Şüphesiz iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hristiyanlar, Mecusîler ve Allah’a ortak koşanlar — Allah kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. Şüphesiz Allah, her şeye şahittir.
Diyanet Vakfı
Mümin olanlar, yahudi olanlar, sabiiler, hristiyanlar, mecusiler ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Kurtubi Tefsiri
Îman edenler, yahudiler, sabiîler ve hristiyanlar, ateşperestler ve müşrikler (var ya); muhakkak Allah kıyâmet gününde aralarında hükmedecektir. Muhakkak Allah herşeye şâhiddir.
“Îman edenler” Allah’a ve Muhammed’e inananlar,
“yahudiler” Mûsa (aleyhisselâm)ın dinine müntesib olanlar,
“sabiiler” yıldızlara tapan bir kavimdir,
“hristiyanlar” bunlar da Îsa (aleyhisselâm)ın dinine muntesib olanlardır.
“Ateşperestler” bunlar da âlemin biri aydınlık biri karanlık olmak üzere iki aslı olduğunu söyleyen ateşe tapanlardır. Katade der ki: Dinler beş tanedir, bunların dördü şeytana biri de Rahmân’adır.
Denildiğine göre mecusilerin asıl ismi “en-necûs”dur. Bu ismi alış sebebleri ise necasetleri kullanmayı dinlerinin bir gereği kabul etmeleridir. Mim ile nun harfleri ise biri diğerinin yerine kullanılabilir. (Bulut anlamında) hem “el-ğayn”, hem de “el-ğaym” demek; “yemin anlamında”, “el-eym” ile “el-eyn” demek gibi. Bütün bu hususlara dair geniş açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/62. âyet, 1. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır.
“Ve müşrikler” bunlar puta tapan Araplardır.
“Muhakkak Allah kıyâmet gününde aralarında hükmedecektir.” Bunlar arasında hüküm vererek kâfirler için cehennem ateşi, mü’minler için de cenneti verecektir.
Şöyle de açıklanmıştır: Burada sözü edilen hüküm vermek onlara kafi bir şekilde kimin haklı olduğunu, kimin de batıl yolda olduğunu tanıtmak, bildirmektir. İşte o günde haklı ve haksız, düşünmek ve istidlal ile değil, açık bir şekilde birbirinden ayırd edilecektir.
“Muhakkak Allah herşeye şâhiddir.” Kullarının amellerini, davranışlarını, sözlerini bilir. Onlardan hiçbir şey O’na kaybolmaz, (O’nun bilgisi dışında kalmaz) O bundan münezzehtir.
“Muhakkak Allah kıyâmet gününde aralarında hükmedecektir” âyeti; “Îman edenler” âyetindeki “Muhakkak”in haberidir. Nitekim; “Şüphesiz ki Zeyd’in yanında muhakkak hayır vardır,” demeye benzer. el-Ferrâ’ ise der ki: Konuşma esnasında; “Muhakkak Zeyd, muhakkak kardeşi gitmekte olandır,” şeklindeki bir kullanım câiz değildir. Onun iddiasına göre bunun âyet-i kerîmede câiz olması, ifadede mücazât (karşılık verme) anlamı bulunduğundan dolayıdır. Yani kim îman eder, kim yahudiliğe bağlanır, kim hristiyan olur, kim sabiî olursa onların aralarında hüküm verir ve hesaplarını görmek aziz ve celil olan Allah’a aittir.
Ebû İshak (ez-Zeccâc) ise el-Ferrâ”nın bu görüşünü reddederek onun: “Muhakkak Zeyd kardeşi gitmekte olandır,” ifadesi câiz değildir demesini çirkin bir ifade olarak kabul eder ve şöyle der: Çünkü burada Zeyd demek ile (âyet-i kerîmedeki) ism-i mevsul olan; “…ler” arasında bir fark yoktur ve bu edat mübtedâ olan her kelimenin başına gelebilir. Buna göre; “Muhakkak Zeyd o gitmekte olandır” denilebilir. Sonra bunun başına edatı getirilerek Muhakkak Zeyd şüphesiz ki o gitmekte olandır, diyebiliriz. Nitekim şair de şöyle demektedir:
“Şüphesiz ki halifeye, muhakkak Allah ona giydirmiştir.
İzzet elbisesini; onunla (güzel) sonuçlar umud edilir.”