Onları topladığımız gün, sanki gündüzden bir saat kadar kalmış gibi birbirlerini tanırlar. Allah’la karşılaşmayı yalanlayanlar kesinlikle hüsrana uğradılar ve doğru yolu bulamamışlardır.
Diyanet Vakfı
Allahın onları, sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vaziyette yeniden diriltip toplayacağı gün aralarında birbirleriyle tanışırlar. Allahın huzuruna varmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır. Zira onlar doğru yola gitmemişlerdi.
Kurtubi Tefsiri
Onları haşredeceği o günde sanki gündüzün ancak bir saati kadar eğlenmişler gibi (gelecek); birbirlerini tanıyacaklar. Allah’a kavuşmayı yalanlamış bulunanlar, hem büyük bir zarara uğramışlardır, hem de doğru yolu bulamamışlardır.
“Onları haşredeceği o günde sanki gündüzün ancak bir saati kadar eğlenmişler gibi (gelecek)” âyetindeki; Sanki” edatı, “Sanki onlar” anlamında olup zamiri hazfedilmiş ve “nun”‘şeddesiz gelmiştir. Yani onlar kabirlerinde ancak bir saat kadar kısa bir süre kalmışlar gibi gelecek onlara. Yani onlar, öldükten sonra dirilişin dehşetli hallerini göreceklerinden, kabirlerinde kaldıkları uzun süreyi oldukça kısa bulacaklar. Buna delil de onların:
“Bir gün, yahut bir günün bir bölümü kadar eğlendik” (el-Mu’minûn, 23/113) diyeceklerine dair verilmiş bulunan haberdir.
Şöyle de açıklanmıştır: Dünyadaki kalış sürelerinin kısa gelmesi, daha sonra karşılarına çıkacak olan şeylerin dehşetinden dolayıdır. Yoksa, kabirde kalacakları süreyi kısa bulacaklar anlamında değildir. İbn Abbâs der ki: Onlar, ebedî kalmaya karşılık ömürlerinin uzunluğunu kısacık bir an gibi göreceklerdir.
“Birbirlerini tanıyacaklar” anlamındaki âyet,
“O Onları haşredeceği” âyetindeki “he ve mim” (onlar) zamirinden hal olmak üzere nasb mahallindedir. Buna göre anlam şöyle olur: Birbirlerini tanıdıkları halele onları haşredeceği o günde… Bununla birlikte bu âyetin munkatı’, (öncekiyle ilişkisi olmayan yeni) bir cümle olması da mümkündür. Âdeta “onlar birbirlerini tanıyacaklar” denilmiş gibidir. (Meal de böyledir).
el-Kelbî der ki: Kabirlerinden çıkacakları vakit, dünyada birbirlerini tanıdıkları gibi tanıyacaklar. Bu tanışma ise birbirlerini azarlamak ve rezil rüsvay etmek şeklinde olacaktır. Biri diğerine: Beni sen saptırdın, sen azdırdın, küfre sen götürdün diyecekler. Yoksa bu tanışma birbirlerine karşı şefkat, merhamet ve sevgi şeklindeki bir tanışma olmayacaktır. Daha sonra kıyâmet gününün dehşetlerini görecekleri vakit aralarındaki bu tanışma da yüce Allah’ın şu âyetinde ifade edildiği gibi, kesilecektir:
“Ve gerçek hiçbir dost, dostunu sormayacak.” (el Meâric, 70/10)
Şöyle de denilmiştir: Geriye sadece azarlamak kastıyla bir tanışma kalacaktır. Doğru olan da yüce Allah’ın şu âyeti dolayısıyla budur:
“Sen, o zâlimleri Rabbleri huzurunda durdurulmuş… görsen. Biz de o kâfirlerin boyunlarına tasmalar koyarız…” (Sebe’, 34/31-33);
“Her ümmet girdikçe kardeşine lanet edecek” (el-A’raf, 7/38) âyeti ile:
“Rabbimiz, gerçekten biz, yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat ettik” (el-Ahzab, 33/67) âyetleri de bunu ifade etmektedir.
Yüce Allah’ın:
“Ve gerçek hiçbir dost, dostunu sormayacak” (el-Meâric, 70/10) âyeti ile
“Sur’a ûfürüldüğü o günde aralarında akrabalık bağı olmayacaktır” (el-Mu’minûn, 23/101) âyetlerinin anlamı ise, kimse kimseye rahmet ve şefkati dolayısıyla soru sormayacaktır, anlamındadır. Doğrusunu en iyi bilen de Allah’tır.
Şöyle de denilmiştir: Kıyâmetin değişik konumlan ve halleri vardır.
Yine denildiğine göre, “birbirlerini tanıyacaklar” ifadesi, birbirlerine soru soracaklar anlamındadır. Yani, siz ne kadar süreyle kaldınız diye karşılıklı soru soracaklar. Yüce Allah’ın:
“Birbirlerine dönerek karşılıklı soru sorarlar” (et-Tûr, 52/55) âyetinde olduğu gibi. Bu açıklama da güzel bir açıklamadır.
ed-Dâhhak der ki: Burada sözü edilen mü’minlerin şefkat yoluyla birbirlerini tanımalarıdır. Kâfirler arasında ise şefkat olmayacaktır. Yüce Allah’ın:
“Aralarında akrabalık bağı olmayacaktır” (el-Mu’minûn, 23/101) âyetinde olduğu gibi. Ancak, birinci görüş daha kuvvetli görünmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
“Allah’a” yaptıkları Allah’ın huzurunda onlara sunulmak suretiyle
“kavuşmayı yalanlamış bulunanlar hem en büyük zarara uğramışlardır…” Şöyle de açıklanmıştır: Öldükten sonra dirilişe ve amel defterlerinin verileceğine dair delilin ortaya konulusundan sonra bu âyetin yüce Allah tarafından verilen bir haber olması da mümkündür. Yani onlar, cennet mükâfaatını elde edememiş ve hüsrana uğramış kimselerdir. Şöyle de açıklanmıştır; Bunlar yüce Allah’ın huzuruna çıkacakları vakit, hüsrana uğrayacaklardır. Çünkü hüsran, artık vazgeçme umudunun kalmadığı, tevbenîn fayda vermeyeceği o halde ortaya çıkar.
en-Nehhâs der ki: Onların birbirlerini tanımalarının bu sözü söyleyecekleri anlamına gelmesi de mümkündür.
“… hem de doğru yolu bulamamışlardır” âyetiyle, onların doğru yolu bulamayanlardan olmaları Allah’ın ilminde böyle oldukları anlatılmaktadır.