Dünya hayatının misali, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkileri birbirine karışır. Nihayet yeryüzü süsünü takınıp güzelleştiğinde ve halkı da onun üzerinde güç sahibi olduklarını sandıklarında, geceleyin veya gündüzün emrimiz ona gelir de onu biçilmiş hale getiririz. Sanki dün hiçbir şey yokmuş gibi olur. İşte ayetleri düşünen bir topluluk için böylece açıklarız.
Diyanet Vakfı
Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp, (rengarenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (afetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.
Kurtubi Tefsiri
Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir. Sonra ona yeryüzünde insanların ve hayvanların yediği bitkiler karışmıştır. Nihayet yeryüzü çeşit çeşit zînetini takınıp süslendiği, sahipleri de bunları elde etmeye güç yetireceklerini sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün emrimiz ona geliverir de, orayı sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılıp biçilmiş bir hale getiriveririz. İşte Biz, düşünen bir topluluğa âyetleri böylece açıklarız.
“Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir…” âyetinin ifade ettiği mana, benzetme ve temsildir. Yani, fena bulması sonunun gelmesi, öneminin azlığı ve ondan alınan zevkin kısa süreli oluşu itibariyle dünya hayatı bir suya benzer. Buna göre;
“Bir su gibidir” ifadesi takdirindedir. O bakımdan, “kef” ref mahallindedir. Bu benzetme ile ilgili daha geniş açıklamalar, yüce Allah’ın izniyle el-Kehf Sûresi’nde (18/45. âyetin tefsirinde) gelecektir.
“Gökten indirdiğimiz” anlamındaki âyet da
“bir su”nun sıfatıdır.
“… karışmıştır.” Nafi’den, onun “karışmıştır” anlamındaki; kelimesi üzerinde vakıf yaptığı rivâyet edilmiştir. Yani, yere karışmış bir su gibidir, demek olur. Daha sonra da;
“Ona… yer yüzündeki bitkiler (karışmıştır)” takdirindeki, âyeti ile başlayarak okur Yani, o suya yeryüzünün bitkileri karışıp yeryüzü de çeşitli bitkiler bitirmiştir. Buna göre “bitkiler” anlamındaki “nebat” kelimesi mübtedâ olur. “Karışmıştır” anlamındaki kelime üzerinde vakıf yapmayanların görüşüne göre ise, “nebat” kelimesi “karışmıştır” anlamındaki fiil dolayısıyla (fail olarak) merfu’dur. Bu da bitkinin yağmura karıştığı anlamına gelir. Yani, o bitki yağmuru emmiş, böylelikle nemlenerek güzelleşmiş ve yeşermiş olur. “İhtilât: Karışmak” ise, bir şeyin içice girmesi demektir.
“İnsanların” tane, meyve ve bakliyat türünden “ve hayvanların” ot, saman ve arpa türünden “yediği bitkiler karışmıştır. Nihayet yeryüzü çeşit çeşit zilletini takınıp süslendiği…” yani, güzelliğine bürünüp -ki, “Zuhruf (zinet)” güzelliğin mükemmelliği demektir. O bakımdan altına da “zuhruf’ denilmiştir- tanelerle, meyvelerle ve çiçeklerle de süslendiği zaman…
“Süslendi” kelimesinin aslı dir. Burada “te” harfi “ze” harfine idğam edildikten sonra vasıl için de “eliF getirilmiştir. Çünkü idğam yapılan harf birincileri sakin olan İki harf durumunda olur. Sakin harf ile de başlamaya imkân yoktur. İbn Mes’ûd İle Ubey b. Kâ’b ise bunu aslına uygun olarak; diye okumuşlardır. el-Hasen, el A’rec ve Ebû’l-Aliye ise; diye okumuşlardır ki, zinetlerini üzerine aldı, takındı anlamına gelir. Bu da çeşitli mahsul ve ekinleri bitirdi anlamındadır. Bu kıraatleriyle fiili aslı üzere okumuş olurlar. Eğer i’lâl yapacak olsalardı diye okumulan gerekirdi. Avf b. Ebi Cemile el-A’râbî der ki: Hocalarımız; diye okumuşlardır ki, bu da veznindedir. el-Mukaddemî’nin rivâyetinde ise, şeklindedir ki, bunun da aslı şeklidir. Buna uygun vezindeki kelime ise olup idğam bundan sonra yapılmıştır. en-Nehaî ve Katade ise, diye, gibi okumuşlardır. Ebû Osman en Nehdî ise şeklinde, gibi okumuştur. Yine Ebû Osman’dan nakledildiğine göre o, bu kelimeyi şeklinde gibi okumuştur. Ondan bu kelimeyi şeklinde hemzeli olarak okuduğu da rivâyet edilmiştir ki, böylelikle ondan üç ayrı kıraat rivâyet edilmiş olmaktadır.
“Sahipleri de bunları elde etmeye” yani bu ekinleri biçmeye, bunlardan yararlanmaya
“güç yetireceklerini sandıkları” inandıkları
“bir sırada…” yüce Allah bu âyetinde yerden haber vermekle birlikte asıl maksat, onun bitirdiği bitkilerdir. Bu şekilde yerden haber vermesi ise, zaten bunun böyle olduğunun anlaşılmasıdır ve esasen bitkinin de yerden çıkmasıdır.
Şöyle de açıklanmıştır: Buradaki “(Onun) sahipleri” ifadesindeki zamir, elde edilen mahsullere aittir denildiği gibi,
“süse” aittir de denilmiştir.
“Geceleyin veya gündüzün” ifadeleri iki zarftır,
“emrimiz” azabımız, yahut da onların helâk ve telef edilmesine dair emrimiz, demektir.
“Ona geliverir de orayı sanki dün yerinde yokmuş gibi” sanki dün hiç mamur değilmişçesine
“kökünden koparılıp biçilmiş” üzerinde hiçbir şey bulunmayan bitkileri koparılmış ekinleri biçilmiş
“bir hale getiriveririz.”
“Orayı… biçilmiş bir hale getiriveririz” anlamındaki; ifadesinde
“orayı” ile
“biçilmiş bir hale getiriveririz” anlamındaki kelimeler iki mef’ûldür. Ayrıca:
“Biçilmiş” kelimesinin müennes değil de müzekker gelmesi, “mef’ûl” anlamında “fail” vezninde oluşundan dolayıdır. Ebû Ubeyd der ki: Bu, kökünden koparılmış ekine denilir.
“Yokmuş” yani, önceden güzel bir mahsul olarak yokmuş… demektir ki, bu da bir yerde ikamet etmek, orayı imar etmek demek olan den gelmektedir, ise, sözlükte insanların mamur ettiği, konakladığı yerler demektir. Katade, bu âyeti sanki bu nimetler olmamış gibi; diye açıklamıştır. Şair Lebîd de (bu kökten gelen kelimeyi kullanarak) şöyle demektedir:
“Dâhis (adındaki atın) koşmasından önce ben bir süre orada kaldım (orayı imar ettim);
Tartışmayı çok seven o nefsin ebediliği olsaydı keşke.”
Genel olarak bu kelime
“arz: yer, yeryüzü” kelimesinin müennesliği dolayısı ile şeklinde “te” ile okunmuştur. Katade ise bunu; şeklinde “ye” ile okumuştur ki, bu “zuhruf; zinefe ait olur. Yani nasil ki bu zinet yani ekin yok olup gidiyorsa, bu dünya da böylece yok olup gider.
“İşte biz” Allah’ın âyetleri üzerinde
“düşünen bir topluluğa âyetleri böylece açıklarız” beyan ederiz.