"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Enam 159

Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a aittir. Sonra Allah onlara yapmakta olduklarını bildirecektir.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
İnnellezine ferraku dinehum ve kanu şiyaen (dinlerini parçalayıp grup grup olanlar var ya) leste minhum fi şeyin (senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur) innema emruhum ilallah (onların işi Allah’a kalmıştır) summe yunebbiuhum bima kanu yef’alun (sonra yaptıklarını onlara haber verecektir)

Mukatil Tefsiri
Dinlerini, yani kendilerine emredilen İslam’ı parçalayıp ondan başka şeylere girenler; bununla Muhammed gönderilmeden önceki Yahudiler ve Hristiyanlar kastedilmektedir. Fırkalara ayrıldılar; yani Yahudiler, Hristiyanlar, Sâbiîler ve bunların dışındakiler gibi çeşitli gruplara bölündüler. Ey Muhammed, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a aittir. Sonra Allah onlara yapmakta oldukları şeyleri haber verecektir. Bu ayeti Berâe suresindeki, kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyenlerle savaşın… onlar küçülmüş olarak cizye verinceye kadar (Tevbe 29), ayeti neshetmiştir.

Taberi Tefsiri
Kıraat âlimleri, Dinlerini parça parça edenler ifadesindeki “ferrekû” kelimesinin okunuşunda ihtilaf etmişlerdir. Ali b. Ebî Tâlib’den şu rivayet edilmiştir: Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Süfyân’dan, o Ebû İshak’tan, o Amr b. Dînâr’dan rivayet etti; Ali, Dinlerinden ayrılanlar anlamında “fârakû dînehum” şeklinde okurdu. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr rivayet etti; Hamza ez-Zeyyât dedi ki: Ali bunu “fârakû dînehum” şeklinde okudu. Yine bize Hasan b. Ali, Süfyân’dan, o da Katâde’den “fârakû dînehum” şeklinde rivayet etti. Görünüşe göre Ali, Dinlerinden ayrıldılar şeklindeki okuyuşuyla onların dinlerinden çıkıp ondan irtidat etmelerini, yani ayrılmalarını kastetmiştir. Abdullah b. Mes‘ûd ise bunu şöyle okurdu: Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Râfi‘, Züheyr’den rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû İshak rivayet etti; Abdullah bunu “ferrekû dînehum” şeklinde okurdu. Medine ve Basra kıraat âlimleriyle Kûfeli kıraat âlimlerinin çoğunluğu da bu okuyuş üzeredir. Görünüşe göre Abdullah bu okuyuşuyla Allah’ın dininin tek olduğunu ve bunun İbrahim’in hanîf, Müslüman dini olduğunu; Yahudi ve Hıristiyanların ise bu dini parçaladıklarını, bir kısmının Yahudileştiğini, diğer kısmının Hıristiyanlaştığını ve böylece onu birbirinden ayrılmış fırkalara dönüştürdüklerini anlamıştır. Bu konuda doğru olan görüş şudur: Her iki kıraat de bilinen kıraatlerdir ve kıraat imamlarından her biriyle okuyanlar vardır. İki okuyuşun anlamları da birbiriyle uyumludur, aralarında bir çelişki yoktur. Çünkü her sapkın kimse, dininden ayrılmıştır; aynı zamanda fırkalar, Allah’ın kulları için razı olduğu dini parçalara ayırmışlardır; bir kısmı Yahudi, bir kısmı Hıristiyan, bir kısmı Mecusi olmuştur. İşte bu, bizzat dini parçalamak ve mensuplarının bir araya gelmeyen dağınık fırkalara dönüşmesidir. Böylece onlar hem Allah’ın hak dininden ayrılmış hem de onu parçalamışlardır. Bu iki okuyuşun hangisiyle okunursa okunsun okuyucu hakka isabet etmiş olur. Bununla birlikte ben, kıraat âlimlerinin büyük çoğunluğunun okuyuşunu, yani “ferrekû” kelimesindeki râ harfinin şeddeli okunmasını tercih ederim.

Daha sonra tefsir ehli, Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar ifadesiyle kimlerin kastedildiği konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları bununla Yahudi ve Hıristiyanların kastedildiğini söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti; Mücâhid, Fırkalara ayrılanlar sözü hakkında, Yahudilerdir, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet etti, dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Bize Muhammed b. Abdüla‘lâ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den rivayet etti; Katâde, Dinlerini parça parça edenler Yahudi ve Hıristiyanlardır, dedi. Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den, Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar sözü hakkında rivayet etti; Katâde, Yahudi ve Hıristiyanlardır, dedi. Bana Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti; Süddî, Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur sözünün Yahudi ve Hıristiyanlar hakkında olduğunu söyledi. Dinlerini parçaladılar sözünün ise, dinlerini terk ettiler anlamına geldiğini belirtti. Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti, dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, kendi babasından, o da İbn Abbas’tan, Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar sözü hakkında rivayet etti; İbn Abbas şöyle dedi: Yahudi ve Hıristiyanlar, Muhammed gönderilmeden önce ihtilafa düştüler ve fırkalara ayrıldılar. Muhammed gönderilince Allah, Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur ayetini indirdi.

Bana Hüseyin b. Ferec’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd b. Süleyman haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ı, Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar sözü hakkında şöyle derken işittim: Bununla Yahudi ve Hıristiyanlar kastedilmiştir. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin b. Ali, Şeybân’dan, o da Katâde’den “dinlerinden ayrılanlar” okuyuşuyla rivayet etti; Katâde, Bunlar Yahudi ve Hıristiyanlardır, dedi. Başkaları ise bununla bu ümmetin, Kur’an’ın muhkem ayetlerini bırakıp müteşabihlerine uyan bidat ehlinin kastedildiğini söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, Leys’ten, o Tâvûs’tan, o da Ebû Hüreyre’den rivayet etti; Ebû Hüreyre, Dinlerini parça parça edenler ayeti bu ümmet hakkında indirilmiştir, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Süfyân’dan, o Leys’ten, o Tâvûs’tan, o da Ebû Hüreyre’den, Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar sözü hakkında rivayet etti; Ebû Hüreyre, Bunlar sapıklık ehlidir, dedi. Bana Saîd b. Amr es-Sekûnî rivayet etti, dedi ki: Bize Bakıyye b. Velîd rivayet etti, dedi ki: Abbâd b. Kesîr bana yazdı ve şöyle dedi: Bana Leys, Tâvûs’tan, o da Ebû Hüreyre’den rivayet etti; Ebû Hüreyre, Allah’ın Elçisinin bu ayet hakkında şöyle buyurduğunu söyledi: Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur; onlar da senden değildir. Bunlar bu ümmetin bidat ehli, şüphe ehli ve sapıklık ehlidir.

Bana göre bu konuda doğru olan şudur: Allah, Peygamberine, hak dininden ayrılan, onu parçalayan ve bu konuda birbirinden ayrılmış gruplar ve fırkalar hâline gelen kimselerden berî olduğunu haber vermiştir. Peygamber ne onlardandır ne de onlar ondandır. Çünkü Allah’ın onu kendisiyle gönderdiği din, İbrahim’in hanîf dini olan İslam’dır. Nitekim Rabbi ona şöyle buyurmuş ve şöyle demesini emretmiştir: De ki: Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola, sapasağlam bir dine, hanîf olan İbrahim’in milletine iletti. O, müşriklerden değildi. Bu sebeple, Muhammed’in kendisiyle gönderildiği dinden ayrılan müşrik, putperest, Yahudi, Hıristiyan veya dinde sonradan bir şey ortaya çıkararak onun yüzünden dosdoğru yoldan, sapasağlam dinden ve Müslüman İbrahim’in milletinden sapan bir bidatçı, Muhammed’den berîdir; Muhammed de ondan berîdir. Bunların tümü, Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur ifadesinin genel kapsamına dahildir.

Senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur; onların işi ancak Allah’a aittir sözünün tefsirinde de tefsir ehli ihtilaf etmiştir. Bazıları, bu ayetin Allah’ın Peygamberine müşriklerle savaşmanın farz kılınmasından önce onları savaşmadan bırakmasını emretmek üzere indirildiğini, ardından Tevbe suresinde onlarla savaşma emrinin bunu neshettiğini söylemiştir. Bu da Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün buyruğudur. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bana Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti; Süddî, Senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur; onların işi ancak Allah’a aittir sözü hakkında, Peygambere onlarla savaşması emredilmemişti, sonra bu hüküm neshedildi ve Tevbe suresinde onlarla savaşması emredildi, dedi.

Başkaları ise bu ayetin Peygambere, kendi ümmetinden kendisinden sonra dinde yenilik çıkaracak kimselerin bulunacağını bildirmek üzere indirildiğini ve neshedilmediğini söylemiştir. Çünkü bu bir haber cümlesidir, emir değildir; nesih ise emir ve yasaklarda olur. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn İdrîs rivayet etti, dedi ki: Bize Mâlik b. Miğvel, Ali b. Akmer’den, o da Ebû Ahvas’tan haber verdi; Ebû Ahvas bu ayeti, Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur, diye okudu ve ardından, Peygamberiniz onlardan berîdir, derdi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, İbn İdrîs, Ebû Üsâme ve Yahyâ b. Âdem, Mâlik b. Miğvel’den bunun benzerini rivayet ettiler. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Şücâ‘ Ebû Bedr, Amr b. Kays el-Mülâî’den rivayet etti; Amr b. Kays dedi ki: Ümmü Seleme, Kişi, Allah’ın Elçisinden hiçbir şey üzere olmamaktan sakınsın, dedi ve ardından Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur ayetini okudu. Amr b. Kays, Mürre et-Tayyib de bunu söylemiş ve bu ayeti okumuştur, dedi.

Bana göre bu konuda doğru olan şudur: Senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur sözü, Allah’ın Peygamberi Muhammed’e, ümmetinden dininde ilhada saparak bidat çıkaranlardan, kavminin müşrik fırkalarından, Yahudi ve Hıristiyanlardan berî olduğunu bildirmesidir. Allah’ın bunu ona bildirmesinde, onlarla savaşmasını yasaklamış olmasını gerektiren hiçbir şey yoktur. Çünkü sözün, Yahudi ve Hıristiyanların dininden senin hiçbir ilişkin yoktur; o hâlde onlarla savaş, şeklinde olması imkânsız değildir. Onların işi Allah’a aittir; Allah dilediğine lütufta bulunur ve onun tevbesini kabul eder, dilediğini de kâfir olarak helâk eder; onun canını alır yahut küfrü üzere senin elinle öldürür. Sonra O’na döndüklerinde yapmakta olduklarını kendilerine bildirir. Onlarla savaşma emri ile Senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur; onların işi ancak Allah’a aittir sözünün bir arada bulunması imkânsız olmadığına, ayette de bunun neshedildiğine açıkça delalet eden bir kanıt bulunmadığına ve Allah’ın Elçisinden bunun neshedildiğini bildiren bir haber gelmediğine göre, onun neshedilmiş olduğuna hükmetmek caiz değildir. Çünkü daha önce “el-Latîf an Usûli’l-Ahkâm” adlı kitabımızda açıkladığımız üzere neshedilmiş hüküm, kendisiyle onu nesheden hükmün aynı anda bir arada bulunmasının mümkün olmadığı hükümdür.

Onların işi ancak Allah’a aittir sözünün anlamına gelince, Allah şöyle buyurmaktadır: Dinlerinden ayrılan ve fırkalara bölünen bu müşriklerin, ayrıca ey Muhammed, senin yolundan sapmış olan ümmetindeki bidatçıların işi senin veya başkasının değil, yalnızca bana aittir. Onlar sapıklıkları ve dini parçalayan tutumları üzere kalırlarsa onları cezalandırır ve bununla helâk ederim; yahut tevbe etmelerini nasip ederek ve onlara lütufta bulunarak kendilerini bağışlarım. Sonra yapmakta olduklarını onlara bildirecektir sözü ise şu anlama gelir: Sonra ahirette, kıyamet günü huzuruma geldiklerinde dünyada yapmakta olduklarını kendilerine haber vereceğim ve onların her birine dünyada yaptıklarının karşılığını vereceğim; iyilik edene iyiliğinin, kötülük edene kötülüğünün karşılığını vereceğim. Ardından Yüce Allah, iyilik veya kötülükle karşılık vereceği kimselere vereceği karşılığın miktarını haber vererek şöyle buyurmuştur: Kim bir iyilikle gelirse ona onun on katı vardır; kim bir kötülükle gelirse ancak onun misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/enam-158/,https://kutsalayet.de/enam-160/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız