Allah, selamet yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Diyanet Vakfı
Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir.
Kurtubi Tefsiri
Allah İse Dâru’s-Selâm’a çağırır ve O, dilediğini dosdoğru yola iletir.
Yüce Allah bu yurdun, yani dünya yurdunun niteliklerini sözkonusu ettikten sonra
“Allah İse Dâru’s-Selâm’a çağırır” âyeti ile âhiretin niteliklerini belirterek şöyle buyurmaktadır: Allah sizi dünyalık toplamaya çağırmıyor. Aksine O, selâm yurduna, yani cennete ulaşmanız için sizleri İtaat etmeye çağırıyor.
Katade ve el-Hasen derler ki: es-Selâm, yüce Allah’ın adıdır.
“es-Selâm yurdu” ise cennet demektir. Cennete
“selâm yurdu” adının verilmesi, oraya girenin her türlü afet ve musibetten selamete ermesinden ötürüdür.
“es Selâm” Şanı yüce Allah’ın isimlerindendir. Biz bunu “el-Kitabü’l-Esnâ fi Şerhi Esmaillaki’l-Hüsnâ” adlı eserimizde açıklamış bulunuyoruz. İleride yüce Allah’ın izniyle el-Haşr Sûresi’nde (59/23- âyetin tefsirinde) gelecektir.
Şöyle de açıklanmıştır: Yani, yüce Allah selâmet (esenlik) yurduna çağırır. “Selâm” ile “selâmet” kelimeleri tıpkı “radâ ve radâat: süt emmek” kelimelerinde olduğu gibi aynı anlama gelirler. Bu açıklamaları ez-Zeccâc yapmıştır. Şair de şöyle demektedir:
“Bekr’in anası selâmet ile selâm verir.
Peki, senin için kavminden sonra selâm (yani esenlik) sözkonusu olur mu?”
Şöyle de açıklanmıştır: Bununla; yüce Allah tahiyyet (selamlaşma) yurduna çağırır, demek istemiştir. Çünkü, bu şekilde kendilerine selam verilenler yüce Allah’tan tahiyyet ve selama nail olurlar. Aynı şekilde onlara melekler tarafından da selam verilir.
el-Hasen der ki: Selam, hiçbir şekilde cennet ehlinden kesilmez, o onların tahiyyeleridir. Nitekim yüce Allah:
“Oradaki tahiyyeleri (selamlaşmaları) ise selamdır” (Yûnus, 10/10) diye buyurmaktadır.
Yahya b. Muaz da şöyle demektedir: Ey Âdemoğlu, Allah seni Dâru’s-selâm’a çağırmaktadır. O bakımdan sen O’nun bu çağrısına nereden cevap vereceğine dikkat et. Eğer yaşadığın dünyadan ona cevap verir çağrısına uyarsan, o selam yurduna girersin. Şayet kabrinden o çağrıya cevap verecek olursan, oraya girmekten alıkonulursun. İbn Abbâs da der ki: Cennetler yedi tanedir: Daru’l-Celal, Daru’s-Selam, Adn Cenneti, Me’vâ Cenneti, Huld Cenneti, Firdevs Cenneti ve Naim Cenneti.
“Ve O, dilediğini dosdoğru yola İletir.” yüce Allah, delilini açıkça ortaya koymak için davetini herkese (umumi) yapmış, insanlara muhtaç olmadığından dolayı da hidayetini özel olarak ihsan etmiştir.
“Dosdoğru yol (es-Sıratu’l-Müstekîm)”ın, Allah’ın Kitabı olduğu söylenmiştir. Bunu Ali b. Ebî Tâlib Hazret-i Peygamber’den rivâyetle şöyle demektedir: Ben, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı şöyle buyururken dinledim: “Sırat-ı Müstakim yüce Allah’ın Kitabıdır.” el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VI, 326.
İslâm olduğu da söylenmiştir. Bunu da en-Nevvâs b. Sem’ân, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan rivâyet etmiştir. Sırat-ı Mustakîm’in hak olduğu da söylenmiştir ki, bu da Katade ve Mücâhid’in görüşüdür. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın ve ondan sonra gelen iki arkadaşı Ebû Bekir ve Ömer’in olduğu da söylenmiştir.
Câbir b. Abdullah şöyle demektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün çıkıp şöyle dedi: “Rüyamda Cebrâîl başımın yanında, Mikâil de ayaklarımın yanında gibi gördüm. Onlardan biri diğerine; şuna dair bir misal ver, dedi. O da ona dedi ki: İşit, kulakları iyi işitesice, aklet, kalbi iyi belleyesice. Senin ve ümmetinin misali, bir ev bina etmek üzere bir arsanın etrafını çeviren, sonra da orada bir ev inşa eden bir hükümdara benzer. Daha sonra bu hükümdar bu evde bir ziyafet verir. Arkasından insanları bu ziyafeti yemeye davet etmek üzere bir elçi gönderir. İnsanlardan kimisi bu elçinin çağrısını kabul eder, kimisi de onu terk eder. İşte bu misalde “hükümdar”dan kasıt Allah’tır. Etrafı çevrilen yerden kasıt İslâm’dır. İçindeki evden kasıt cennettir. Ve sen ey Muhammed, sözü edilen elçisin. Senin çağrını kabul eden İslâm’a girer. İslâm’a giren de cennete girer. Cennete giren kişi ise oradaki yiyeceklerden yer,” Daha sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ve O, dilediğini dosdoğru yola iletir” âyetini okudu.” Buhârî, İ’tisâm 2; Tirmizî, Edeb 76; Dârimî, Mukaddime 2. Daha sonra Katade ve Mücahid de
“Allah ise Dâru’s-Selâma çağırır…” diye başlayan âyeti okudular.
İşte bu âyet-i kerîme Kaderiyye’nin görüşlerini red hususunda apaçık bir delildir. Çünkü onlar, Allah bütün insanları Sıran Müstakime iletmiştir, derler. Halbuki yüce Allah:
“Ve O, dilediğini dosdoğru yola (Sırat-ı Müstakime) İletir” diye buyurmaktadır. Kaderiyye böylelikle, Kur’ân naslarını, Allah’a karşı gelerek, reddetmiş olmaktadır.