"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Yunus 23

Fakat Allah onları kurtarınca, hemen yeryüzünde haksız yere azgınlık ederler. Ey insanlar! Sizin azgınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. Dünya hayatının geçici menfaatidir. Sonra dönüşünüz Bizedir. O zaman yaptıklarınızı size haber vereceğiz.

Diyanet Vakfı
Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fani dünya hayatının menfaatini elde edersiniz; sonunda dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.

Kurtubi Tefsiri
Fakat onları kurtarınca hemen arkasından yeryüzünde haksız yere taşkınlıklarda bulunurlar. Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. Yapabileceğiniz dünya hayatından faydalanmaktan ibarettir. Nihayet dönüşünüz ancak Bizedir. Yaptıklarınızı size bildireceğiz.

“Sizi karada ve denizde gezdiren O’dur. Hatta siz, gemilerde bulunduğunuz zaman, onlar da İçindekileri güzel bir rüzgâr ile götürüp…” Yani, karada canlı binekler üzerinde, denizde de gemiler üzerinde sizi taşıyan O’dur, el-Kelbî der ki: Yolculuğunuz esnasında sizi koruyan O’dur. Âyet-i kerîme insanların canlı hayvanlara binerek ve denizde yolculuk yaparak mevcut hallerindeki nimetlerini saymayı ihtiva etmektedir. Denizde yolculuk yapmaya dair açıklamalar daha önce el-Bakara Sûresi’nde 2/164. âyet, 3 ve 4. başlıklarda geçmiş bulunmaktadır.

Genel olarak kıraat âlimleri

“Sizi… gezdiren” diye okumuşlardır. İbn Âmir İse, “sizi etrafa dağıtan ve yayan” anlamında olmak üzere “nûn” ve “şîn” harfi ile şeklinde okumuştur.

“Gemi” anlamındaki kelimesi ise hem tekil olarak, hem de çoğul olarak böylece kullanılır, müzekkeri ve müennesi de böyledir. Yine buna dair açıklamalar daha önce (el-Bakara, 2/164. âyet, 3. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’ın:

“Onlar da içindekileri… götürüp” âyeti ise, hitaptan gaibe geçiştir. Bu şekildeki bir anlatım, hem Kur’ân-ı Kerîm’de, hem de Arap şiirlerinde pek çoktur. Şair Nâbiğa der ki:

“Ey el-Alyâ ve es-Sened’de (yahut da vadinin dağa doğru yüksekçe bölümündeki) Meyye diyarı!

Artık bomboş kalmıştır ve onun üzerinden (bu haliyle) çok uzun bir zaman geçmiştir.”

İbnü’l-Enbarî der ki: Dilde gaibe hitaptan, yüz yüze hitaba geçiş de caizdir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Ve Rabbleri onlara son derece temiz bir şarap içirmiştir. İşte bu, gerçekten sizin için bir mükâfattır, yaptıklarınızın karşılığını da fazlasıyla görmüşsünüzdür.” (el-İnsan, 76/21-22) Görüldüğü gibi burada önce gaibten söz edilmiş, ondan sonra da karşılıklı olarak hitap zikredilmiştir.

“Güzel bir rüzgâr ile götürüp, kendileri de bununla sevindikleri sırada…” Bu hususa dair açıklamalar daha önce el-Bakara Sûresi’nde (2/164. âyet 9. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır.

“O gemilere şiddetli bir fırtına gelip çatar” âyetindeki;

“Onlara gelip çatar”daki zamir gemilere aittir.

“Güzel rüzgâr”a ait olduğu da söylenmiştir, şiddetli rüzgâr demektir.

” Rüzgâr esti” denilir, ism-i failleri ise; şeklinde gelir. Şair de der ki:

“Nihayet beraberinde yağmur da getiren, toprak üzerindeki her şeyi yerinden oynatan

Şiddetli bir rüzgâr esip de yüksek sesli gök gürültüsü de (işitilince).”

Yüce Allah’ın:

“Şiddetli” diye müzekker olarak buyurması,

“rüzgâr” anlamındaki “rîh” kelimesinin de müzekker olmasından dolayıdır. Şiddetli fırtına ve rüzgâra aynı zamanda; da denilir, ikisi de aynı şeydir.

“Güzel rüzgâr” ise, ne şiddetli ve hızlı ne de ağır esene denir. (Mutedil rüzgâr).

“Her taraftan da şiddetli dalgalar onlara hücum etmeye başlayıp” âyetinde geçen

“dalga” yükselen su demektir.

“Kendilerinin çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları” yani, belânın etraflarını tümüyle kuşattığına inandıkları.., Çünkü Arapçada bir bela ve musibete düşen kimse hakkında; “Etrafı kuşatıldı, sarıldı” denilir. Âdeta bü bela onu çepeçevre kuşatmış gibi kabul edilir. Bu ifadenin de aslı surdan gelmektedir: Düşman bir yerin etrafını çevreleyip kuşatacak olursa, orada bulunan ahaliyi yok eder… İşte böyle bir sırada

“dinlerini yalnızca Allah’a halis kılanlar olarak O’na şöyle dua ederler…” Yalnızca O’na dua eder ve daha önce taptıklarını bir kenara bırakırlar, terkederler.

İşte bu âyette insanların sıkıntılı zamanlarında Allah’a dönmek fıtratı üzere yaratıldıklarının, sıkıntı içerisinde bulunan kimsenin -kâfir dahi olsa duasının kabul olunduğunun delilidir. Çünkü, bütün sebepler ortadan kalmış ve kişi rabler Rabbi bir ve tek olana dönmüş olur. Nitekim yüce Allah’ın izniyle ileride buna dair açıklamalar en Neml Sûresi’nde (27/62-64. âyetlerin tefsirinde) gelecektir.

Kimi müfessir de şöyle demiştir: Onlar, bu dualarında Arap olmayanların dilinde: Ey Hay, ey Kayyum anlamına gelen “Âhiyâ Şerahiyâ” isimleri ile dua etmişlerdir.

Denizde Yolculuk:

Bu âyet-i kerîme mutlak olarak denizde yolculuk yapılabileceğine delil teşkil etmektedir. Sünnet-i seniyyede de Ebû Hüreyre yoluyla gelen bir hadis vardır ki, o hadiste şu ifadeler yer alır: Biz denize biniyor ve beraberimizde az su taşıyoruz… Ebû Dâvûd, Tahâre 41; Tirmizî, Tahâre 52; Nesâî, Tahâre 47, 52; İbn Mâce, Tahâre 38; Dârimî, Vudu 53; Muvatta’, Tahâre 12. Enes yoluyla gelen Um Haram ile ilgili hadiste de Savaş esnasında denizde yolculuk yapmanın câiz olucuna delil vardır. Bu anlamdaki yeterli açıklamalar önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/164. âyet, 4 ve 5. başlıklarda) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’a hamd olsun.

el-A’raf Sûresi’nin sonlarında da denizin coşup dalgalanması esnasında denize binenin hükmüne dair açıklamalar geçmiş idi. Böyle bir kimsenin durumu sağlıklı bir kimsenin durumu gibi midir, yoksa hacr altında bulunan kimsenin durumu gibi midir; açıklamıştık. Buna dair açıklamaları oradan takip edebilirsiniz. (Bk. el-A’raf, 7/189 190. âyet, 7. başlık).

“Yemin olsun ki, eğer bizi bundan kurtarırsan” bizi bu şiddetli hallerden ve dehşetlerden kurtarırsan… el-Kelbî ise, bu fırtınadan kurtarırsan diye açıklamıştır.

“Muhakkak şükredicilerden oluruz.” Kurtarma nimetine karşılık sana itaat ile amel ederiz.

“Fakat onları” bu fırtınalardan, tehlikelerden

“kurtarınca, hemen arkasından yeryüzünde haksız yere taşkınlıklarda bulunurlar.” Yani, yeryüzünde fesat çıkartırlar, masiyet işlerler.

“Taşkınlık: bağy” fesat ve şirk demektir. Bu kelime de kötüye giden yaranın etrafa yayılmasından alınmıştır. Asıl anlamı İse, talepte bulunma demektir. Yani, fesat çıkartmak suretiyle üstünlük kurmaya, yükselmeye çalışırlar anlamına gelir.

“Haksız yere” ise, yalanlamak suretiyle anlamındadır. Nitekim, bir kadın kocasından başkalarıyla oturup kalktığı vakit kullanılan; “Kadın fahişe oldu” tabiri de buradan gelmektedir.

“Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir.” Bunun vebali size aittir. İfade burada tamam olmaktadır. Daha sonra yüce Allah yeni bir cümle (ibtidâ) olarak şöyle buyurmaktadır:

“Yapabileceğiniz dünya hayatından faydalanmaktan ibarettir.” Yani, hepsi bu dünya hayatının taydaşıdır. Bunun ise kalıcılığı yoktur. Âsıra’ın kıraati, “ayn” harfi üstün şeklindedir. Buna biraz sonra işaret edilecektir.

en-Nehhâs der ki:

“Sizin taşkınlığınız” âyeti, mübtedâ olarak merfu’dur. Haberi ise,

“dünya hayatından fayadalanmaktan ibarettir” anlamındaki âyettir.

“Kendi aleyhinizedir” anlamındaki âyet ise,

“taşkınlığınız” fiilinin ihtiva ettiği mananın mef’ûlüdür. Bununla birlikte haberinin

“kendi aleyhinizedir” anlamındaki ifadenin olması da mümkündür, o takdirde mübtedâ mahzuf demektir. Yani, bu dünya hayatından faydalanmaktır.

Bu iki anlam arasında ince bir fark vardır. Şöyle ki:

“Faydalanma” anlamındaki “meta” kelimesi, şayet

“sizin taşkınlığınız” âyetinin haberi kabul edilirse, anlam şöyle olur: Sizin birbirinize karşı yaptığınız taşkınlık (kendi aleyhinizedir). Bu da yüce Allah’ın:

“Kendi kendinize (yani birbirinize) selam, veriniz” (en-Nûr, 24/61) âyetine benzer. Aynı şekilde:

“Yemin olsun ki, size kendi nefislerinizden (içinizden, aranızdan) bir peygamber gelmiştir ki…” (et-Tevbe, 9/128) âyeti da böyledir.

Eğer haber,

“ancak kendi aleyhinizedir” âyeti kabul edilirse, o takdirde mana şöyle olur: Sizin bozgunculuğunuzun zararı size döner. Yüce Allah’ın:

“Ve eğer kötülük yaparsanız, kendinize yaparsınız” (el İsra, 17/7) âyeti gibi.

Süfyan b. Uyeyne’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: yüce Allah bu âyeti ile azgınlığın dünya hayatının bir metaı olduğunu kastetmektedir. Yani, azgınlığın cezası, dünya hayatında o azgınlığı yapana acilen verilir. Nitekim:

“Azgınlık yok oluştur” ifadesi de bu anlamdadır.

İbn Ebi İshak;

“faydalanmak” anlamındaki “meta” âyetini mastar olmak üzere; diye okumuştur ki, bu da; “Nihayet bütün yapabileceğiniz dünya hayatının metaı ile faydalanmaktan ibarettir,” demek olur. Yahut da; anlamında cer harfinin kaldırılması dolayısıyla nasb edilmiştir. (Dünya hayatının metaı gelip geçici olduğundan dolayı azgınlığınız kendi aleyhinizedir, demektir). Yahut da hal olarak mef’ûl anlamında olmak üzere mastardır. Yani, siz ancak dünya hayatından faydalananlar olarak (birbirinize karşı azgınlık edersiniz).

Ya da zarf olarak nasb edilmiştir. Yani, siz ancak dünya hayatında faydalanırsınız, anlamında olur. Zarfın car ve mecrurun ve halin taalluk ettiği yer ise,

“taşkınlık” daki fiil manasıdır.

“Ancak kendi aleyhinizedir” anlamındaki âyet da bu mananın mefûlü olur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/yunus-22/,https://kutsalayet.de/yunus-24/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız