Güzel davrananlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir kararma ne de bir zillet kaplar. Onlar cennet ehli olanlardır. Orada ebedî kalacaklardır.
Diyanet Vakfı
Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedi kalacaklardır.
Kurtubi Tefsiri
İhsanda bulunanlara daha güzeli ve daha da fazlası vardır. Yüzlerine ne bir toz bulaşır, ne de horluk kaplar. Onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar.
“İhsanda bulunanlara daha güzeli ve daha da fazlası vardır” âyeti ile ilgili olarak Enes (radıyallahü anh) yoluyla gelen hadiste şöyle dediği rivâyet edilmektedir; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a yüce Allah’ın:
“Daha da fazlası vardır” âyeti hakkında sorulunca şöyle buyurdu: “Dünya hayatında iken güzel amellerde bulunanlara el-Hüsnâ (daha güzel olan) vardır ki, o da cennettir. Bir de onlara daha fazlası da vardır ki, o da kerim olan Allah’ın yüzüne bakmaktır.” Suyûtî, ed-Durru’l-Mensur, IV, 357.
Bu, aynı zamanda Ebû Bekir es-Sıddîk ile, bir rivâyette Ali b. Ebî Tâlib’in de görüşüdür, Huzeyfe, Ubade b. es-Sâmit, Ka’b b. Ucre, Ebû Mûsa, Suhayb ve bir rivâyette İbn Abbâs’ın da görüşüdür. Aynı zamanda tabiinden bir topluluk da bu görüştedir, bu hususta doğru olan görüş de budur.
Müslim, Sahih’inde Suhayb’dan, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: “Cennetlikler cennete girdikten sonra, şanı yüce ve mübarek olan Allah şöyle buyuracak: Size daha fazlasını vermemi istediğiniz bir şey var mıdır? Onlar, yüzlerimizi ağartmadın mı, bizi cennete koymadın mı, cehennem ateşinden korumadın mı? diyecekler. Bunun üzerine yüce Allah hicabı açar. Onlara aziz ve celil olan Rabblerine bakmaktan daha çok sevdikleri bir şey verilmiş olmayacaktır. -Bir rivâyette de şöyle denmektedir: Sonra da:- “İhsanda bulunanlara daha güzeli’ve daha fazlası vardır” âyetini okudu. Müslim, Îman 297, 298.
Bu hadisi Nesâî de Suhayb’den şöylece rivâyet etmektedir: Suhayb dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a şöyle denildi: Bu:
“İhsanda bulunanlara daha güzeli ve daha fazlası vardır” âyeti (ne demektir)? Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: “Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdikten sonra bir münadi şöyle seslenir: Ey cennet ahalisi, size Allah nezdinde verilmiş bir söz vardır. O size vermiş olduğu bu sözünü yerine getirmek istiyor. Onlar, şöyle diyecekler: O, yüzlerimizi ağartmadı mı, mizanlarımızı (iyiliklerimizi) ağırlaştırmadı mı, bizi cehennem ateşinden korumadı mı? (Hazret-i Peygamber devamla) buyurdu ki: Bunun üzerine yüce Allah hicabı açar, onlar da O’na bakarlar. Allah’a yemin ederim, Allah onlara kendisine bakmaktan daha çok sevdikleri ve daha çok gözlerini aydınlatıcı hiçbir şey vermiş değildir.” Tirmizî, Sıfatu’l-Cenne 16, Tefsir 10. sûre 1; İbn Mâce, Mukaddime 13; Müsned, IV, 333.
Bu hadisi İbnü’l-Mübârek de “Dekâik” ( veya “Rekaik” ) adlı eserinde Ebû Mûsa el-Eş’arî’den mevkut olarak rivâyet etmiştir. Biz bu hadisi “et-Tezkire” adlı eserimizde zikrettik. Orada “hicabın açılmasının” ne anlama geldiğini de anlattık. Yüce Allah’a hamd olsun.
Tirmizî el-Hakîm Ebû Abdullah -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- da şöyle rivâyet etmektedir: Bize Ali b. Hucr anlattı. Bize, el-Velid b. Müslim, Züheyr’den anlattı. Züheyr, Ebul-Âliyye’den, o, Ubeyy b. Kâ’b’dan dedi ki:
Ben, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a, Allah’ın Kitabındaki “ziyade; daha fazla” hakkında soru sordum. Birisi, yüce Allah’ın:
“İhsanda bulunanlara daha güzeli ve daha fazlası vardır” âyetidir. O: “Maksat Rahmân’ın yüzüne bakmaktır” diye buyurdu. Bir de yüce Allah’ın:
“Biz onu yüzbin veya daha fazlasına gönderdik” (es-Sâffat, 37/147) âyeti hakkında sordum, O: “Yirmi bin kişi daha fazla idiler” diye buyurdu.
Buradaki “daha fazlası”ndan kastın, bir hasenenin on katına ve bundan daha fazla katlara yükseltilmesi olduğu da söylenmiştir. Bu görüş İbn Abbâs’tan rivâyet edilmiştir: Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh)’dan da şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Daha fazlasından kasıt, dörtbin kapısı bulunan tek bir inciden bir köşktür. Mücahid de “güzellikken kasıt iyiliğe karşı aynı iyiliğin verilmesidir. Fazlasından kasıt ise Allah’tan bir mağfiret ve bir rızadır, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem dedi ki: Daha güzel (el-hüsnâ)dan kasıt cennettir. Daha fazlası’ndan kasıt ise yüce Allah’ın dünyada iken’lütfundan verdikleri ve kıyâmet gününde de kendileri sebebi ile hesaba çekmeyeceği nimetlerdir.
Abdurrahman b. Sâbât da der ki: Güzellikten kasıt müjde, daha fazlasından kasıt ise kerim olan Allah’ın yüzüne bakmaktır. Nitekim yüce Allah söyle buyurmaktadır:
“O günde yüzler var ki apaydınlıktır, Rabblerine bakıcıdırlar.” (el-Kıyame, 75/22-23.)
Yezid b. Şecere de der ki: Fazlalıktan kasıt, bir bulutun cennet ehlinin üzerinden geçip onlara daha önce hiç görmedikleri, oldukça nadir şeyler yağdırması ve arkasından da: Ey cennetlikler size neyi yağdırmamı istersiniz diye sormasıdır. Her ne isterlerse o bulut mutlaka onlara o istediklerini yağdırır.
Bir diğer açıklamaya göre fazlalıktan kasıt, üzerlerinden dünya günlerinden bir günlük bir süre geçti mi, mutlaka onların evlerini yetmişbin melek tavaf eder. Her bir melek ile birlikte diğerinde bulunmayan ve Allah nezdin den gönderilmiş hediyeler vardır. O hediyelerin benzerini hiç bir şekilde görmemişlerdir. Lütfü oldukça geniş, her şeyi bilen, gani, her türlü hamde lâyık, yüce, büyük, aziz, kadir, berr, rahim, müdebbir, hakîm, latîf, kerîm olan ve kudretinin yettiği şeylerin sonu gelmeyen yüce Allah’ın şanı ne yücedir! Her türlü eksiklikten münezzehtir,
“İhsanda bulunanlar”dan kastın insanlarla giriştikleri ilişkilerde iyi davrananlar olduğu;
“daha güzel” den kastın ise, onların yapacakları şefaat olduğu, “daha fazlasının ise, şanı yüce Allah’ın şefaatleri için onlara izin verip bu şefaatlerini kabul etmesi olduğu da söylenmiştir.
Yüce Allah’ın:
“Yüzlerine ne bir toz bulaşır, ne de” cehennemliklere eriştiği gibi
“horluk kaplar” âyetinde geçen
“Kaplar” anlamındaki nın ulaşmak, bulaşmak anlamına geldiği söylenmiştir. Genç bir çocuk erginlik çağına gelip, erkekler satma yaklaştığında ona da “mürailik” denilmesi de buradan gelmektedir. Bunun, üstüne çıkmak, örtmek anlamına geldiği de söylenmiştir ki, bu anlamlar birbirlerine yakındır.
Âyet şu demektir: Onlar, Allah’ın huzuruna haşredilip toplandıklarında onları her hangi bir toz kaplamaz ve hiç bir zillet, horluk onları bürümez. Ebû Ubeyde, Ferezdak’a ait şöyle bir beyit okumuştur:
“O, hükümdarlık elbisesine (heybetine) bürünerek taçlanmıştır. Ve onun arkasından
Bir dalga(yı andıran ordu) gelmektedir. Onun da üstünde sancakları ve tozları görürsün.”
el-Hasen; şeklinde “te” harfini (üstün yerine) sakin okumuştur, hepsi aynı anlamda olup “toz” demektir. Bunu da en-Nehhâs ifade etmiştir. in tekili ise, kelimesidir.
“Bunları da siyak bir toz kaplayacaktır” (Abese, 80/41) âyeti da buradan gelmektedir ki, üzerlerinde öyle bir toz bulunacaktır, demektir. Bu kelimenin keder, üzüntü, gam ve saklanmak, gizlenmek anlamına geldiği de söylenmiştir. İbn Abbâs ise bunun yüzlerin siyahlığı demek olduğunu söylemiştir. İbn Bahr ise, bu, ateşin dumanıdır demektedir. Nitekim; Tencerenin çıkardığı duman (buhar) ifadesi de buradan gelmektedir. İbn Ebi Leylâ der ki: Bu, (onlara toz bulaşmaması) aziz ve celil olan Rabblerine bakmaktan uzak kalmaları demektir.
Derim ki: Ancak bu açıklama su götürür. Çünkü aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz kendileri için daha önceden tarafımızdan İyilik takdir edilmiş olanlar, işte onlar oradan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır… En büyük korku onları üzmez…” (el-Enbiya, 21/101-103) Birden çok âyet-i kerimede de:
“Onlar için korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir.” (Mesela, el-Bakara, 2/62) diye buyurmaktadır. Yine bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
“Muhakkak; Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanların üzerine melekler:
“Korkmayın, üzülmeyin ve size va’doluhan cennetle sevinin” diye inerler.” (Fussilet, 41/30) İşte bu umumî bir hükümdür. Şanı yüce Allah’ın lütfü ile hiçbir yerde değişikliğe uğramayacaktır. Ne Allah’ın görülmesinden önce, ne de daha sonra iyilik yapan kimsenin yüzü üzüntü ve kederden ötürü karararak değişikliğe uğramayacaktır, cehennem dumanından olsun, başka bir şeyden olsun her hangi bir şey onu bürümeyecektir.
“Yüzleri ağaranlara gelince; onlar Allah’ın rahmetindedirler. Onlar orada ebediyyen kalıcıdırlar.” (Âl-i İmrân, 3/107).