Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir. Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır ve kendisi için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Leyse (değildir) bi emâniyyikum (sizin kuruntularınızla) ve lâ (ve değil) emâniyyi (kuruntularıyla) ehli’l-kitâbi (kitap ehlinin) men (kim) ya’mel (yaparsa) sûen (kötülük) yuczâ (cezalandırılır) bihî (onunla) ve lâ (ve bulamaz) yecid (bulamaz) lehu (kendisi için) min dûnillâh (Allah’tan başka) veliyyen (dost) ve lâ (ve) nasîrâ (yardımcı)
Mukatil Tefsiri
Bu ayet müminler, Yahudiler ve Hristiyanlar hakkında nazil olmuştur. Yahudiler şöyle dediler: “Bizim kitabımız sizin kitabınızdan önce geldi, peygamberimiz de sizin peygamberinizden önce geldi. Bu yüzden biz daha doğru yoldayız ve Allah katında size göre daha üstünüz.”
Hristiyanlar da şöyle dediler: “Bizim peygamberimiz Allah’ın kelimesi ve ruhudur. O ölüleri diriltir, anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştirirdi. Bizim kitabımızda affetmek vardır, kısas yoktur. Bu sebeple ey Yahudiler ve ey Müslümanlar, biz Allah’a sizden daha yakınız.”
Bunun üzerine Müslümanlar şöyle dediler: “Siz yalan söylüyorsunuz. Bizim kitabımız bütün kitapları neshetmiştir. Peygamberimiz peygamberlerin sonuncusudur. Biz sizin peygamberinize ve kitabınıza iman ettik; siz ise bizim peygamberimizi ve kitabımızı yalanladınız. Hem size hem bize sizin kitabınıza iman etmek emredildi, fakat bize kendi kitabımızla amel etmek emredildi. Bu yüzden biz sizden daha doğru yoldayız ve Allah’a daha yakınız.”
Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: “Bu, ne sizin kuruntularınızla ne de kitap ehlinin kuruntularıyla olur. Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır ve kendisi için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilir.”
“Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” ayeti müminler hakkında nazil olmuştur. Dünyada başlarına gelen musibetler, taş çarpması, darbe almaları, damar seğirmesi, bir ağacın çizmesi, ayağın sürçüp kanaması ve benzeri şeyler, daha önce işledikleri günahlar sebebiyledir. Allah’ın affettiği ise bundan çok daha fazladır. Bu durumun açıklaması şu ayettedir: “Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız sebebiyledir.” (Şûrâ 30)
Ardından Allah şöyle buyurmuştur: “Kendisi için Allah’tan başka bir dost bulamaz.” Yani ona fayda verecek bir yakın bulamaz. “Ne de bir yardımcı.” Yani onu Allah’ın azabından koruyacak bir engelleyici bulamaz.
Taberi Tefsiri
Tefsir ehli, Yüce Allah’ın: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir” sözüyle kimi kastettiği hususunda ihtilaf etmiştir.
Bir kısmı şöyle demiştir: Buradaki “sizin kuruntularınız” sözüyle İslâm ehli kastedilmiştir.
Mesrûk’tan rivayet edildiğine göre Hristiyanlar ile Müslümanlar birbirleriyle övündüler. Bir taraf: “Biz sizden üstünüz”, diğer taraf da: “Biz sizden üstünüz” dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir” ayetini indirdi.
Yine Mesrûk’tan rivayet edildiğine göre bu ayet inince Kitap ehli: “Demek ki biz de siz de eşitiz” dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Erkek veya kadın, mümin olarak salih ameller işlerse…” (Nisâ 124) ayetini indirdi.
Mesrûk şöyle dedi: Müslümanlarla Kitap ehli karşılıklı delil ileri sürdüler. Müslümanlar: “Biz sizden daha doğru yoldayız” dediler. Kitap ehli de: “Biz sizden daha doğru yoldayız” dediler. Bunun üzerine Allah: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir” ayetini indirdi. Sonra Müslümanlar şu ayetle onlara üstün geldiler: “Erkek veya kadın, mümin olarak salih ameller işlerse…” (Nisâ 124).
Katâde dedi ki: Bize ulaştığına göre Müslümanlar ile Kitap ehli birbirleriyle övündüler. Kitap ehli: “Bizim peygamberimiz sizin peygamberinizden öncedir. Kitabımız da sizin kitabınızdan öncedir. Bu sebeple biz Allah’a sizden daha yakınız” dediler. Müslümanlar ise: “Biz Allah’a sizden daha yakınız. Çünkü bizim peygamberimiz peygamberlerin sonuncusudur ve kitabımız kendisinden önceki kitaplar üzerinde hükmedicidir” dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir. Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır…” ayetinden başlayıp “Din bakımından, yüzünü Allah’a teslim edip iyilik yapan ve İbrahim’in hanif dinine uyan kimseden daha güzel kim vardır?” (Nisâ 125) ayetine kadar olan kısmı indirdi. Böylece Allah, Müslümanların delilini diğer din mensuplarına karşı üstün kıldı.
Süddî şöyle dedi: Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlardan bir topluluk karşılaştı. Yahudiler: “Biz sizden hayırlıyız. Dinimiz sizinkinden öncedir. Kitabımız sizinkinden öncedir. Peygamberimiz de sizinkinden öncedir. Biz İbrahim’in dini üzerindeyiz. Cennete yalnız Yahudiler girecektir” dediler. Hristiyanlar da benzer sözler söylediler. Müslümanlar ise: “Bizim kitabımız sizin kitabınızdan sonradır. Peygamberimiz de sizin peygamberinizden sonradır. Size bizi takip etmeniz ve eski durumunuzu terk etmeniz emredilmiştir. Bu sebeple biz sizden hayırlıyız. Biz İbrahim, İsmail ve İshak’ın dini üzerindeyiz. Cennete ancak bizim dinimiz üzere olanlar girecektir” dediler. Bunun üzerine Allah onların sözlerini reddetti ve: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir. Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” buyurdu. Sonra müminleri onlardan üstün kılarak: “Din bakımından, yüzünü Allah’a teslim edip iyilik yapan ve İbrahim’in hanif dinine uyan kimseden daha güzel kim vardır?” (Nisâ 125) buyurdu.
Dahhâk şöyle dedi: Din mensupları birbirleriyle çekiştiler. Tevrat ehli: “Bizim kitabımız kitapların ilkidir ve en hayırlısıdır. Peygamberimiz de peygamberlerin en hayırlısıdır” dediler. İncil ehli de buna benzer sözler söylediler. İslâm ehli ise: “İslâm’dan başka din yoktur. Bizim kitabımız bütün kitapları neshetmiştir. Peygamberimiz peygamberlerin sonuncusudur. Bize hem sizin kitabınıza iman etmek hem de kendi kitabımızla amel etmek emredilmiştir” dediler. Bunun üzerine Allah aralarında hüküm verdi ve: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir. Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” buyurdu. Sonra da üstün olanları üstün kılarak: “Din bakımından, yüzünü Allah’a teslim edip iyilik yapan…” (Nisâ 125) ayetinden “Allah İbrahim’i dost edinmiştir” (Nisâ 125) ayetine kadar olan kısmı indirdi.
İbn Abbas şöyle dedi: Din mensupları birbirleriyle muhakeme ettiler. Tevrat ehli: “Bizim kitabımız kitapların en hayırlısıdır. Sizin kitabınızdan önce indirilmiştir. Peygamberimiz de peygamberlerin en hayırlısıdır” dediler. İncil ehli de aynı şekilde konuştular. İslâm ehli ise: “İslâm’dan başka din yoktur. Bizim kitabımız bütün kitapları neshetmiştir. Peygamberimiz peygamberlerin sonuncusudur. Size de bize de sizin kitabınıza iman etmek ve bizim kitabımızla amel etmek emredilmiştir” dediler. Bunun üzerine Allah aralarında hüküm verdi ve: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir. Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır ve kendisi için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilir” buyurdu. Sonra da: “Din bakımından, yüzünü Allah’a teslim edip iyilik yapan ve İbrahim’in hanif dinine uyan kimseden daha güzel kim vardır? Allah İbrahim’i dost edinmiştir” (Nisâ 125) buyurarak üstün olanları üstün kıldı.
Ebû Sâlih şöyle dedi: Tevrat ehli, İncil ehli ve müminlerden bir topluluk bir araya gelip övündüler. Her grup kendisinin daha üstün olduğunu söyledi. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Erkek veya kadın, mümin olarak salih ameller işlerse, işte onlar cennete gireceklerdir ve zerre kadar haksızlığa uğratılmayacaklardır” (Nisâ 124) ayetini indirdi.
Dahhâk şöyle dedi: Din mensupları birbirleriyle övündüler. Yahudiler: “Bizim kitabımız kitapların en hayırlısı ve Allah katında en değerlisidir. Peygamberimiz Musa, Allah katında peygamberlerin en değerlisidir. Allah onunla konuşmuş ve onu kendisine yakın kılmıştır. Dinimiz de dinlerin en hayırlısıdır” dediler. Hristiyanlar da: “İsa b. Meryem peygamberlerin sonuncusudur. Allah ona Tevrat ve İncil’i vermiştir. Musa ona yetişseydi ona tabi olurdu. Dinimiz de dinlerin en hayırlısıdır” dediler. Mecûsîler ve Arap müşrikleri de: “Bizim dinimiz dinlerin en eskisi ve en hayırlısıdır” dediler. Müslümanlar ise: “Muhammed peygamberlerin sonuncusu ve efendisidir. Furkan Allah tarafından indirilen kitapların sonuncusudur ve bütün kitaplar üzerinde emindir. İslâm da dinlerin en hayırlısıdır” dediler. Bunun üzerine Allah onların arasında hüküm vererek: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir” buyurdu.
Diğer bazı müfessirler ise: “Ne sizin kuruntularınıza” sözüyle Allah’a ortak koşan putperestlerin kastedildiğini söylemişlerdir.
Mücâhid şöyle dedi: Kureyş, “Biz diriltilmeyeceğiz ve azap görmeyeceğiz” diyordu. Bunun üzerine Allah: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir. Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” ayetini indirdi.
Mücâhid’in bir başka rivayetinde şöyle geçer: Araplar, “Biz diriltilmeyeceğiz ve azap görmeyeceğiz” dediler. Yahudiler ve Hristiyanlar da: “Cennete yalnız Yahudi veya Hristiyan olanlar girecektir” (Bakara 111) yahut “Bize ateş ancak sayılı birkaç gün dokunacaktır” (Bakara 80) dediler. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi.
İbn Cüreyc, Mücâhid’in şöyle dediğini nakleder: Burada kastedilenler Kureyş ile Ka‘b b. Eşref’tir.
İbn Zeyd şöyle dedi: Huyey b. Ahtab müşriklerin yanına gelmişti. Müşrikler ona: “Siz kitap sahibisiniz. Biz mi hayırlıyız, yoksa Muhammed ve ashabı mı?” diye sordular. O da: “Siz ondan daha hayırlısınız” dedi. Bunun üzerine Allah: “Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi…” (Nisâ 51) ayetinden “Allah’ın lanetlediği kimseye asla bir yardımcı bulamazsın” (Nisâ 52) ayetine kadar olan kısmı indirdi. Sonra müşriklere hitaben: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir” buyurdu ve “Erkek veya kadın, mümin olarak salih ameller işlerse…” (Nisâ 124) ayetine kadar devam etti. İbn Zeyd dedi ki: Burada kastedilenler Allah’ın Elçisi ve ashabıdır. Allah müminlere günahlarını örteceğini vaat etmiş, diğerlerine ise böyle bir vaat vermemiştir. Sonra şu ayeti okudu: “İman edip salih ameller işleyenlerin kötülüklerini mutlaka örteceğiz ve onları yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracağız.” (Ankebût 7)
Mücâhid şöyle dedi: Kureyş, “Biz diriltilmeyeceğiz ve azap görmeyeceğiz” diyordu. Bunun üzerine Allah: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir. Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” ayetini indirdi.
Bazı müfessirler ise bu ayetin yalnızca Kitap ehli hakkında indiğini söylemişlerdir. Dahhâk, bu ayetin Peygamber’e muhalefet ettikleri sırada Kitap ehli hakkında nazil olduğunu söylemiştir.
Ebû Ca‘fer şöyle der:
Bu konuda doğruya en yakın görüş, Mücâhid’in “Ne sizin kuruntularınıza” sözünün Arap müşrikleri hakkında olduğu yönündeki görüşüdür. Çünkü bu ayetten önce Müslümanların kuruntularından söz edilmemiştir. Daha önce yalnızca şeytanın kendisine ait olan payı oluşturacak kimselere verdiği kuruntular zikredilmişti. Bu da şu ayetlerde geçmektedir: “Onları kuruntulara sürükleyeceğim…” (Nisâ 119) ve “Onlara vaatte bulunur ve onları kuruntulara sevk eder” (Nisâ 120).
Bu sebeple ayetin anlamını daha önce zikredilen bağlama bağlamak, açık bir delile dayanmayan başka yorumlardan daha uygundur.
Buna göre ayetin anlamı şöyledir:
Ey şeytanın dostları ve taraftarları! İş sizin kuruntularınıza göre değildir. Şeytanın sizi kurtaracağına, size yardım edeceğine, sizi galip getireceğine dair size verdiği kuruntuların hiçbir değeri yoktur. Aynı şekilde Kitap ehlinin, “Bize ateş ancak sayılı birkaç gün dokunacaktır” (Bakara 80) ve “Cennete yalnız Yahudi veya Hristiyan olanlar girecektir” (Bakara 111) şeklindeki kuruntuları da geçersizdir. Allah, her ameli işleyene amelinin karşılığını verecektir. Sizden veya başkalarından her kim kötülük işlerse onun cezasını görecektir. Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaktır. Buna karşılık iman ederek salih ameller işleyenler ise cennete gireceklerdir.
Bu görüşün doğruluğunu destekleyen bir başka husus da şudur: Allah önce şeytanın vaatlerini ve kuruntularını anlatmış, ardından kendi gerçek ve doğru vaadini zikretmiştir. Şeytan hakkında: “Onlara vaatte bulunur ve onları kuruntulara sevk eder” (Nisâ 120) buyurmuş, sonra da: “İman edip salih ameller işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız…” (Nisâ 122) buyurmuştur. Bu sebeple “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir” ayetinin, şeytanın dostlarının kuruntularının akıbetini ve Allah dostlarının amellerinin sonucunda erişecekleri güzel karşılığı açıklayan bir haber olması daha uygundur.
Allah’ın Kitap ehlini müşriklerle birlikte zikretmesinin sebebi de, her iki grubun kuruntularının da şeytanın insanlara verdiği aldatıcı temennilerden olmasıdır.
Yüce Allah’ın, “Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” sözü hakkında tefsir ehli ihtilaf etmiştir. Bir kısmı, burada kastedilen kötülüğün Allah’a karşı işlenen her türlü günah olduğunu söylemiştir. Onlara göre ayetin anlamı şudur: Mümin veya kâfir olsun, Allah’a karşı küçük veya büyük herhangi bir günah işleyen kimse onun karşılığını görecektir. Bu görüşü benimseyenlerden biri olan Übey b. Ka‘b’a, Ziyâd b. Rebî‘ bu ayeti sorduğunda Übey şöyle dedi: “Seni gördüğümden daha anlayışlı sanıyordum! İnsanın başına gelen musibetler, hastalıklar ve çizikler bile bunun kapsamındadır.” Başka bir rivayette de Übey şöyle demiştir: “Allah’a yemin olsun ki seni daha bilgili sanıyordum. Bir kimsenin başına gelen çizik, tökezleme ve benzeri şeyler bile bir günah sebebiyledir. Allah’ın affettikleri ise bunlardan çok daha fazladır. Hatta böcek sokması ve hafif bir dokunuş bile böyledir.”
Ebû Mühelleb şöyle demiştir: Âişe’nin yanına girdim ve ona bu ayeti sordum: “Ne sizin kuruntularınıza ne de Kitap ehlinin kuruntularına göredir. Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır.” Âişe şöyle cevap verdi: “Bu, dünyada başınıza gelen şeylerdir.”
İbn Cüreyc, Mücâhid’in şöyle dediğini nakletmiştir: “Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır.” Yani dünyada cezalandırılır. Kendisine, “Musibetlerin kapsamı nedir?” diye sorulunca, “Hoşuna gitmeyen her şeydir” cevabını vermiştir.
Diğer bazıları ise ayetin anlamının, kötülük işleyen kâfirlerin cezalandırılması olduğunu söylemişlerdir. Hasan-ı Basrî, “Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” ayeti hakkında, “Bu kâfir hakkındadır” demiş ve ardından “Biz ancak çok nankör olanı cezalandırırız” (Sebe 17) ayetini okumuştur. Yine Hasan şöyle demiştir: “Allah kulunu iyilik ve kötülüğünden dolayı hesaba çeker. Allah şöyle buyurmuştur: ‘Kötülük yapanları yaptıklarıyla cezalandırmak, iyilik yapanları da en güzel karşılıkla mükâfatlandırmak için.’ (Necm 31) Onların da günahları vardı; fakat Allah onları bağışladı ve o günahlarla cezalandırmadı. Çünkü Allah mümin kulunu günahı sebebiyle helâke sürükleyecek şekilde cezalandırmaz.”
İbn Zeyd de, “Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Allah müminlere günahlarını örteceğini vaat etmiştir. Fakat burada sözü edilen müşriklere böyle bir vaat vermemiştir.”
Hasan’dan nakledilen başka bir rivayette ise şöyle denmiştir: “Bu, Allah’ın zelil olmasını istediği kimse hakkındadır. Allah’ın ikram etmek istediği kimse ise cennet ehlindendir ve kendilerine vaat edilen doğru sözün sahipleridir.”
Dahhâk ise ayetteki muhatapların Yahudiler, Hristiyanlar, Mecûsîler ve Arap müşrikleri olduğunu söylemiş ve onların Allah’tan başka bir dost veya yardımcı bulamayacaklarını ifade etmiştir.
Başka bir grup ise ayette geçen “kötülük” kelimesinin şirk anlamına geldiğini söylemiştir. İbn Abbas şöyle demiştir: “Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” ayetindeki kötülük şirktir. Kim Allah’a ortak koşarsa bunun cezasını görür. Allah’tan başka kendisine dost veya yardımcı bulamaz. Ancak ölümünden önce tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder. Saîd b. Cübeyr de aynı görüşü benimsemiştir.
Ebû Ca‘fer et-Taberî şöyle der: Bu görüşler arasında bana göre doğru olan, Übey b. Ka‘b ve Âişe’den nakledilen görüştür. Çünkü ayetin lafzı geneldir ve herhangi bir tahsis olmaksızın kötülük işleyen herkesi kapsamaktadır. Ayette bunu belirli bir gruba has kılacak bir delil bulunmadığı gibi Resûl’den de böyle bir rivayet gelmemiştir.
Eğer birisi, “Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız küçük günahlarınızı örteriz” (Nisâ 31) ayeti ile bunun nasıl bağdaştığını sorarsa, ona şöyle cevap verilir: Allah’ın günahları örtmesi, onların karşılıksız bırakılması anlamına gelmez. Bunun anlamı, ahirette sahiplerinin rezil edilmeyecek olmasıdır. Allah onların günahlarını dünyadaki musibetlerle temizler. Böylece onlar Allah’ın huzuruna, cezayı gerektirecek günahlardan arınmış olarak çıkarlar. Böylece Allah, “Günahlarınızı örteriz” vaadini de yerine getirmiş olur, “İman edip salih ameller işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız” vaadini de gerçekleştirmiş olur.
Bu konuda Resûl’den gelen rivayetler de bizim söylediğimizi desteklemektedir.
Ebû Hureyre şöyle demiştir: “Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” ayeti nazil olunca Müslümanlar bundan çok etkilendiler ve büyük bir sıkıntıya düştüler. Durumu Resûl’e anlattılar. Bunun üzerine Resûl şöyle buyurdu: “Orta yolu tutun ve doğruya yaklaşın. Müslümana isabet eden her şey onun için kefarettir. Hatta ayağına gelen bir musibet veya batan bir diken bile.”
Ebû Bekir şöyle demiştir: Bu ayet nazil olunca, “Ey Allah’ın Elçisi! Yaptığımız her şeyden dolayı hesaba mı çekileceğiz?” diye sordum. Bunun üzerine Resûl şöyle buyurdu: “Ey Ebû Bekir! Sana şu ve şu sıkıntılar isabet etmiyor mu? İşte onlar bunun kefaretidir.”
Başka bir rivayette Ebû Bekir şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Elçisi! Bu ayetten sonra kurtuluş nasıl olacak?” Resûl ona, “Hangi ayet?” diye sordu. Ebû Bekir, “Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” ayetini okuyunca Resûl şöyle buyurdu: “Allah seni bağışlasın ey Ebû Bekir! Hastalanmıyor musun? Üzülmüyor musun? Sıkıntılarla karşılaşmıyor musun?” Ebû Bekir, “Evet” deyince Resûl, “İşte bunlar sizin karşılığını gördüğünüz şeylerdir” buyurdu.
Başka bir rivayette Resûl şöyle buyurmuştur: “Hastalanmıyor musun, yorulmuyor musun, üzülmüyor musun, çeşitli sıkıntılar yaşamıyor musun?” Ebû Bekir “Evet” deyince, “İşte bunlar sizin karşılığını gördüğünüz şeylerdir” buyurmuştur.
Yine Ebû Bekir şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Elçisi! Bu ayet ne kadar ağır bir ayettir!” Resûl şöyle buyurdu: “Ey Ebû Bekir! Dünyadaki musibetler bunun karşılığıdır.”
Âişe şöyle demiştir: “Allah’ın kitabındaki en ağır ayetin hangisi olduğunu biliyorum.” Resûl, “Hangisi?” diye sorunca ben, “Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” ayetidir, dedim. Bunun üzerine Resûl şöyle buyurdu: “Mümin dünyada yaptığı kötü amellerin karşılığını görür.” Ardından hastalıkları, yorgunlukları ve çeşitli musibetleri zikretti. Sonunda da küçük bir musibeti örnek vererek şöyle buyurdu: “Ey Âişe! Her amel sahibi yaptığı amelin karşılığını görür. Kıyamet günü hesabı ince ince sorgulanan herkes azap görür.” Ben, “Allah ‘Kolay bir hesaba çekilecektir’ buyurmuyor mu?” dedim. Bunun üzerine Resûl şöyle buyurdu: “Bu yalnızca amellerin arz edilmesidir. Hesabı ayrıntılı biçimde sorgulanan herkes azap görür.”
Yine Âişe’den rivayet edildiğine göre o, “İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker” (Bakara 284) ayeti ile “Kim bir kötülük işlerse onunla cezalandırılır” ayeti hakkında Resûl’e soru sormuştur. Resûl şöyle buyurmuştur: “Ey Âişe! Bu, Allah’ın kulunu ateşli hastalık, yaşlılık ve hatta elbisesinin cebine koyduğu bir şeyi kaybedip sonra bulması gibi şeylerle terbiye etmesidir. Nihayet mümin, günahlarından, körükten çıkan saf kırmızı altın gibi arınmış olarak çıkar.”
Başka bir rivayette Âişe, “Ey Allah’ın Elçisi! Kur’an’daki en ağır ayetin bu olduğunu düşünüyorum” demiş, Resûl de şöyle buyurmuştur: “Bu, mümin kula isabet eden şeylerdir; hatta başına gelen küçük bir musibet bile.”
Atâ şöyle demiştir: Bu ayet nazil olunca Ebû Bekir, “Bu bel kıran bir ayettir” dedi. Bunun üzerine Resûl şöyle buyurdu: “Bu ancak dünyadaki musibetlerdir.”
“Allah’tan başka kendisine ne bir dost ne de bir yardımcı bulamaz” ayetinin anlamı şudur: Allah’a isyan eden ve O’nun emrine aykırı davranan kimse, Allah’ın cezası geldiğinde onu koruyacak, işini üstlenecek ve cezayı ondan uzaklaştıracak hiçbir dost bulamaz. Aynı şekilde Allah’ın azabından kurtaracak hiçbir yardımcı da bulamaz.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…