"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Enbiya 90

Biz de duasını kabul ettik, ona Yahya’yı verdik, eşini de kendisi için uygun hale getirdik. Onlar hayırlı işlerde yarışırlar, korku ve ümitle bize dua ederlerdi. Bize karşı içten saygı gösterirlerdi.

Diyanet Vakfı
Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahyayı verdik; eşini de kendisi için (çocuk doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar (bütün bu peygamberler), hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler.

Kurtubi Tefsiri
Biz onun duasını kabul edip ona Yahya’yı bağışladık. Zevcesini de ona ıslah ettik. Şüphesiz bunlar hayırlı İşler yapmaya koşarlar; umarak, korkarak Bize dua ederlerdi. Bize gönülden derin saygı duyarlardı.

“Biz onun duasını kabul edip ona Yahya’yı bağışladık.” Buna dair yeterli açıklamalar daha önceden geçmiş bulunmaktadır.

“Zevcesini de ona ıslâh ettik.” Katâde, Saîd b. Cübeyr ve müfessirlerin çoğunluğu: Hanımı kısır idi, doğurmaya elverişli hale getirildi, demişlerdir. İbn Abbâs ve Atâ da: Kötü huylu, uzun dilli idi. Allah onu ıslah etti ve güzel huylu kıldı, demişlerdir.

Derim ki: Her İki özelliğin kendisinde bulunmuş olması ve daha sonra güzel huylu ve doğurgan kılınmış olması mümkündür.

“Şüphesiz bunlar” yani bu sûrede ismi anılan peygamberler

“hayırlı işler yapmaya koşarlar.” Zamirin Zekeriya, onun hanımı ve Yahya’ya ait olduğu da söylenmiştir.

Yüce Allah’ın:

“Umarak, korkarak Bize dua ederlerdi” âyeti ile ilgili açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:

1- Yüce Allah’a Dua Şekli;

“Umarak, korkarak Bize dua ederlerdi.” Yani onlar rahat ve bolluk zamanlarında da, darlık ve sıkıntı halinde de Bize sığınır, Bize niyaz ederlerdi . Şu anlama geldiği de söylenmiştir: Onlar ibadet ettiklerinde umarak, korkarak Bize dua ediyorlardı. Çünkü korku ve ümit birbirinden ayrılmazlar.

Denildiğine göre

“ummak (er-rağab)”: Avuç içlerini semaya açmaktır.

“Korkmak (er-rahab)” ise ellerin sırtım semaya doğru açmaktır. Bu açıklamayı Huseyf yapmıştır.

İbn Atiyye dedi ki: Bunun özeti şudur: İnsanlardan dua eden herkesin duada ellerini kullanması bir adettir. Umut halinde kişinin talepte bulunduğu cihete kendisinden talepte bulunduğu zata doğru avuç içlerini açması güzeldir. Zira verilen bir şeyin verildiği yer orasıdır, yahut da avuç içiyle bir şey mülkiyete alınır. Korkmak da gelecek bir zararı önlemeyi gerektirdiğinden, bu işin bir kenara bırakılması, onun gitmesine işaret edilmesi ve elin silkelenmesi ve buna benzer bir yolla ondan sakınılması uygun bir şeydir.

2- Dua Esnasında Yapılan Hareketler:

Tirmizî’nin rivâyetine göre Ömer b. Hattab (radıyallahü anh) şöyle demiştir: “Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) dua esnasında ellerini kaldırdı mı, onları yüzüne sürmedikçe aşağı indirmezdi.” Tirmizî, Dua 11.

Daha önce el-A’raf Süresi’nde (7/55- âyet, 2. başlıkta) ellerin kaldırılmasıyla ilgili görüş ayrılıklarına dair açıklamalar geçmiş, orada bu hadisi ve başka hadisleri de zikretmiş bulunuyoruz.

Ellerin kaldırılması görüşünü kabul edenler de kaldırmanın niteliği ve nereye kadar kaldırılacağı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Kimisi avuçlarını göğüs hizasına kaldırarak açmayı ve avuç içlerinin de bu halde yüzüne doğru getirmeyi tercih ederdi. Bu İbn Ömer ve İbn Abbâs’tan rivâyet edilmiştir. Ali (radıyallahü anh)da avuç içleriyle dua ederdi, Enes’ten de ona benzer rivâyet gelmiştir, Tirmizî’nin naklettiği hadisin zahirinden de bu anlatmaktadır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)da şöyle buyurmuştur: “Allah’tan dilekte bulunduğunuz vakit avuç içlerinizle isteyin. Ellerinizin sırtlarıyla O’ndan dilekte bulunmayın ve ellerinizi yüzünüze sürün.” Ebû Dâvûd, Vitr 23

İbn Ömer ve İbn ez-Zübeyr’den ellerini yüzlerine kadar kaldırdıkları rivâyet edilmiştir. Bu görüşü kabul edenler Ebû Said el-Hudrî (radıyallahü anh)ın rivâyet ettiği hadisi delil gösterirler. O dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Arafe’de vakfe’ye durdu. Dua etmeye başladı. Ellerinin sırtını yüzüne yakın getirip, memelerinin yukarısına, omuzlarının biraz aşağısına kaldırdı. Müsned, III, 13, 14 (aynı anlamda, yakın lâfızlarla).

Elleri yüzün hizasına getirilinceye kadar ve sırtları da yüzünün tarafına olacak şekilde kaldırılır da denilmiştir.

Ebû Ca’fer et-Taberî dedi ki: Doğrusu şöyle denilmesidir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan rivâyet edilen bütün bu haberler mana itibariyle birbiriyle uyumludur, ihtilâf halinde değildir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın dua halleri farklı farklı olduğundan hepsini yapmış olması mümkündür. Nitekim İbn Abbâs şöyle demiştir: Sizden herhangi bir kimse tek bir parmakla işaret ederse o ihlâstır. Ellerini göğsünün hizasına kaldırırsa o duadır, ellerini başından yukarıya kaldıracak ve sırtları da yüzüne doğru bakacak olursa bu da niyaz etmektir.

Taberî dedi ki: Katade, Enes’ten şöyle dediğini rivâyet etmektedir; Ben Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ı hem ellerinin arka tarafıyla, hem de avuç içleriyle dua ettiğini görmüşümdür. Ebû Dâvûd, Vitr 23.

“Umarak, korkarak” buyrukları mastar (mef’ûl-i mutlak) olarak nasbedilmislerdir. Yani; demektir. Yahut da mef’ûlün leh oldukları için nasb halindedirler. Bu da; “umdukları ve korktukları için” anlamında olur (mealde olduğu gibi) ya da hâl olabilirler.

Talha b. Mûsarrif

“Bize dua ederlerdi” anlamındaki âyeti tek “nün” ile (……..) diye okumuştur.

“Umarak” kelimesini el-A’meş “re” harfini ötreli, “ğayn” harfini sakin “korkarak” kelimesini de “re” harfini ötreli, “he” harfini sakin; “Hastalık, cimrilik, yokluk, darlık” kelimeleri gibi okumuşlardır ki iki ayrı söyleyiştir. İbn Vessâb ve yine el-A’meş “re” harflerini üstün, “ğayn” İle “he” harflerini de sakin okumuşlardır. Bunlar da iki ayrı söyleyiştir. Irmak ve kaya” kelimeleri gibi. Bu kıraat aynı zamanda Ebû Amr’dan da rivâyet edilmiştir.

“Bize gönülden saygı duyarlardı.” Bize karşı alçak gönüllü ve boyun eğenlerdi.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/enbiya-89/,https://kutsalayet.de/enbiya-91/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız