"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Tevbe 15

Ve kalplerindeki öfkeyi giderir. Allah, dilediğine tövbe nasip eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

Diyanet Vakfı
Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

Kurtubi Tefsiri
Kalplerindeki gazabı gidersin. Allah dilediğine tevbe nasib eder. Allah hakkıyla bilendir, Hakimdir.

“Onlarla Savaşın” âyeti bir emirdir;

“ki, Allah… onları azaplandırsın” âyeti de onun cevabıdır. Şartın cevabı anlamında olmak üzere meczum gelmiştir. İfadenin takdiri şöyledir: Eğer onlarla Savaşırsanız Allah ellerinizle onları azaplandırır, onları rezil eder, size, onlara karşı zafer verir ve mü’min bir topluluğun gönüllerine de şifa verir.

“Kalplerindeki gadabı gidersin” âyeti ise, onların gazap ve öfkelerinin ileri dereceye ulaşmış olduğunu göstermektedir. Mücahid der ki: Bu âyetle, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın tarafında antlaşmada yer alan Huzâ’ah’lar kastetmektedir. İfadelerde cümlecikler hep birbirine atfedilmiştir. Ve hepsinde de birincisinden kat’ ile (yeni cümlecikler halinde) ref caizdir.

Bununla birlikte;takdiri ile nasbedilmeleri de caizdir. Kûfelilerce “sarf” diye bilinen şey budur. Şairin şu beyitlerinde olduğu gibi:

“Şayet Ebû Kabus ölecek olursa ölür

İnsanların baharı da, haram ayı da

Ve ondan sonra biz sarılırız hörgücü bulunmayan

Sırtı alınmış, horgüçsüz bir hayatın kuyruklarına.”

Buradaki; “Sarılırız” kelimesini istersek üstün ile okuyabiliriz, istersek mansub olarak okuyabiliriz.

Yüce Allah’ın:

“Ve mü’min bir topluluğun gönüllerine şife versin” âyeti ile kastedilenler, Mücahid’den naklettiğimize göre Huzaaoğullarıdır. Çünkü Kureyşliler onlara karşı Bekroğullarına yardımcı olmuştu. Huzaalılar ise Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın tarafında antlaşmada yer almışlardı. Bekroğullarına mensub birisi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı hicveden bir şiir söylemişti, Bunun üzerine Huzaalılardan birisi ona: Eğer bu şiiri bir daha okuyacak olursan, senin ağzını kırarım. Bekroğullarına mensub kişi bu şiiri bir daha okuyunca, gerçekten ağzını kırdı ve aralarında çarpışma başgösterdi. Huzaalılardan bazılarını öldürdüler. Bunun üzerine Huzaalı Amr b. Salim, bir kaç kişiyle birlikte Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna gitti ve ona durumunu haber verdi. Hazret-i Peygamber, mü’minlerin annelerinden Meymune’nin odasına girip: “Üzerime su dökün” diye buyurdu ve yıkanmaya başladı. Yıkanırken de: “Eğer Kâ’b oğullarına (ki bunlar Amr b. Salim’in kavmi olan Huzaalıların bir koludur) yardım etmeyecek olursam, yardım görmeyeyim” diye buyurdu. Daha sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) gerekli hazırlıkların yapılmasını ve Mekke’ye çıkılmasını emretti, bunun sonucunda da Mekke fethedildi.

“Allah dilediğine tevbe nasib eder” âyetindeki “Tevbe nasib eder” kelimesinde kıraat yeni bir cümle (istinaf) olmak üzere ref iledir. Çünkü bu, önceki ifadeler türünden değildir. Bundan dolayı cezm ile diye buyurmamıştır.

Diğer taraftan onlarla Savaşmak, onların Allah tarafından tevbelerinin kabul edilmesini de gerektirmez. Aksine onlarla Savaşmak, onların azâb edilmelerini, rezil edilmelerini, mü’min bir topluluğun gönüllerinin bulmasını, onların kalplerindeki öfkenin gitmesini gerektirir. Bunun bir benzeri de: “Allah dilerse kalbinin üzerini mühürler” âyetinde ifade tamam olduktan sonra:

“Allah batılı mahveder” (eş-Şûrâ, 42/24) diye buyurmasıdır.

Allah’ın tevbelerini kabul ettiği kemseler ise, Ebû Süfyan, Ebû Cehil’in oğlu İkrime, Süleym b. Ebi Amr gibileridir. Bunlar İslâm’a girdiler.

İbn Ebi İshak ise bu (“terbe nasib eder” anlamındaki) lâfzı, şeklinde nasb ile okumuştur. (Allah dilediğine tevbe nasib etsin diye, anlamına gelir). Aynı şekilde Îsa es-Sekafî ve el-A’rec’den de böyle okudukları rivâyet edilmiştir. Bu okuyuşa göre ise, tevbelerinin kabulü de şartın cevabı kapsamına girer. Çünkü anlam: “Eğer onlarla Savaşırsanız Allah onları azaplandırır…” şeklindedir. Buna atfedilenlerin manası da şöyle olur. Bundan sonra da eğer onlarla Savaşırsanız “Allah da onların tevbelerini kabul eder” diye buyurmaktadır. Böylelikle sizin ellerinizle azaplandırılmaları, gönüllerinize şifa vermesi, kalplerinizin öfkesinin giderilmesi ve tevbenizin kabul edilmesi lütufları hep birlikte size verilmiş olur.

Ancak, burada bu fiilin, “tevbe nasib eder” anlamındaki fiilin merfu’ olarak okunması daha güzeldir. Çünkü Savaş tevbe etmenin sebebi değildir. Zira, şanı yüce Allah’ın, tevbesini kabul etmek istediği herhangi bir kimse için tevbe, her halükârda Savaş olmaksızın da mümkün olabilir.

https://kutsalayet.de/tevbe-14/,https://kutsalayet.de/tevbe-16/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız