"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Maide 102

Sizden önceki bir topluluk da onları sordu, sonra o yüzden inkârcı oldular.

Diyanet Vakfı
Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkar eder olmuştu.

Kurtubi Tefsiri
Sizden önce de bir kavim onları sordu, sonra da onları inkar eden kimseler oldular.

Bu âyetlere dair açıklamalarımızı on başlık halinde sunacağız:

1- Âyetin Nüzul Sebepleri:

Lâfız Buhârî’nin olmak üzere- Buhârî, Müslim ve başkalarının Enes’den rivâyetlerine göre, Enes şöyle demiştir: Adamın birisi, Ey Allah’ın Peygamberi, benim babam kim? diye sormuş, Hazret-i Peygamber: “Baban filandır” deyince, yüce Allah’ın:

“Ey îman edenler! Size açıklanınca üzüleceğiniz bir takım şeyleri sormayınız” âyeti nâzil oldu. Yine Buhârî Enes’den, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan rivâyetine göre, hadiste şu ifadeler de vardı: “Allah’a yemin ederim, bana her ne hakkında soru sorarsanız, bu yerimde bulunduğum sürece mutlaka size ona dair haber vereceğim (iç yüzünü anlatacağım).” Bunun üzerine bir adam yerinden kalkıp: Ey Allah’ın Rasulü, benim gireceğim yer neresidir? diye sorunca, Hazret-i Peygamber: “Ateştir” diye cevap verdi. Bunun üzerine Abdullah b. Huzafe kalkıp şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasulü, benim babam kimdir?. Hazret-i Peygamber: “Baban Huzafe’dir” dedi ve (Enes) hadisin geri kalan kısmını zikretti. Her iki rivâyet için: Buhârî, Tefsir 5. sûre 12, Deavât 35, Fiten 15; Müslim 11 134, 135; Tirmizî Tefsir 5. sûre 16; Müsned, III 206, 254.

İbn Abdi’l-Berr der ki: Abdullah b. Huzafe erken dönemlerde İslama girmiş, Habeşistan’a ikinci hicrette bulunanlar arasına katılmış ve Bedir’de hazır bulunmuştu. Bir dereceye kadar şakacı bir kimseydi. Rasulüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın, mektubunu Kisra’ya iletmek üzere gönderdiği elçisi idi. Ey Allah’ın Rasulü, benim babam kimdir diye sorunca, O da; “Baban Huzafe’dir” diye cevap vermişti. Annesi ise ona şöyle demişti: Ben, anne-babasına karşı senden daha kötü davranan bir evlat görmedim. Senin annenin cahiliye dönemi kadınlarının yaptıklarını da yapmamış olacağından emin mi oldun? O takdirde herkesin gözü önünde anneni rezil edecektin. Bunun Üzerine Abdullah şöyle dedi: Allah’a yemin ederim, eğer babamın siyahi bir köle olduğunu söylemiş olsaydın, ben de onu babam diye bilecektim,

Tirmizî ve Dârakutnîde Ali (radıyallahü anh)’dan şöyle dediğini rivâyet etmektedirler: Şu:

“Ona yol bulabilenlerin, o evi haccetmeleri Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır” (Âl-i İmrân, 3/97) ayeti nâzil olunca, Ey Allah’ın Rasulü, her yıl mı? diye sordular. Hazret-i Peygamber sustu. Yine her yıl mı diye sordular. Hazret-i Peygamber bu sefer: “Hayır, ama evet demiş olsaydım, elbette (her yıl) farz olacaktı,” Bunun üzerine yüce Allah:

“Ey Îman edenler, size açıklanınca üzüleceğiniz bir takım şeyleri sormayınız…” âyeti sonuna kadar nâzil oldu. Tirmizî, Hacc 5, Tefsir 5. sûre 15; İbn Mâce, Menasik 2; Müsned I. 113; Dârakutnî, H, 280-281. Lâfız Dârakutnî’nindir.

Buhârî’ye bu hadis hakkında sorulmuş, o da şu cevabı vermiş: Hasen bir hadistir. Ancak mürseldir. (Çünkü hadisi, Hazret-i Ali’den rivâyet eden) Ebû’l-Bahteri Hazret-i Ali’ye yetişmemiştir. Asıl ismi da Saiddir.

Yine bu hadisi, Dârakutnî, Ebû İyad’dan, o, Ebû Hüreyre’den şöylece rivâyet etmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Ey insanlar! üzerinize hac (farz) yazılmıştır.” Bir adam kalkıp şöyle dedi: Her yıl mı Ey Allah’ın Rasulü. Hazret-i Peygamber ondan yüz çevirdi. Adam tekrar her yıl mı Ey Allah’ın Rasulü diye sorunca, Hazret-i Peygamber: “Bunu kim sordu?” diye sorunca, filan, kişi dediler. Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olana yemin ederim, eğer evet diyecek olsam farz olurdu, Farz olsaydı, siz bunu yerine getiremezdiniz. Getiremeyince de şüphesiz küfre sapardınız.” Bunun üzerine yüce Allah:

“Ey îman edenler, size açıklanınca üzüleceğiniz birtakım şeyleri sormayınız” âyetini indirdi. Dârakutnî, II, 282.

Hasan-ı Basrî de bu âyet-i kerîme hakkında şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a, yüce Allah’ın affetmiş olduğu cahiliyyeye ait bir takım işler hakkında soru, sordular. Halbuki, yüce Allah’ın affettiği şeyler hakkında soru sormanın bir anlamı yoktu.

Mücahid de İbn Abbâs’dan rivâyet ettiğine göre, bu âyet-i kerîme, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a, Bahîre, Sâibe, Vasile ve Ham hakkında soru soran bir topluluk hakkında nâzil oldu. Bu aynı zamanda Saîd b. Cübeyr’in de görüşüdür.

Nitekim şöyle demektedir: Bundan sonra yüce Allah’ın:

“Allah, Bahîre, Sâibe, Vasîte ve Hâm diye birşey (meşru) kılmamıştır” (el-Mâide, 5/103) diye buyurduğunu görmüyor musun?

Derim ki: Sahih ve müsned (senedinde kopukluk olmayan) rivâyetlerde yeterlilik vardır. Âyet-i kerimenin, hepsine cevap olmak üzere inmiş olması da muhtemeldir. O takdirde bu sorulan sorular, zaman itibariyle birbirlerine yakın dönemlerde sorulmuş olmalıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allahtır.

(Şeyler) anlamına gelen, kelimesi, veznindedir. Bu kelime gayr-i munsarıftır. Çünkü (hamr’a) kelimesine benzemektedir. Bu açıklama el-Kisaî’ye aittir. Bu kelimenin vezninin olduğu da söylenmiştir. Kelimesinin tekil ve çoğulu gibi. Bu açıklama ise el-Ferrâ’ ve el-Ahfeş’den nakledilmiştir. Bunun küçültme ismi ise, diye yapılır el-Mâzinî der ki: Bu kelimenin küçültme isminin; diye gelmesi gerekir. Nitekim, Arkadaşlar kelimesinin küçültme ismi müennes olarak; (…………) şeklinde, müzekker olarak da; …diye gelir.

2- Yasaklanan Çokça Soru Sormanın Mahiyeti:

İbn Avn der ki: Ben Nâfı’e, yüce Allah’ın:

“Size açıklanınca üzüleceğiniz bir takım şeyleri sormayınız” âyeti hakkında sordum da şu cevabı verdi: O andan bu yana çokça soru sormak hatâ hoşlanılmayan bir şeydir.

Müslim de el-Muğire b. Şu’be’den, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şu âyetini rivâyet etmektedir: “Muhakkak Allah, annelere kötü davranmayı, kız çocukları diri diri gömmeyi, vermeniz gerekeni vermeyip, istememeniz gerekeni de istemeyi haram kıldı. Sizin için üç şeyi de hoş görmedi: Kîl-u kal’i (boş sözler söylemeyi), çokça soru sormayı ve malı boşu boşuna zayi etmeyi,” Buhârî, Rikaak 22, Edeb, İstikraz 19; Müslim, Akdiye 14; Dârimî Rikaak 38; Müsned, IV, 246, 254, 255.

Birçok ilim adamı da şöyle demiştir: “Çokça soru sormak” ile kastettiği, işi yokuşa sürmek için ve fıkhı meselelere dair zorlanarak meydana gelmedik hususlar ile ilgili soru sormak için kendisini zorlamak, şaşırtıcı sorular sormak ve meselelerden yeni yeni meseleler türetmek suretiyle hükümleri hakkında soru sormaktır. Selef ise, bunu hoş görmez ve böyle bir işi mükellef kılındığımız işlerden görmezler ve şöyle derlerdi: Olay meydana gelecek olursa, bu hususta kendisine soru sorulana (uygun cevap vermesi için.) muvaffakiyet verilir.

Mâlik der ki; Ben, bu şehir halkına yetiştim. Yanlarında Kitap ve sünnetten başka ilim yoktu. Bir olay meydana geldi mi, şehir valisi hazır bulunan ilim adamlarım o mesele için bir araya getirirdi. İttifakla kabul ettiklerini uygulamaya koyardı. Sizler ise çokça soru soruyorsunuz. Halbuki Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunlardan hoşlanmamıştı.

Şöyle de denilmiştir: Çokça soru sormaktan kasıt, insanlardan ısrarla ve kendi mal ve servetini çoğaltmak kastı ile, çokça mal ve İhtiyacı olan şeyleri İsteyip dilenmektir. Mâlik de bu görüşü ifade etmiştir.

Şöyle de denilmiştir: Çokça soru sorulmaktan maksat, insanların saklı kalması gereken yönlerinin açığa çıkmasına, hoşlarına gitmeyen hallerine muttali olunmasına götürecek şekilde insanların çeşitli durumlarına dair ve fayda vermeyen hususlarda soru sormaktır. Bu ise, yüce Allah’ın şu âyetine benzemektedir:

“Birbirinizin kusurunu araştırmayın, kiminiz kiminizin gıybetini de yapmasın.” (el-Hucurât, 49/12)

İbn Huveyzimendâd der ki: İşte bundan dolayı mezhebimize mensub bazı ilim adamları şöyle demişlerdir: Ona bir yemek ikram edilecek olursa, bu nereden gelmiştir; yahut ona satın almak üzere bir şey gösterilirse, bu nereden diye sormaz, müslümanların İşlerini selamet ve sıhhat esası üzere yorumlamaya çalışır.

Derim ki: Uygun olan, hadisi umumu üzere alıp yorumlamaktır. O takdirde hadis, bütün bu hallerin tümünü kapsar. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

3- Soru Sorma Yasağının Kapsamı;

İbnu’l-Arabî der ki: Gafillerden bir topluluk, bu âyet-i kerimeye yapışarak, meydana gelmedikçe olaylar hakkında soru sormanın haram olduğuna inanmıştır. Oysa durum böyle değildir. Çünkü bu âyet-i kerîme, hakkında soru sormanın yasaklandığı şeyin, verilen cevaptan dolayı hoşlanılmaması haliyle ilgili olduğunu açıkça ifade etmektedir. Oysa, bulunulan zamanda karşılaşılan meselelere cevap vermenin kötü ve hoşa gitmeyecek bir taralı yoktur. O bakımdan bu iki durum birbirinden farklıdır.

Derim ki: “Gafillerden bir topluluk inanmaktadır” şeklindeki ifadesi bir dereceye kadar çirkindir. Çünkü ona yakışan: “Kimisi ise, olaylar ile İlgili soru sormayı haram görmüştür” şeklinde bir ifade kullanması idi. Fakat o, burada da, adet üzere bir ifade kullanmıştır. Ona yakışan, daha uygun olan, dememizin sebebine gelince, seleften bir topluluk, bu gibi hallerle ilgili soru sormaktan hoşlanmazdı. Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh) olmadık şeyler hakkında soru soran kimseleri lanetlerdi. Bunu, Dârimî Müsned’inde zikretmiştir. Dârimî, Mukaddime 18, hadis no: 123.

Yine Dârimî, ez-Zührî’den şöyle dediğini nakletmektedir; Bize ulaştığına göre ensardan olan Zeyd b. Sabit, bir mesele hakkında kendisine soru soruldu mu: Böyle bir şey oldu mu diye sorarmış. Şayet ona: Evet oldu derlerse, o takdirde o mesele hakkında bildiğine göre hadis nakledermiş. Şayet, hayır Öyle bir şey olmadı diyecek olurlarsa, bunu oluncaya kadar bırakın dermiş. Dârimî, Mukaddime 18. hadis no: 124.

Yine Dârimî, Ammâr b. Yâsir’den, kendisine sorulan bir mesele hakkında şöyle demiş olduğunu senediyle kaydetmektedir: Henüz böyle bir şey oldu mu? Onların, hayır demeleri üzerine: Oluncaya kadar bizi bırakınız. Eğer, böyle bir şey olursa, o takdirde sizin için o meselenin üzerine gideriz demiştir. Dârimî, Mukaddime 18, hadis no: 125.

Yine Dârimî der ki: Bize, Abdullah b. Muhammed b. Ebi Şeybe anlattı, dedi ki: Bize, İbn Fudayl’ın Atâ’dan naklettiğine göre İbn Abbâs şöyle demiş: Ben, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın ashâbından daha hayırlı bir topluluk görmedim. Ona, vefat ettiği vakte kadar yalnızca onüç mesele hakkında soru sordular. Ve bunların hepsi Kur’ân-ı Kerîm’dedir.

“Sana haram ay hakkında soru sorarlar” (el-Bakara, 2/217);

“Sana ay hali hakkında soru sorarlar” (el-Bakara, 2/222) ve benzerleri bunlar arasındadır. Onlar ancak kendilerine faydalı olan şeyler hakkında sûru sorarlardı. Dârimî, Mukaddime 18, hadis no; 127.

4- Günümüzde Soru Sormanın Hükmü:

İbn Abdi’l-Berr der ki: Bugün soru sormaktan dolayı haram ve helâle dair herhangi bir hükmün ineceğine dair korkulmamaktadır. Buna göre, bir kimse ilme arzusu ve bilgisizliğini gidermek isteği, dinî bakımdan bilinmesi gereken bir hususa dair konuyu anlamak hakkında soru soracak olursa, bunda bir mahzur yoktur Çünkü, cahilliğin devası soru sormaktır. Kim de İşi yokuşa sürmek ve bilgisini artırmak kastı ya da öğrenmek amacı olmaksızın soru soracak olursa, işte az da olsa, çok da olsa soru sorması helal olmayan budur.

İbnü’l-Arabî der ki: İlim adamına yakışan, delilleri geniş geniş açıklayan, delil(ler üzerinde düşünme ve kıyas yolların) açıklayıp, içtihadın Ön bilgilerini elde etmek, hüküm çıkarmaya yardımcı olacak araçları hazırlamakla uğraşmak olmalıdır. Böyle birisine herhangi bir mesele arz edilecek olursa, o mesele uygun bir yolla araştırılır, bulunabileceği yerlerde tetkik edilir, Allah da onun doğru hükmü bulması için önünde kapıları açar.

5- Ayet-i Kerîmenin Anlaşılması

Yüce Allah’ın:

“Şayet onları Kur’ân’ın İndirildiği sırada sorarsanız, size açıklanır” âyetinde bir kapalılık vardır. Çünkü, âyetin baş tarafında soru sormak yasaklanırken, daha sonra: “Şayet onları Kur ânın indirildiği esnada sorarsanız size açıklanır” diye buyurularak soru sormak onlara mubah kılınmaktadır.

Bununla ilgili olarak şöyle denilmiştir: Âyet, eğer ihtiyaç duyulan başka şeyler hakkında soru soracak olursanız… demektir. Burada rauzaf hazf edilmiş bulunmaktadır. Bunun böyle bir hazf olduğu takdiri kabul edilmeksizin doğru olarak anlaşılması mümkün değildir. el-Cürcanî der ki: “Onları âyetindeki zamir, başka şeylere racidir. Yüce Allah’ın şu âyetinde olduğu gibi:

“Yemin olsun Biz, insanı süzülmüş bir çamurdan yarattık,” (el-Mu’minun, 23/12) Burada insandan kastedilen Hazret-i Âdem’dir. Daha sonra gelen:

“Sonra onu bir nutfe kılıp…” (el-Mu’minun, 23/13) âyetinde de kastedilen Âdem’in oğullarıdır. Çünkü Âdem (aleyhisselâm) sağlam bir yerde bir nutfe olarak yaratılmamıştır. Fakat, Âdem’in kendisi olan insan sozkonusu edilmesi onun gibi bir insandan söz edildiğine, delalet etmektedir. Bu, halin karînesi ile bilinmiş olmaktadır. Âyetin anlamı buna göre şöyle olur: Eğer sizler, Kur:ân-ı Kerîm’in indirildiği sırada birtakım şeyler ile ilgili olarak, helal, haram veya herhangi bir hüküm hakkında soru soracak olursanız ya da durumunuz bir şeyin açıklanmasını gerektirecek olursa, işte böyle bir durumda soru sorduğunuz takdirde size bunlar açıklanır.

Böylelikle bu âyetinde yüce Allah, bu kabilden soru sormayı mubah kılmıştır, Bunun örneği de şudur: Şanı yüce Allah, boşanmış kadının, kocası ölmüş kadının ve hamile kadının iddetini beyan etmekle birlikte, ne ay hali olan, ne de hamile olan kadının iddeti sözkonusu edilmemiştir. Onlar da buna dair soru sorunca, yüce Allah’ın şu âyeti nâzil olmuştur:

“Ay halinden kesilmiş olanlarla, asla ay hali olmayanların iddeti ise…” (et-Tahrim, 65/4) Buna göre yasak, hakkında soru sorma ihtiyacı duyulmayan şeyler hakkındadır. Açıklanmasına ihtiyaç duyulan şeyler hakkında soru sormanın yasaklanması sözkonusu olmamıştır.

6- Allah’ın Affettikleri:

Yüce “Allah’ın: “Allah onu affetti” âyetinde kastedilen, onların geçmişte sordukları sorulardır. Burada affedilenlerin, cahiliyye ile ilgili ve o kabilden olup, haklarında soru sordukları şeyler olduğu da söylenmiştir. “Affetme”nin, terketmek anlamına olduğu da söylenmiştir. Yani, Allah onları ne helâl, ne de harama dair birşey bildirmeksizin oldukları gibi bırakmıştır. Bunlar, affolunmuş şeyler olduğundan dolayı bunları araştırmayınız. Olur ki, bunlara dair hüküm size açıklanacak olursa, sizin hoşunuza gitmez.

Ubeyd b. Umeyr şöyle dermiş: Muhakkak Allah, helâl ve harama dair hükümler indirmiştir. Helâl kıldığı şeyi siz de helâl biliniz. Haram kıldığı şeylerden uzak durunuz. Bunlar arasında da bazı şeyleri helâl ya da haram kılmaksızın bırakmıştır. Bu da Allah’tan bir aflır (Hükmü açıklanmadan bırakılmış olan şeylerdir). Daha sonra da bu âyet-i kerimeyi okurmuş.

Dârakutnî de Ebû Sa’lebe el-Huşenî’den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Muhakkak yüce Allah, bir takım farzlar farz kılmıştır. Onları kaybetmeyiniz. Bazı haramları haram kılmıştır, onları da çiğnemeyiniz. Bir takım hadler belirlemiştir. Onları aşmayınız. Bazı şeyler hakkında unutma sebebiyle olmayarak hiçbir şey söylememiştir. Siz de onları araştırmayınız.” Dârakutnî, IV, 184.

Buna göre, âyette takdim ve tehir vardır. Yani, yüce Allah’ın açıklamadan bıraktığı, sözkonusu etmeksizin haklarında herhangi bir hüküm vermediği, ama size açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek bir takım şeylere dair soru sormayınız.

Şöyle de denilmiştir: İfadede takdim de yoktur, tehir de, Aksine, anlamı şöyledir: Allah sizin geçmişe dair sorduğunuz soruları affetmiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), bunlardan hoşlanmamış olsa dahi. Artık benzeri şeyleri tekrar sormaya kalkışmayınız.

Buna göre yüce Allah’ın:

“Onu” âyetinden kasıt, daha önce de açıkladığımız gibi, soru sormayı, yahut sorular sormayı affetti, demek olur.

7- Öncekilerin Sordukları Sorulara Aldıkları Cevaplara Karşı Tavırları:

Yüce Allah:

“Sizden evvel de bir kavim onları sordular. Sonra da onları inkâr eden kimseler oldular” âyeti ile, bizden önce bunun gibi birtakım âyetler hakkında soru sormuş, (ya da mucizeler istemiş) bir topluluktan haber vermektedir. Bu topluluk, istekleri yerine getirilip, hükümleri üzerlerine farz kılındığı halde onları inkâr ettiler ve: Bunlar Allah’tan değildir dediler. Salih kavminin dişi deve mucizesini istemeleri, bu Hazret-i Îsa’nın arkadaşlarının gökten bir sofra indirilmesini istemeleri bu kabilindendir, İşte bu da geçmiş ümmetlerin yaptıklarının benzerini yapmaktan bir sakındırmadın Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

8- Gereksiz Soruyu Yasaklayan Bu Âyet-i Kerîme ile Bilenlere Soru Sormayı Emreden Âyetlerin Anlaşılması:

Birisi dese ki: Burada sözünü ettiğiniz soru sormanın mekruhluğu ile bunun yasaklanmış olması iddiasına, Yüce Allah’ın:

“Eğer bilmiyorsanız zikir ekline sorunuz” (en-Nahl, 16/43 ve el-Enbiyâ, 21/7) âyeti ile tearuz (çelişki) gibi halindedir.

Buna şöyle cevap verilir: Allah’ın kullarına vermiş olduğu bu emir, onlar için gereğince amel etmelerinin vacip olduğu kesinleşmiş ve sabit olmuş şeylerdir. Yasak ise, yüce Allah’ın onları yerine getirmekle kullarının kendisine ibadet etmelerini istemediği ve Kitabında da söükonusu etmediği şeylerdir.

Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

9- Bir Kişi, Hakkında Soru Sorduğu için Bir İşin Haram Kılınması:

Müslim’in rivâyetine göre, Âmir b. Sa’d, babasından Sa’d b. Ebî Vakkas’tan şöyle dediğini nakletmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Müslümanlar arasında günahı en ağır olan müslüman kişi, müslümanlara haram kılınmamış bir şey hakkında soru sorup da, onun bu soru sorması dolayısıyla onlara o şeyin haram kılınmasına sebep teşkil edendir.” Buhârî İ’tisam 3; Müslim, Fedâil 132. 133: Ebû Dâvûd. Sünne 6: Müsned. 7. 176. 179.

el-Kuşeyrî Ebû Nasr der ki: Eğer el-Aclanî (hanımın zinası hakkında) soru sormamış olsaydı, lian sabit olmazdı.

Ebû’l-Ferec el-Cevzî de şöyle demektedir: Bu, birşey hakkında işi yokuşa sürmek ve boşla iştigal etmek için soru sorup bu kötü maksadı dolayısıyla hakkında sorduğu şeyin haram kılınması ile cezalandırılan kimse hakkında hamledilir. Bu durumda haram kılınan şey ise, herkes hakkında umumi bir hüküm halini alır.

10- Kaderiyye’nin Bir iddiası ve Cevabı:

İlim adamlarımız derler ki: Yüce Allah bir şeyi bir başka şey için ve başka bir şey sebebiyle yapar şeklindeki iddialarına Kaderiyye’nin bu hadisi herhangi bir şekilde delil gösterebilmelerine imkân yoktur. Çünkü yüce Allah bundan münezzehtir. Şüphesiz O, herşeye gücü yetendir. O, herşeyi bilendir. Aksine, sebep ve gerekçe dahi O’nun fiillerindendir. Fakat, kaza ve takdir, hakkında soru sorulan şeyi o hususta soru sorma vaki olduğu zaman haram kılmak şeklinde cereyan etmiştir. Yoksa o soru bu haram kılmayı gerektirdiği ve ona bir gerekçe olduğu için değildir. Bunun benzeri ise, pek çoktur. Üstelik:

“O, yaptıklarından, dolayı sorumlu olmaz. Halbuki, onlar sorulurlar.” (el-Enbiya, 21/23)

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/maide-101/,https://kutsalayet.de/maide-103/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız