hak olmuştur” anlamındaki âyet, i’rab bakımından biraz zor açıklanabilir bir haldedir. Çünkü fiilin kendisinde amel ettiği lâfza yine fiilin kendisinde amel ettiği lafızın atfedilebilmesi için nasıl olmuş da nasb edilmemiştir Bu cümleyi şöylece açabiliriz: “Görmedin mi” anlamındaki fiil, lafzen âyetin başında yer almaktadır. Ondan sonra gelen cümle mef’ûldür. Mef ûl nasb ile gelir. Buradaki: “Bir çoğuna” anlamındaki lâfız da “vav” atıf edatı dolayısıyla ona, yani mansub olan cümleye atf edilmiştir. Bu bakımdan onun da mansub -yani lafzen: “kesirlin” değil de “kesiran” gelmesi gerekirken, niye gelmemiştir? ” Yüce Allah’ın:
“Zâlimlere gelince, onlara çok acıklı bir azâb hazırlamıştır” (el-İnsan, 76/31) âyetinde olduğu gibi (niye mansub değildir)?
el-Kisaîve el-Ferrâ’ burada bu kelime mansub olsaydı, güzel olurdu diye iddiada bulunmuşlardır. Ancak merfu gelmesi tercih edilmiştir, çünkü manasa “Çoğu ise secde etmeyi kabul etmemiştir,” şeklindedir. Bu durumda mübtedâ ve haber olur, ifade de yüce Allah’ın:
“İnsanlardan bir çoğu…” ile tamam olabilmektedir.
(……) bunun sözü edilen secde etmenin şanı yüce Allah’ın zayıflık, kuvvet, sağlık, hastalık, güzellik, çirkinlik gibi tedbirlerine boyun eğmek ve zilletle İtaat etmek şeklindeki secde anlamında olmak üzere atfedilmiş olması da mümkündür. Bunun kapsamına ise herşey girmektedir.
“Üzerine azâbın hak olduğu pek çok kimseyi de hakir düşürmüştür” şeklinde ve benzer takdirler ile mansub olması da mümkündür.
Yüce Allah’ın:
“Ve hayvanlar (secde ederler)” âyetinde ifade tamam olduktan sonra
“insanlardan bir çoğu da” cennettedirler
“bir çoğuna da azâb hak olmuştur” diye yeni bir cümle başlamıştır, diye de açıklanmıştır.
İbn Abbâs’tan da aynı şekilde şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Anlam şöyledir: İnsanların bir çoğunun cennette, bir çoğu aleyhine de azâb hak olmuştur. Bunu İbnu’l-Enbarî nakletmektedir.
Ebû’l-Âl-iyye der ki: Göklerde ne kadar yıldız varsa, ay ve güneş mutlaka battığı vakit yüce Allah için secdeye kapanır. Sonra da kendisine izin verilmedikçe secdeden ayrılmaz. İzin alınca da tekrar doğuş yerine geri döner.
el-Kuşeyrî der ki: Bu husus güneş hakkında muttasıl senet ile rivâyet edilmiştir. Burada hakiki bir secdeden söz edilmektedir. Bunun kaçınılmaz bir gereği olarak bu secde eden varlıkta hayat ve akıl da yerleştirilir.
Derim ki: Kendisine işaret ettiği muttasıl senetli hadisi Müslim rivâyet etmiştir. İleride yüce Allah’ın:
“Güneş kendisi için belirlenmiş bir karar yerine kadar akıp gider…” (Yâsîn, 36/38) âyeti açıklanırken geleceği gibi, daha önce el-Bakara Sûresi’nde (2/34. âyet 4. başlıkta) sucud’un sözlük ve terim anlamı ile ilgili açıklamalar geçmiş bulunmaktadır.
“Allah’ın hor kıldığını yüceltebilecek yoktur.” Allah her kimi bedbaht kılmak ve küfür ile hakir kılmış ise hiçbir kimsenin onun üzerindeki bu horlanmışlığı kaldırmaya gücü yetmez. İbn Abbâs der ki: Allah’a ibadet etmeyi önemsemeyen kimse sonunda cehenneme varır,
“Muhakkak Allah dilediğini yapar.” Onların sonunda cehenneme ulaşacağını kastetmektedir. Kimse O’na İtiraz edemez,
el-Ahfeş, el-Kisaî ve el-Ferrâ’: “İkram edici (mealde; yüceltebilecek)” kelimesini; şeklinde yani bir ikram, bir yücelik… diye okumuşlardır.