İşte bunlar, Rableri hakkında tartışan iki gruptur. Kâfirlere, ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üzerinden kaynar su dökülür.
Diyanet Vakfı
Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkar edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!
Kurtubi Tefsiri
Bunlar Rabbleri hakkında davalaşan İki hasımdırlar. Kâfir olanlar için ateşten elbiseler biçilir, başları üzerinden gayet kaynar su dökülür.
“Bunlar Rabbleri hakkında davalaşan iki hasımdırlar.” Müslim’de rivâyet edildiğine göre Kays b. Ubad şöyle demiştir: Ben Ebû Zerr’i yemin ederek: Muhakkak “bunlar Rabbleri hakkında davalaşan iki hasımdırlar” âyeti Bedir günü teke tek çarpışmak üzere meydana atılan Hamza, Ali ve Ubeyde b. el-Hâris (radıyallahü anh) ile onlara karşı çıkan Rabia’nın oğulları Utbe ve Şeybe ile el-Velid b. Utbe hakkında nazil olmuştur. Müslim, Tefsir 35; Buhâri, Mcğâzî 8, Tefsir 22. sûre 3; İbn Mâce, CiHâd 29 Müslim -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- kitabını bu hadis ile bitirmiştir.
İbn Abbâs da şöyle demektedir; Bu üç âyet-i kerîme, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a Medine’de mü’minlerden üç ve kâfirlerden üç kişi hakkında nazil olmuştur, Daha sonra da Ebû Zerr’in dediği şekilde bunların isimlerini vermiştir.
Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh) da şunları söylemektedir: Kıyâmet gününde Allah’ın huzurunda davalaşmak için ilk diz çökecek kişi benim. O bununla kendisinin ve diğer iki arkadaşının teke tek çarpışmaları ile ilgili olaya işarette bulunmaktadır. Bunu da Buhârî zikretmektedir. Buhâri, Meğizî 8, Tefsir 22. sûre 3
Hilal b. Yesaf ile Atâ b. Yesar ve başkaları da bu görüşü benimsemişlerdir.
İkrime ise şöyle demektedir: İki hasımdan kasıt cennet ile cehennemdir. Bunlar birbirleriyle davalaştılar. Cehennem; O beni cezasını vermek maksadıyla yaratmıştır, dedi. Cennet de; Beni rahmetini ihsan etmek için yaratmıştır, demiştir…
Derim ki: Cennet ile cehennemin birbirleriyle davalaşması hususunda Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)dan bir hadis vârid olmuştur. Ebû Hüreyre dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Cennet ile cehennem tartıştılar. Biri (cehennem) dedi ki: Zorbalar ve mütekebbirler bana girecektir. Diğeri (cennet) dedi ki: Bana da zayıflar ve miskinler girecektir. Bunun üzerine yüce Allah ona: Sen Benim azabımsın, seninle dilediğim kimseyi azaplandırırım dedi. Ötekine de: Sen Benim rahmetimsin, seninle dilediğim kimseye rahmet ederim. Sizden herbirinizi de mutlaka dolduracağım, dedi.” Bu hadisi Buhârî ve Müslim rivâyet etmiştir. Tirmizî de rivâyet etmiş olup: Hasen, sahih bir hadistir demiştir. Buhâri, Tefsir 50. sûre 1; Müslim, Cenne, 34, 36; Tirmizî, Sıfatu’l-Cenne 22; Müsned, II, 276, 314, 450, -Ebû Said el-Hudri yoluyla-: III, 79.
Yine İbn Abbâs şöyle demektedir: Bunlar kitab ehli olanlardır. Mü’minlere: Biz Allah’a sizden daha çok yakınız, bizim kitabımız sizden daha öncedir. Peygamberimiz de, peygamberinizden öncedir dediler. Mü’minler de şöyle dedi; Biz sizden daha çok Allah’a yakın olmaya lâyıkız, çünkü Muhammed’e îman ettiğimiz gibi, peygamberinize de îman ettik. Ona indirilen kitapların hepsine de îman ettik. Sizler, bizim peygamberimizi bilip tanıdığınız halde kıskandığınızdan dolayı onu bıraktınız ve inkâr ettiniz. İşte aralarındaki davalaşma bu itli. Yüce Allah da haklarında bu âyet-i kerîmeyi indirdi.
Bu da Katade’nin görüşüdür. Birinci görüş daha sahihtir. Bu görüşü de Buhârî, Haccâc b. Minhal’den, o Hüseyin’den, o Ebû Haşim’den, o Ebû Miclez’den, o Kays b. Ubad’dan, o Ebû Zerr’den diye rivâyet etmiştir. Müslim de Amr b. Zürare’den, o Hüseyin’den rivâyet etmiştir. Süleyman et-Teymî’de bunu Ebû Miclez’den, o Kays b. Ubad’dan rivâyet etmiştir. Kays, Ali’den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Bu âyet-i kerîme “bunlar Rabbleri hakkında davalaşan İki hasımdırlar… yakıcı ateşin azabını tadın” âyetine kadar, bizim ve Bedir günü teke tek çarpışmamız (mübarezemiz) hakkında inmiştir. Bu yollarla gelen rivâyetler az önce geçmişti; kaynakları da orada gösterilmişti.
İbn Kesîr “bunlar… İki hasımdırlar” âyetindeki; “Bunlar… iki” kelimesinde “nûn” harfini şeddeli okumuştur.
el-Ferrâ” “İki has im “ı, iki ayrı din mensubu, iki kesim olarak yorumlamış ve bir hasmın müslümanlar, diğerlerinin ise yahudilerle, hristiyanlar olduklarını İddia etmiştir. Bunlar Rabbleri hakkında davalaşmalardır. O der ki: Yüce Allah’ın “Davalaşan(lar)” âyetinin çoğul olarak gelmesi cem’i oluşlarından dolayıdır. Yine el-Ferrâ’ der ki: Eğer: “İkisi de davalaştılar” diye kullanılmış olsaydı yine câiz olurdu.
en-Nehhâs der ki: Bu; hadisi ve tefsir âlimlerinin kitaplarını bilmeyen kimsenin yaptığı bir te’vildir. Çünkü bu âyet ile ilgili hadis meşhurdur, bunu Süfyan es-Sevrî ve başkaları Ebû Haşim’den, o Ebû Miclez’den, o Kays b. Ubad’dan yoluyla rivâyet etmişlerdir. Kays dedi ki: Ben Ebû Zerr’i yemin ederek şunları söylerken dinledim: Bu âyet-i kerîme Hamza, Ali, Ubeyde b. el-Haris b. Abdu’l-Muttalib ile Rabia’nın iki oğlu Utbe ve Şeybe bir de el-Velid b. Utbe hakkında nazil olmuştur.
Ebû Amr b. el-A’lâ da aynı şekilde Mücahid’den, o da İbn Abbâs’tan rivâyette bulunmuştur.
Bu hususta dördüncü bir görüş daha vardır. Buna göre burada sözü edilenler, hangi dinden olurlarsa olsunlar bütün kâfirler ile bütün mü’minlerdir. Bu görüş Mücahid, el-Hasen, Atâ b. Ebi Rebah, Âsım b. Ebi’n-Necûd ve el-Kelbî’nin görüşüdür.
Bu şekilde umumu kapsayan bu görüş, hem âyetin hakkında nazil olduğu kimseleri, hem de başkalarım kapsamına almaktadır.
Bu âyet-i kerîmenin öldükten sonra diriliş ile amellerin karşılığının verilmesi ile ilgili davalaşma hakkında nazil olduğu da söylenmiştir. Çünkü bir takım kimseler bunu kabul ederken, başkaları bunu inkâr etmişlerdir.
“Kâfir olanlar” yani az önce sözü edilen kesimlerden kâfir olanlar
“için ateşten elbiseler biçilir.” Yani böyle elbiseler dikilmiş ve hazırlanmıştır. Ateşin elbiselere benzetilmesine sebep, tıpkı elbisenin giydirilmesi gibi, ateşin de onlara gtydirileceğindendir, “Biçilir âyeti da âhirette onlara ateşten elbiseler kesilip biçilecek demektir. Âyet-i kerîmede fiilin mazi lâfzı ile zikredilmesi şundan dolayıdır: Âhirete dair olan haberlerde verilen vaadler ve yapılan tehditler fiilen meydana gelmiş, muhakkak olarak var olmuş, gibidir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Hatırla ki Allah: Ey Meryem oğlu Îsa:İnsanlara… diye sen mi söyledin? dedi (diyecek.)” (el-Mâide, 5/116) Burada “dedi” anlamındaki mazi fiil, yüce Allah böyle diyecek demektir.
Şöyle de denilebilir: Cehenneme varacakları vakit giysinler diye o elbiseler hazırlanmış bulunuyor.
Saîd b. Cübeyr der ki:
“Ateşten” âyeti bakırdan demektir. Bu sözü edilen elbiseler eritilmiş bakırdandır. Yüce Allah’ın:
“Gömlekleri katrandandır.” (İbrahim, 14/50) âyetinde sözü edilen elbiseler ile aynı şeylerdir. Kullanılan kap kaçak arasında ısıtıldığı zaman harareti ondan daha ağır olacak hiçbir maden yoktur.
Denildiğine göre âyetin anlamı şudur; Biçilmiş, elbiseleri üzerlerine giydiklerinde nasıl her taraflarını kuşatırsa, ateş de onları öylece kuşatmış olacaktır. Bu yönüyle ateş onlara elbise olacaktır, çünkü kuşatmasıyla elbiseyi andıracaktır. Bu da yüce Allah’ın:
“Geceyi bir elbise yaptık” (en-Nebe’, 78/10) âyetine benzemektedir.
“Başları üzerinden” cehennem ateşinde kaynatılmış son derece sıcak
“gayet kaynar su dökülür.” Tirmizî’de kaydedilen rivâyete göre Ebû Hüreyre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir; “Şüphesiz kaynar su onların başları üzerine dökülecek ve bu kaynar su (onlardan) herbirisinin karnına ulaşıncaya kadar içenlere nüfuz edecek, karnında ne varsa yerinden söküp alacak ve nihayet bunlar ayaklarından çıkıp gidecek. İşte (20. âyette) sözü edilen eritme budur. Sonra da tekrar eski haline iade edilecek.” Tirmizî dedi ki; Bu hasen, sahih, garib bir hadistir. Tirmizî, Sıfattı Cehennem 4; Müsned, II, 374.