"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Bakara 233

Anneler, emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler için çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Çocuğun babasına, onların yiyecek ve giyeceklerini örfe uygun şekilde sağlamak düşer. Hiç kimse gücünün üstünde bir şeyle yükümlü tutulmaz. Hiçbir anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmamalı, hiçbir baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmamalıdır. Mirasçıya da bunun benzeri gerekir. Eğer anne ve baba karşılıklı rıza ve danışma ile çocuğu sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah yoktur. Çocuklarınızı başka bir kadına emzirtmek isterseniz, vereceğinizi güzellikle teslim ettiğiniz takdirde size günah yoktur. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah yaptıklarınızı görendir.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Vel-validaatu (anneler) yurdi‘ne evladehunne (çocuklarını emzirirler) havleyni kamileyn (iki tam yıl) li-men arade en yutimma r-rada‘a (emzirmeyi tamamlamak isteyen için) ve ala l-mevludi lehu (çocuğun babasına düşer) rizkuhunne (annelerin rızkı) ve kisvetuhunne (ve giyimleri) bil-ma‘ruf (güzellikle) la tukellefu nefsun illa vus‘aha (hiç kimse gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü tutulmaz) la tudarru validetun bi-velediha (anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmaz) ve la mevludun lehu bi-veledihi (baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmaz) ve ala l-varisi mislu zalik (mirasçıya da aynı yükümlülük vardır) fe-in erada fisalan an teradin minhuma ve teşavurin (eğer karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse) fe-la cunaha aleyhima (ikisine de günah yoktur) ve in eradtum en تسترضعوا evladekum (çocuklarınızı başkasına emzirtmek isterseniz) fe-la cunaha aleykum (size günah yoktur) iza sellemtum ma ateytum bil-ma‘ruf (vereceğinizi güzellikle verirseniz) vettekullah (Allah’tan sakının) ve‘lemu ennallaha bima ta‘melun basir (Allah yaptıklarınızı görendir)

Mukatil Tefsiri
“Anneler çocuklarını emzirirler” yani boşandıkları zaman çocuklarını emzirirler. “Tam iki yıl” emzirmenin tamamlanmasını isteyenler içindir. İki yıl emzirmek farz değildir. Dileyen iki yıldan fazla emzirir, dileyen daha az emzirir.

“Çocuğun babasına onların yiyecek ve giyeceklerini sağlamak düşer.” Yani bir adam eşini boşadığında ve emzirilen bir çocuğu varsa, annenin nafakası ve giyeceği babaya aittir.

“Hiç kimse gücünün üstünde bir şeyle yükümlü tutulmaz.” Yani kişi ancak gücünün yettiği nafaka ve giyimle sorumlu tutulur.

“Hiçbir anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmamalıdır.” Yani bir adam eşini boşadığında ona zarar vermek için çocuğunu anneden ayırmamalı, anne bunu istemediği hâlde çocuğu ondan çekip almamalıdır. Çünkü anne, babanın verdiği nafaka ve giysiye razı olduktan sonra çocuğun ondan alınmasıyla zarar görmüş olur.

Sonra anne hakkında şöyle buyurdu: “Hiçbir baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmamalıdır.” Yani kadın da kocasına zarar vermek için çocuğu ona bırakmamalıdır.

“Mirascıya da bunun benzeri gerekir.” Yani baba öldüğünde yetime mirasçı olan kimseye de, baba hayatta olsaydı ona düşecek nafaka ve giyim yükümlülüğü gerekir. Eğer yetimin malı yoksa mirasçı anneye zarar vermemeli; bu konuda baba konumundadır.

“Eğer anne ve baba karşılıklı rıza ve danışma ile çocuğu sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah yoktur.” Yani birbirlerine zarar vermedikleri sürece çocuğu iki yıldan önce sütten kesmelerinde sakınca yoktur.

Anne, nafaka ve giyecek konusunda başka bir sütannenin razı olduğu miktara razı olduğu sürece, çocuğunu emzirme konusunda sütanneden daha önceliklidir. Eğer anne, başkasının razı olduğu nafakaya razı olmazsa, “size günah yoktur.” Yani baba çocuğu için başka bir sütanne tutabilir; sütanneye ücretini verir, fakat onun için ayrıca giyecek ve nafaka gerekmez. Ona sadece ücreti verilir.

“Çocuklarınızı başka bir kadına emzirtmek isterseniz, vereceğinizi güzellikle teslim ettiğiniz takdirde size günah yoktur.” Yani sütanneler hakkında Allah’ın emrine uygun davrandığınız ve sütanneye ücretini verdiğiniz sürece size günah yoktur.

“Allah’tan korkun.” Yani bu ayette Allah’ın sizi sakındırdığı zarar verme, annenin nafakası ve giyeceği ile sütannenin ücreti konularında Allah’a isyan etmeyin.

Sonra onları uyararak şöyle buyurdu: “Bilin ki Allah yaptıklarınızı görendir.”

Taberi Tefsiri
Yüce Allah bununla şunu kastetmektedir: Kocalarından ayrılmış olan ve ayrılmadan önce yahut ayrıldıktan sonra, ayrılıktan önce gerçekleşmiş birleşme sebebiyle kocalarından çocuk doğurmuş bulunan kadınlar, çocuklarını emzirirler. Bunun anlamı, onların çocuklarını emzirmeye başkalarından daha hak sahibi olmalarıdır. Yoksa bu, çocuk kendisine nispet edilen baba hayatta ve imkân sahibi olduğu takdirde, Allah’ın anneler üzerine çocuklarını emzirmeyi farz kıldığı anlamına gelmez. Çünkü Yüce Allah kısa surelerden birinde, “Eğer güçlük çıkarırsanız, onun için başka bir kadın emzirir” (Talak 6) buyurmuştur. Yüce Allah, anne ile çocuk kendisine nispet edilen baba, kadının çocuğunu emzirmesi karşılığında alacağı ücret konusunda anlaşmazlığa düşerlerse, ondan başka bir kadının çocuğu emzireceğini haber vermiştir. Böylece Allah annenin çocuğunu emzirmesini ona farz kılmamıştır. Bundan da “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözünün, çocuğun emzirilmesi konusunda anne-baba ihtilaf ettiğinde aralarında ayırıcı sınır olacak emzirme süresinin son haddini bildirdiği; annelerin çocuklarını emzirmesinin farz olduğuna delalet etmediği anlaşılır.

“İki yıl” sözü ise iki sene demektir. Muhammed b. Amr’ın Ebu Âsım’dan, onun İsa’dan, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözü hakkında “iki sene” demiştir. Müsenna’nın Ebu Huzeyfe’den, onun Şibl’den, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetinde de aynı anlam nakledilmiştir.

“Yıl” kelimesinin aslı, bir şeyin bir halden başka bir hale geçmesi anlamındadır. Bir kimse bir yerden başka bir yere geçtiğinde de aynı kökten ifade kullanılır.

Birisi bize şöyle derse: “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözünde, “iki yıl” denildikten sonra “tam” kelimesinin zikredilmesinin anlamı nedir? “İki yıl” denilmesi “tam” kelimesine ihtiyaç bırakmaz. Bu sözü işiten kimseye bunun ne anlama geldiği kapalı değildir. Öyleyse “tam” kelimesinin eklenmesinin sebebi nedir?

Ona şöyle denir: Araplar bazen “Filan kişi şu yerde iki yıl, iki gün veya iki ay kaldı” derler; oysa gerçekte bir gün ve diğer günün bir kısmı, bir ay ve diğer ayın bir kısmı yahut bir yıl ve diğer yılın bir kısmı kalmıştır. Bu yüzden “iki tam yıl” denilmiştir ki bunu işiten kimse bununla bir yıl ve diğer yılın bir kısmının değil, tam iki yılın kastedildiğini bilsin. Nitekim Yüce Allah “Allah’ı sayılı günlerde anın. Kim iki günde acele ederse ona günah yoktur; kim geri kalırsa ona da günah yoktur” (Bakara 203) buyurmuştur. Bilinmektedir ki acele eden kimse gerçekte bir gün ve yarısında acele eder. Teşrik günlerinin üçüncü günü de böyledir; onun tamamı alınmış değildir. Fakat Araplar bunu özellikle vakitler hakkında yaparlar. “Onu görmeyeli bugün iki gün oldu” derler; bununla bir gün ve diğer günün bir kısmını kastederler. Bir saatte veya bir anda yaptıkları bir fiili de yıl, zaman ve gün üzerine nispet ederler. “Onu şu yıl ziyaret ettim” veya “Filan, filanı Sıffin zamanında öldürdü” derler. Çünkü bununla günlerin ve yılların sayısını haber vermeyi değil, haber verilen şeyin meydana geldiği vakti bildirmeyi kastederler. Bu sebeple “iki yıl” ve “iki gün” ifadelerini anlattığım şekilde kullanmaları caiz olmuştur. Çünkü sözün anlamı “onu o sırada ve o vakitte yaptım” demektir.

Aynı şekilde “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözünde de emzirme iki yıl içinde gerçekleştiği halde, eğer “tam” kaydı getirilmeden yalnızca “iki yıl” denilseydi, sözün bir yıl ve diğer yılın bir kısmı anlamına gelme ihtimali bulunurdu. Bu karışıklık, “tam” sözüyle giderilmiş ve emzirme sınırının tamamlanma vakti açıklanmıştır. Bunun iki yılın sona ermesiyle tamamlandığı; bir yıl ve diğer yılın bir kısmıyla tamamlanmadığı belirtilmiştir.

Sonra tefsir ehli bu ayetin çocukların emzirilmesinin son haddi hakkında neye delalet ettiği konusunda ihtilaf etmiştir. Bu sınır her çocuk için midir, yoksa bazı çocuklar için olup bazıları için değil midir? Bazıları bunun bazı çocuklar için olup bazıları için olmadığını söylemiştir. Muhammed b. Müsenna’nın Abdülvehhab’dan, onun Davud’dan, onun İkrime’den, onun da İbn Abbas’tan rivayetine göre İbn Abbas, altı aylıkken doğuran kadın hakkında şöyle demiştir: O, iki tam yıl emzirir. Yedi aylık doğurursa, otuz ayın tamamlanması için yirmi üç ay emzirir. Dokuz aylık doğurursa yirmi bir ay emzirir. İbn Müsenna’nın Abdüla‘lâ’dan, onun Davud’dan, onun da İkrime’den rivayetinde de bunun benzeri nakledilmiştir; fakat bunu İbn Abbas’a yükseltmemiştir.

Hasan b. Yahya’nın Abdürrezzak’tan, onun Ma‘mer’den, onun Zühri’den, onun da Ebu Ubeyde’den rivayetine göre şöyle denmiştir: Osman’a altı ayda doğum yapan bir kadın getirildi. Osman, “Bu kadın bana getirildi; onun ancak kötü bir şeyle gelmiş olduğunu düşünüyorum” veya buna benzer bir söz söyledi; çünkü altı ayda doğurmuştu. İbn Abbas ise şöyle dedi: Eğer emzirme tamamlanırsa, gebelik altı ay olur. Sonra “Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır” (Ahkaf 15) ayetini okudu ve “Emzirme tamamlanırsa, gebelik altı ay olur” dedi. Bunun üzerine Osman kadını serbest bıraktı.

Başka kimseler ise bunun, anne-babanın emzirme konusunda ihtilaf ettikleri, birinin bu süreye ulaşmak istediği, diğerinin ise ondan önce kesmek istediği her çocuk için emzirme sınırı olduğunu söylemiştir. Müsenna’nın Abdullah b. Salih’ten, onun Muaviye’den, onun Ali’den, onun da İbn Abbas’tan rivayetine göre İbn Abbas, “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözü hakkında şöyle demiştir: Allah, emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için emzirmeyi iki yıl kılmıştır. Sonra “Eğer ikisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah yoktur” buyurmuştur. Yani iki yıldan önce veya sonra onu sütten kesmek isterlerse.

Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun İbn Cüreyc’den rivayetine göre İbn Cüreyc şöyle demiştir: Ata’ya “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” ayetini sordum. O şöyle dedi: Eğer annesi iki yıldan daha az emzirmek isterse, çocuğu bu süreye ulaştırmak onun üzerinde bir haktır; bundan fazlası ise ancak isterse olur.

İbn Humeyd’in Mehran’dan, ayrıca Ali b. Sehl’in Zeyd b. Ebi Zerka’dan, onların da Süfyan’dan rivayetine göre Süfyan, “Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için iki tam yıl emzirirler” sözü hakkında şöyle demiştir: Tamlık iki yıldır. Baba iki yıldan önce çocuğu sütten kesmek ister, kadın razı olmazsa, bunu yapma hakkı yoktur. Kadın, “Ben onu iki yıldan önce sütten keseceğim” der, baba ise “Hayır” derse, baba razı olmadıkça onu sütten kesemez. İkisi birlikte anlaşmadıkça olmaz. İki yıldan önce anlaşırlarsa onu sütten keserler. Eğer ihtilaf ederlerse iki yıldan önce onu sütten kesemezler. İşte “Eğer ikisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse” sözünün anlamı budur.

Başka kimseler ise Yüce Allah’ın “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözüyle, iki yıldan sonra haramlık doğuran bir emzirme bulunmadığını bildirdiğini söylemiştir. Çünkü emzirme ancak iki yıl içindedir. Müsenna’nın Âdem’den, onun İbn Ebi Zi’b’den, onun Zühri’den rivayetine göre İbn Abbas ve İbn Ömer şöyle demiştir: Yüce Allah “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” buyurmuştur; biz iki yıldan sonra herhangi bir şeyi haram kılan emzirme görmeyiz. İbn Humeyd’in İbnü’l-Mübarek’ten, onun Yunus b. Yezid’den, onun da Zühri’den rivayetine göre İbn Ömer ve İbn Abbas, iki yıldan sonra emzirme yoktur, derlerdi. Ebu Saib’in Hafs’tan, onun Şeybani’den, onun Ebu Duha’dan, onun Ebu Abdurrahman’dan, onun da Abdullah’tan rivayetine göre Abdullah şöyle demiştir: İki yıldan sonra veya iki yıl içinde sütten kesildikten sonra gerçekleşen emzirme, emzirme sayılmaz. İbn Beşşar’ın Yahya b. Said ve Abdurrahman’dan, onların Süfyan’dan, onun A‘meş’ten, onun İbrahim’den, onun da Alkame’den rivayetine göre Alkame iki yıldan sonra emziren bir kadın gördü ve ona, “Onu emzirme” dedi. İbn Beşşar’ın Abdurrahman’dan, onun Süfyan’dan, onun Şeybani’den rivayetine göre Şeybani, Şa‘bi’nin şöyle dediğini işitmiştir: İki yıl içinde ağızdan verilen şey, buruna akıtılan şey veya emzirme haramlık doğurur; iki yıldan sonra olan ise hiçbir şeyi haram kılmaz. İbn Müsenna’nın Muhammed b. Cafer’den, onun Şu‘be’den, onun Muğire’den, onun İbrahim’den rivayetine göre İbrahim, Abdullah’tan şöyle rivayet ederdi: Sütten kesildikten veya iki yıldan sonra emzirme yoktur. Ebu Kureyb’in Hasan b. Atiyye’den, onun İsrail’den, onun Abdüla‘lâ’dan, onun Said b. Cübeyr’den, onun da İbn Abbas’tan rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: Tamamlandıktan sonra emzirme haram kılmaz. Ancak eti bitiren ve kemiği oluşturan emzirme haram kılar. Hasan b. Yahya’nın Abdürrezzak’tan, onun Ma‘mer’den, onun da Amr b. Dinar’dan rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: İki yılın sütten kesilmesinden sonra emzirme yoktur. Hilal b. Ala er-Rakki’nin babasından, onun Ubeydullah’tan, onun Zeyd’den, onun Amr b. Mürre’den, onun da Ebu Duha’dan rivayetine göre Ebu Duha şöyle demiştir: İbn Abbas’ın “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözü hakkında şöyle dediğini işittim: Bu iki yıl dışında emzirme yoktur.

Başka kimseler ise Yüce Allah’ın “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözüyle, doğuran annelerin çocuklarını iki tam yıl emzirmesinin farz olduğuna delalet ettiğini, sonra Yüce Allah’ın “emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için” sözüyle bunu hafiflettiğini söylemiştir. Böylece bu konuda tercih babalara ve annelere bırakılmıştır; tamamlamak isterlerse iki yılı tamamlarlar, bundan önce çocuğu sütten kesmek isterlerse, çocuğun yararını gözeterek bunu yapabilirler.

Bu görüşü söyleyenlerin rivayeti şöyledir: Bişr’in Yezid’den, onun Said’den, onun da Katade’den rivayetine göre Katade, “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözü hakkında şöyle demiştir: Sonra Allah bundan sonra kolaylık ve hafifletme indirdi ve “emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için” buyurdu. Ammar’dan rivayet edildiğine göre İbn Ebi Cafer, babasından, o da Rebi’den nakletmiştir. Rebi, “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözü hakkında şöyle demiştir: Yani boşanmış kadınlar çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Sonra Allah bundan sonra ruhsat ve hafifletme indirdi ve “emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için” buyurdu.

Allah’ın burada zikrettiği annelerin, daha önce anlattığımız gibi, kocalarından kesin olarak ayrılmış kadınlar olduğunu söyleyenlerin rivayeti şöyledir: Musa’nın Amr’dan, onun Esbat’tan, onun da Süddi’den rivayetine göre Süddi, “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözünden “verdiğinizi güzelce teslim ettiğiniz zaman” sözüne kadar olan kısım hakkında şöyle demiştir: “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözü, bir adam karısını boşamış ve ondan bir çocuğu bulunmuşsa, kadının onun çocuğunu, başka bir kadının emzireceği ücretle emzirmesi demektir. Müsenna’nın Süveyd b. Nasr’dan, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Cüveybir’den, onun da Dahhak’tan rivayetine göre Dahhak, “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözü hakkında şöyle demiştir: Adam, kendisi için çocuk emziren karısını boşadığında böyledir. Müsenna’nın İshak’tan, onun Ebu Züheyr’den, onun Cüveybir’den, onun da Dahhak’tan rivayetinde de buna yakın bir anlam nakledilmiştir.

“Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için iki tam yıl emzirirler” sözü hakkında doğruya en uygun görüş, Ali b. Ebi Talha’nın İbn Abbas’tan rivayet ettiği ve Ata ile Süfyan’ın da katıldığı görüştür. Abdullah b. Mesud, İbn Abbas ve İbn Ömer’den rivayet edilen görüş de buna uygundur. Buna göre ayet, çocuğun anne-babası ihtilaf ettiğinde emzirme konusunda ulaşılacak son sınırı gösterir; iki yıldan sonra hiçbir şeyi haram kılan emzirme yoktur; çocuk altı, yedi veya dokuz aylık doğmuş olsun, bu hüküm her çocuk hakkındadır.

Bunun anne-babanın ihtilafı halinde emzirmede ulaşılacak son sınırı gösterdiğini söylememizin sebebi şudur: Yüce Allah bu konuda bir sınır koymuştur. Allah’ın koyduğu sınırın ötesindeki şeyin, hüküm bakımından sınırın altındaki şeyle aynı olması caiz değildir. Eğer böyle olsaydı, sınır koymanın akledilir bir anlamı olmazdı. Durum böyle olunca, iki yıldan az olan süre emzirme vakti olduğuna göre, onun ötesi emzirme vakti değildir; emzirmeyi bırakma vaktidir. Emzirmenin tamamı iki yılın tamamlanması olduğuna göre, tamamlanmış şeylerde fazlalığa anlam yoktur. Bu yüzden emzirmenin iki yıldan fazla olmasının anlamı yoktur. İki yıldan önceki emzirme haramlık doğurduğuna göre, onun ötesindeki emzirme haramlık doğurmaz.

Bunun, doğumu hangi vakitte olursa olsun, altı, yedi veya dokuz aylık olsun, her çocuğu kapsadığını söylememizin sebebi de şudur: Yüce Allah, “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” sözüyle genelleme yapmış, bazı çocukları bazılarından ayırmamıştır. Allah’ın kitabında veya Peygamber’in diliyle bir açıklama olmadan genel ifadeyi özel kılmanın bozuk olduğunu “Ahkâm Usulünü Açıklama Kitabı”mızda yeterince açıklamıştık; burada tekrar etmeye gerek yoktur.

Birisi bize şöyle derse: Allah bunu “Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır” (Ahkaf 15) sözüyle açıklamıştır. Böylece ikisi için de bir sınır koymuştur. Allah’ın koyduğu sınırı aşacak şekilde gebelik ve emzirmenin daha fazla olması caiz değildir. Gebelik süresi dokuz aydan ne kadar eksilirse, o miktar emzirme süresine eklenir. Gebelik süresi ne kadar artarsa, o miktar emzirme süresinden eksilir. İkisinin toplamının Yüce Allah’ın belirlediği otuz ayı aşması caiz değildir.

Ona şöyle denir: Bu söze göre gebelik süresi iki tam yıla ulaşırsa, çocuğun yalnızca altı ay emzirilmesi gerekir; gebelik dört yıla ulaşırsa emzirme tamamen düşer ve çocuk emzirilmez. Çünkü gebelik otuz ayı kaplamış, hatta sınırını aşmıştır. Ya da bu görüşü söyleyen kişi gebelik süresinin dokuz ayı asla aşmayacağını ileri sürer. Bu durumda bütün hüccet ehlinin görüşünden çıkmış ve mevcut, gözle görülen gerçeklere karşı inat etmiş olur. Böyle bir iddiada bulunursa, mevcut ve gözle görülen durumlar onun iddiasının yanlışlığına delil olarak yeter. Bu görüşü söyleyen kişi iki seçenekten hangisine sığınırsa sığınsın, anlayış sahipleri için sözünün bozukluğu açık olur.

Birisi bize şöyle derse: Durum senin anlattığın gibiyse, “Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır” (Ahkaf 15) sözünün anlamı nedir? Az önce Allah’ın koyduğu sınırı aşan şeyin hüküm bakımından sınırın altındaki şeyle aynı olmasının caiz olmadığını söyledin; sonra da gebelik ve sütten kesilmenin otuz ayı aşabileceğini söyledin.

Ona şöyle denir: Yüce Allah, “Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır” sözünü, kullarını aşmamaya yükümlü tuttuğu bir sınır kılmamıştır. Oysa “Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için iki tam yıl emzirirler” sözünü, emzirmesi tam olan çocuğun emzirilmesi için bir sınır kılmış; anne-babası bu konuda ihtilaf ettiğinde ve biri ona zarar vermek istediğinde kulları bu sınıra göre davranmakla yükümlü tutmuştur. Çünkü Yüce Allah’ın kullara yönelik emri, ancak kulların yaparak itaat edebilecekleri veya terk ederek isyan edebilecekleri şeyler hakkında olur. Fakat yapmaya veya terk etmeye imkânları bulunmayan şeyler hakkında emir, yasak ve yükümlülük olmaz. Durum böyle olunca, gebelik kadınların süresini kısaltmaya veya uzatmaya güç yetirebildikleri, diledikleri zaman doğurup diledikleri zaman doğurmayı bırakabildikleri bir şey değildir. Bundan dolayı onun sözüyle…

“Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır” (Ahkaf 15) sözü, Yüce Allah’ın, yaratılmışlarından annesi onu taşıyan, doğuran ve otuz ay içinde sütten kesen kimse hakkında verdiği bir haberdir. Daha önce açıkladığımız sebepten dolayı bu söz, gebelik ve sütten kesilme süresinin otuz ayı aşmaması gerektiğine dair bir emir değildir. Nitekim Rabbimiz kitabında şöyle buyurmuştur: “İnsana anne babasına iyilik etmeyi tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır.” (Ahkaf 15)

Eğer anlayışı kıt bir kimse, Yüce Allah’ın, annesinin onu taşıdığı, doğurduğu ve otuz ayda sütten kestiği bir kimseyi nitelemesinden dolayı bütün kullarının, güç çağına ulaşıp kırk yaşına vardıklarında, bu ayette nitelenen kimse gibi “Rabbim, bana ve anne babama verdiğin nimetine şükretmemi ve razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et” (Ahkaf 15) demelerinin zorunlu olduğunu zannederse, bunun yanlışlığı açıktır. Çünkü biz kırk yaşını tamamlayıp olgunluk çağına ulaştığı halde Allah’a küfrü ve Rabbinin nimetlerini inkârı iyice yerleşen; anne babasına karşı öldürme, sövme ve türlü eziyetlerde bulunmaya cesaret eden kimseler görmekteyiz. Bu da Allah’ın bu ayetle bütün kullarının niteliğini kastetmediğini, aksine onların bir kısmını nitelediğini gösterir. Bunu hiç kimse inkâr etmez. Çünkü insanlar arasında dokuz aylık doğanlar, dört yıllık veya iki yıllık doğanlardan daha çoktur; aynı şekilde dokuz aylık doğanlar, altı ve yedi aylık doğanlardan da daha çoktur.

Kıraat âlimleri bu ifadenin okunuşunda ihtilaf etmiştir. Medine, Irak ve Şam halkının genel kıraat âlimleri, “emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için” ifadesini, “tamamlamak” fiilini erkek kipinde ve “emzirmeyi” kelimesini nasb ile okumuştur. Anlamı şudur: Anne ve babalardan çocuğunun emzirilmesini tamamlamak isteyen kimse için. Hicaz halkından bazıları ise bunu “emzirmenin tamamlanmasını isteyen kimse için” anlamında, “tamamlanmak” fiilini dişil kipte ve “emzirme” kelimesini merfu olarak okumuştur. Bize göre doğru kıraat, “tamamlamak” fiilinin erkek kipinde ve “emzirmeyi” kelimesinin nasb ile okunmasıdır. Çünkü Yüce Allah “Anneler çocuklarını emzirirler” buyurmuştur; o halde anne ve çocuk kendisine nispet edilen baba emzirmeyi tamamlamak isterlerse, onu tamamlayanlar da onlardır. Ayrıca hücceti sabit kılan yaygın nakille gelen kıraat de budur, diğer kıraat değildir.

Emzirme kelimesindeki ilk harfin kesreli okunmasının Araplardan işitildiği de nakledilmiştir. Eğer bu sahih ise, bu kelime vekâlet ve delalet kelimelerinin iki farklı kullanımı gibi olur. Bir şeyde maharet sahibi olmak anlamındaki kullanım da buna benzer. Buna göre kelimenin iki şekilde kullanılması mümkün olur. Fakat kıraat bakımından tercih edilen okunuşun dışındaki kullanım güzel değildir.

“Çocuk kendisine ait olan babaya, annelerin yiyeceği ve giyeceği örfe uygun şekilde gerekir” sözünün tefsiri şudur: Yüce Allah “çocuk kendisine ait olan babaya” sözüyle, çocukların babaları üzerine emziren kadınların rızkı, yani çocukların annelerinin geçimi gerekir, demektedir. Rızıktan maksat, onları ayakta tutacak yiyecek ve ihtiyaç duydukları gıda ve yemektir. Giyecekten maksat da elbisedir. “Örfe uygun şekilde” sözü ise, onun gibisine, onun gibi birinin üzerinde gerekli olan miktar demektir. Çünkü Yüce Allah yaratılmışlarının hallerinin zenginlik ve fakirlik bakımından farklı olduğunu; içlerinde geniş imkân sahibi olan, dar imkânlı olan ve bu ikisi arasında bulunanlar olduğunu bilmektedir. Bu sebeple her birine, eşi ve çocuğu gibi nafakası kendisine gerekli olan kimselere kendi imkânına göre harcamasını emretmiştir. Nitekim Yüce Allah “Geniş imkân sahibi olan genişliğinden harcasın; rızkı daraltılmış olan da Allah’ın kendisine verdiğinden harcasın. Allah hiçbir nefse ancak kendisine verdiği kadarını yükler” (Talak 7) buyurmuştur.

Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Cüveybir’den, onun da Dahhak’tan rivayetine göre Dahhak, “Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için iki tam yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya, annelerin yiyeceği ve giyeceği örfe uygun şekilde gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Bir adam, kendisinden çocuğu bulunan ve çocuğunu emziren karısını boşadığında, ikisi çocuğun iki tam yıl emzirilmesi üzerinde anlaşırsa, emziren kadının rızkı ve giyeceği babaya düşer. Bu da imkân ölçüsünde, örfe uygun şekilde olur. Hiçbir nefse ancak gücü kadar yük yüklenir.

Ali b. Sehl er-Remli’nin Zeyd’den ve İbn Humeyd’in Mehran’dan, ikisinin de Süfyan’dan rivayetine göre Süfyan, “Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için iki tam yıl emzirirler” sözü hakkında şöyle demiştir: Tamamlanma iki yıldır. “Çocuk kendisine ait olan babaya” sözü ise babaya, annenin yiyeceği ve giyeceği örfe uygun şekilde gerekir, demektir. Ammar’dan rivayet edildiğine göre İbn Ebi Cafer, babasından, o da Rebi’den rivayet etmiştir. Rebi, “Çocuk kendisine ait olan babaya, annelerin yiyeceği ve giyeceği örfe uygun şekilde gerekir” sözü hakkında “babaya gerekir” demiştir.

“Hiçbir nefse gücünden başkası yüklenmez” sözünün tefsiri şudur: Yüce Allah bununla, hiçbir nefse, istediğinde bulması kendisine dar gelmeyen ve imkânsız olmayan şeyden başkası yüklenmez, demektedir. Yüce Allah bununla özellikle, çocuklarını emziren ve kendilerinden ayrılmış olan kadınların nafakası konusunda erkeklere ancak güç yetirebildikleri ve yol bulabildikleri şeyin gerekli kılınacağını kastetmiştir. Nitekim Yüce Allah “Geniş imkân sahibi olan genişliğinden harcasın; rızkı daraltılmış olan da Allah’ın kendisine verdiğinden harcasın” (Talak 7) buyurmuştur.

İbn Humeyd’in Mehran’dan, ayrıca Ali’nin Zeyd’den, ikisinin de Süfyan’dan rivayetine göre Süfyan, “Hiçbir nefse gücünden başkası yüklenmez” sözü hakkında “ancak güç yetirdiği şey yüklenir” demiştir.

Genişlik kelimesi, “Bu iş bana geniş geldi, bana yeterli oldu” anlamındaki kullanımdan gelir. “Sana verdiğim bu şey benim gücümdür” denildiğinde, “sana vermem bana dar gelmeyen şeydir” anlamı kastedilir. “Sana çabamdan verdim” denildiğinde ise, vermesi kişiyi zorlayan ve ona dar gelen şeyi verdiği anlaşılır. Buna göre “Hiçbir nefse ancak gücü yüklenir” sözünün anlamı, anlattığım gibi, ona ancak vermekle yükümlü kılındığı şeyi vermesi kendisine geniş gelen, onu darlığa ve zorluğa sokmayan şeyin yüklenmesidir. Bu sözün anlamı, kader ehlinin cahillerinin zannettiği gibi, nefse ancak kendisine itaatler için verilmiş güç kadarının yüklenmesi değildir. Eğer onların iddia ettiği gibi olsaydı, Yüce Allah’ın “Bak, senin için nasıl misaller verdiler de saptılar; artık bir yol bulmaya güç yetiremezler” (İsra 48) sözü, onların yükümlü kılındıkları şeye yol bulmaya güç yetiremediklerine delalet ettiği için, aynı anda hem o konuda kendilerine güç verilmiş hem de o güçten mahrum bırakılmış olmalarını gerektirirdi. Bunu söyleyen kimse bunu söylerse, kendi sözünde imkânsızlık ve batıl olduğu açık bir iddia ortaya koymuş olur. Bu görüşün bozukluğu açık olunca, Yüce Allah’ın nefislere güçleri ölçüsünde yüklediğini haber verdiği şeyin, onlara yol bulmaya güç yetiremediklerini haber verdiği şeyden başka olduğu anlaşılır.

“Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın; çocuk kendisine ait olan baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözünün tefsiri şudur: Kıraat âlimleri bu sözün okunuşunda ihtilaf etmiştir. Hicaz, Kufe ve Şam kıraat âlimlerinin geneli bunu son harfi üstünlü okuyarak, yasaklama anlamıyla okumuştur. Bu şekilde okunduğunda kelimenin yeri cezimdir; fakat şedde terk edildiği için en hafif hareke olan üstünle harekelenmiştir. Esreyle harekelenmesi de, fiilin son harfinin hareketinin orta harfin hareketine uydurulması bakımından caiz olurdu; yahut cezim harekelendiğinde esreyle harekelenir denilirdi. Hicaz halkından ve Basra halkından bazıları ise bunu merfu okuyarak okumuştur. Böyle okuyan kimsenin kıraati yasaklama anlamını taşımaz; haber olur ve “Hiçbir nefse ancak gücü yüklenir” sözüne bağlanır.

Basralı bazı nahivciler, merfu okuyan kimsenin anlamının hüküm bakımından “Bir anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmamalıdır” olduğunu söylemiştir. Yani “Zarara uğratılması uygun değildir” demektir. Ona göre “uygun değildir” sözü hazfedilmiş, “zarara uğratılır” fiili onun yerine geçmiştir. Buna şairin şu anlamdaki sözünü delil getirmiştir: “Hüküm verdiği zaman kendisine başvurulan hakimin, zulmetmemesi ve doğru davranması gerekir.” Bu nahivci, “doğru davranır” fiilinin “gerekir” anlamı sebebiyle merfu olduğunu zannetmiştir. Fakat Araplardan işitilerek nakledilen kullanım onun söylediği gibi değildir. Çünkü onlardan, “Peki ne yapacaksın?” demek istediklerinde, “Ne yapmak istiyorsun?” anlamındaki ifadeyi “-mek” anlamı niyetiyle nasb ettikleri işitilmiştir. Eğer bu niyet yoksa ve “-mek” anlamı kastedilmiyorsa, “Ne istiyorsun?” diyerek fiili merfu kullanırlar. Çünkü öncesinde onu nasb ettirecek bir unsur yoktur. Eğer “zarara uğratılır” sözü merfu okunduğunda “zarara uğratılması uygun değildir” anlamında olsaydı ve “uygun değildir” ile “-mesi” ifadeleri hazfedilip fiil onların yerine geçmiş olsaydı, bu anlamda okunduğunda merfu değil, nasb okunması gerekirdi ki hazfedilen anlam nasb ile bilinsin. Fakat anlam bizim söylediğimiz gibidir: “Hiçbir nefse ancak gücü yüklenmez” sözüne bağlanır. Yani bir nefse gücü dışında yük yüklenmez; bir anne de çocuğu sebebiyle zarara uğratılmaz. Bunun anlamı, bunun Allah’ın dininde, hükmünde ve Müslümanların ahlakında bulunmadığıdır.

Bu konuda iki kıraatten doğruya daha uygun olanı, nasb okuyan kıraattir. Çünkü Yüce Allah’ın, çocuğun anne-babasından her birini, çocuk sebebiyle diğerine zarar vermekten nehyetmiş olması, Müslümanların icmasıyla ikisine de bunu haram kılar. Eğer bu haber olsaydı da yine ikisinin birbirine zarar vermesi haram olurdu. Bu konuda söylediğimiz gibi, tefsir ehli de bunu yasaklama anlamında yorumlamıştır.

Muhammed b. Amr’ın Ebu Âsım’dan, onun İsa’dan, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü hakkında şöyle demiştir: Anne, babasına zorluk çıkarmak için çocuğu emzirmekten kaçınmasın. “Baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü ise, babanın, annesini üzmek için onu emzirmekten alıkoymaması demektir. Müsenna’nın Ebu Huzeyfe’den, onun Şibl’den, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetinde de bunun benzeri nakledilmiştir.

Bişr b. Muaz’ın İbn Zürey‘den, onun Said’den, onun da Katade’den rivayetine göre Katade, “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın; çocuk kendisine ait olan baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü hakkında şöyle demiştir: Allah zararı yasaklamış ve bu konuda hüküm koymuştur. Allah babanın, başka bir emzirene verilecek ücrete anne de razı olduğu halde çocuğu annesinden çekip alarak ona zarar vermesini yasaklamıştır. Anne de zarar vermek için çocuğu babasına atıp bırakmaktan nehyedilmiştir.

Hasan b. Yahya’nın Abdürrezzak’tan, onun Ma‘mer’den, onun da Katade’den rivayetine göre Katade, “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü hakkında şöyle demiştir: Zarar vermek için çocuğu babasına atıp bırakmasın. “Çocuk kendisine ait olan baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü ise, çocuk sebebiyle onu ondan çekip alarak ona zarar vermesin demektir. Başka kadının razı olduğu emzirme ücretine anne de razı olursa, çocuk konusunda o daha hak sahibidir.

Ammar’dan rivayet edildiğine göre İbn Ebi Cafer, babasından, o da Yunus’tan, o da Hasan’dan rivayet etmiştir. Hasan, “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü hakkında şöyle demiştir: Bu, onu boşadığı zaman geçerlidir. Baba, başka bir kadının razı olduğu ücrete anne de razı olursa, çocuğu ondan çekip alarak ona zarar veremez. Anne de, erkek yoksul bir kimseyse ona gücünün yetmeyeceği şeyi yükleyerek ve çocuğunu ona atıp bırakarak ona zarar veremez.

Müsenna’nın İshak’tan, onun Ebu Züheyr’den, onun Cüveybir’den, onun da Dahhak’tan rivayetine göre Dahhak şöyle demiştir: “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” demek, anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın, baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın demektir. Yani baba hayattaysa anne çocuğu babasına atıp bırakarak, baba ölmüşse onun asabesine atarak zarar vermesin. Baba da kadın çocuğunu emzirmek istediğinde ona zarar verip çocuğu ondan çekip almasın.

Musa’nın Amr’dan, onun Esbat’tan, onun da Süddi’den rivayetine göre Süddi şöyle demiştir: “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü, erkeğin kendi çocuğunu karısından alıp, annenin kabul edeceği ücretin aynısıyla başka bir kadına vermemesi demektir. Anne de çocuğu sebebiyle zarar vermesin; yani çocuk doğar doğmaz onu babasına atıp “Bir saat bile ona bakmam” demesin. Fakat bir emziren bulununcaya kadar onu emzirmek annenin üzerindeki haktır.

Müsenna’nın Abdullah b. Salih’ten, onun Leys’ten, onun Ukayl’den rivayetine göre İbn Şihab’a Yüce Allah’ın “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler…” sözünden “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın; çocuk kendisine ait olan baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözüne kadar olan kısmı soruldu. İbn Şihab şöyle dedi: Anneler, başkasına verilecek ücret kadarını kabul ettikleri sürece çocuklarını emzirmeye daha hak sahibidirler. Anne, başkasına verilen ücret kendisine de verildiği halde zarar vermek için emzirmeyi reddederek çocuğu sebebiyle zarar veremez. Çocuk kendisine ait olan baba da, anne başkasına verilen ücreti kabul ettiği halde zarar vermek için çocuğunu annesinden çekip alamaz.

İbn Humeyd’in Mehran’dan, ayrıca Ali’nin Zeyd’den, ikisinin de Süfyan’dan rivayetine göre Süfyan, “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü hakkında şöyle demiştir: Ayrıldığı zaman çocuğunu babaya atıp bununla ona zarar vermesin. “Çocuk kendisine ait olan baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü ise, baba çocuğunu ondan çekip alarak ona zarar vermesin demektir.

Yunus’un İbn Vehb’den rivayetine göre İbn Zeyd, “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın; çocuk kendisine ait olan baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü hakkında şöyle demiştir: Anne onu emzirmeyi sevdiği halde baba çocuğu ondan çekip alarak ona zarar vermesin. Anne de baba onu emzirecek birini bulamıyor ve emzirtmeye verecek imkân bulamıyorken çocuğu onun üzerine atmasın.

Amr b. Ali el-Bahili’nin Ebu Âsım’dan, onun İbn Cüreyc’den, onun da Ata’dan rivayetine göre Ata, “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü hakkında şöyle demiştir: Emzirme onun işi olduğu halde, babasına zarar vermek için çocuğu bırakmasın. Çocuğu yanında bulunan baba da zarar vermek için onu annesinden alıkoymasın.

Bazıları ise burada erkeğin zarar vermekten nehyedildiği annenin, çocuğun sütannesi olduğunu söylemiştir. Müsenna’nın Müslim b. İbrahim’den, onun Harun en-Nahvi’den, onun Zübeyr b. Haris’ten, onun da İkrime’den rivayetine göre İkrime, “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” sözü hakkında şöyle demiştir: Bu, sütannedir.

Buna göre sözün anlamı şudur: Çocuğun babası, ondan olan çocuğu sebebiyle çocuğun annesine zarar vermesin; çocuğun annesi de ondan olan çocuğu sebebiyle çocuğun babasına zarar vermesin. Sonra “zarara uğratmasın” fiilinde fail zikredilmemiş, “Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın; çocuk kendisine ait olan baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın” denilmiştir. Bu, faili belirtilmeden belli bir adamın ikram edilmesi yasaklanırken, “Amr’a ikram edilmesin ve kardeşinin yanına oturulmasın” denilmesine benzer. Sonra şedde terk edilmiş ve kelime bu şekilde okunmuştur; şedde açıkça gösterilseydi cezimli olması gereken ikinci harf, birinci harfin hareketiyle harekelenmiştir.

Bazı Arap dili bilginleri, bu yerde kelimenin fetha ile harekelenmesinin sadece hareketlerden biri olması sebebiyle olduğunu zannetmiştir. Bu sözün bir anlamı yoktur. Çünkü bu ancak sözün anlamı “Bir anne çocuğu sebebiyle zarar vermesin” olsaydı ve zarar vermekten nehyedilen anne olsaydı mümkün olurdu. Üstelik sözün anlamı böyle olsaydı, bu kelimede esre okumak fethadan daha fasih olurdu ve kıraat bakımından esreyle okumak fetha ile okumaktan daha doğru olurdu. Nitekim bazı kullanımlarda fethalı okuyuşa karşı esreli okuyuş daha fasih sayılır. Kıraat âlimlerinin bunu fetha ile okuyup esreyle okumamakta birleşmeleri, aktardığım Arap dili bilgininin bu konuda yanıldığını açıkça gösterir.

Eğer o kişi bunu, anlamın “anne zarar vermesin” olduğunu ve annenin kendi fiiliyle merfu bulunduğunu, ilk harfinin esreli olması gerektiğini zannederek söylediyse, sözün tevilini gözden kaçırmış ve görüşlerini aktardığımız bütün tefsir ehline muhalefet etmiş olur. Çünkü Yüce Allah, çocuğun anne-babasından her birine, çocuk sebebiyle diğerine zarar vermeyi yasaklamıştır; yoksa her birini çocuğa zarar vermekten nehyetmemiştir. Çocuk henüz emzikli olduğu bir halde hiç kimseye zarar vermesi caiz değilken, Allah’ın onları çocuğa zarar vermekten nehyetmesi nasıl mümkün olur? Eğer anlam bu olsaydı, indirilen söz “Anne çocuğuna zarar vermesin” şeklinde olurdu.

Arap dili bilginlerinden başkaları ise bu kelimede esre okumanın caiz olduğunu ileri sürmüştür. Bana göre bu yerde esreyle okumak caiz değildir. Çünkü esreyle okunduğunda anlam, faili belirtilmemiş “zarara uğratılmasın” anlamından, faili belirtilmiş “zarar vermesin” anlamına dönüşür.

Çocuk kendisine ait olan babanın, çocuğun annesinden ayrıldıktan sonra çocuğu annesinden almak istemesi halinde, anne çocuğa bakıyor, onun bakımını üstleniyor ve başka bir kadının bakacağı, üstleneceği ve emzireceği ücret karşılığında onu emziriyorsa, Müslümanların imamının babayı, çocuk bu konuda annesine muhtaç olduğu sürece, başka kadına verilecek ücret kadar ücretle çocuğu annesine teslim etmeye mecbur etmesi gerekir. Aynı şekilde çocuk annesinden başka bir kadının memesini kabul etmiyorsa veya çocuk kendisine ait olan baba, çocuk annesinden başka bir kadının memesini kabul etse bile onu emzirecek birini bulamıyorsa yahut fakir olup bir emziren kiralayacak imkân bulamıyor ve çocuğunu ücretsiz emzirecek kimse de bulamıyorsa, Müslümanların imamının, babasından ayrılmış olan anneyi çocuğu emzirmeye ve bakımını üstlenmeye mecbur etmesi gerekir. Çünkü Yüce Allah, anne ve babadan her birinin çocuk sebebiyle diğerine zarar vermesini haram kılmıştır. Çocuğa zarar vermenin haram olması ise buna daha layıktır; ayrıca çocuğa zarar vermede diğer ebeveyne de zarar verme vardır.

“Vârise de bunun benzeri gerekir” sözünün tefsiri şudur: Tefsir ehli, Yüce Allah’ın “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözüyle kastettiği vârisin kim olduğu, hangi vâris olduğu ve kimin vârisi olduğu konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun çocuğun vârisi olduğunu söylemiştir. Onlara göre ayetin anlamı şudur: Çocuğun babası ölmüşse, babasının sağlığında üzerine gerekli olan şey, çocuğun vârisinin üzerine gerekir.

Bişr b. Muaz’ın Yezid’den, onun Said’den, onun da Katade’den rivayetine göre Katade, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında, “Çocuğun vârisine gerekir” demiştir. Musa’nın Amr’dan, onun Esbat’tan, onun da Süddi’den rivayetine göre Süddi de, “Çocuğun vârisine gerekir” demiştir. Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Ma‘mer’den, onun da Katade’den rivayetine göre Katade, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında, “Çocuğun vârisine, babasının üzerine gerekli olanın benzeri gerekir” demiştir.

Bu görüşü söyleyenler, çocuğun hangi vârisinin Allah’ın zikrettiği bu hükümle yükümlü kılındığı konusunda da ihtilaf etmiştir. Bazıları, bunun çocuğun baba tarafından vârisleri olan asabesi olduğunu söylemiştir; kardeş, amca, amcaoğlu veya erkek kardeşin oğlu olsun, kim olursa olsun. Hasan b. Yahya’nın Abdürrezzak’tan, onun İbn Cüreyc’den rivayetine göre Amr b. Şuayb, Said b. Müseyyeb’in kendisine şöyle haber verdiğini nakletmiştir: Ömer b. Hattab, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında, kelâle olarak doğan bir bebek konusunda amcaoğullarını, akilede olduğu gibi onun nafakasıyla yükümlü tutmuştur.

Bişr b. Muaz’ın Yezid’den, onun Said’den, onun da Katade’den rivayetine göre Hasan, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında, “Asabeye gerekir” derdi. Amr b. Ali’nin Abdullah b. İdris ve Ebu Âsım’dan, onların İbn Cüreyc’den, onun Amr b. Şuayb’dan, onun da Said b. Müseyyeb’den rivayetine göre Ömer, kelâle olarak doğan bir çocuğun emzirilmesi için amcaoğlunu sorumlu tutmuştur.

Yakub b. İbrahim’in İbn Uleyye’den, onun Yunus’tan rivayetine göre Hasan şöyle derdi: Bir adam ölür ve karısı hamile kalırsa, kadının nafakası kendi payından, çocuğunun nafakası ise varsa çocuğun malından olur. Çocuğun malı yoksa nafakası asabesinin üzerinedir. Hasan, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözünü erkekler hakkında yorumlardı. Amr b. Ali’nin Abdurrahman b. Mehdi’den, onun Hüşeym’den, onun Yunus’tan, onun da Hasan’dan rivayetine göre Hasan, “Bu, kadınlara değil erkek asabeye gerekir” demiştir.

Ebu Kureyb ve Amr b. Ali’nin İbn İdris’ten, onun Hişam’dan rivayetine göre İbn Sirin, yanında yetimin velisi ve yetimin nafakası hakkında konuşan bir kimse olduğu halde Abdullah b. Utbe’ye geldi. Abdullah b. Utbe, yetimin velisine şöyle dedi: Eğer yetimin malı olmasaydı, onun nafakasını senin üzerine hükmederdim; çünkü Yüce Allah “Vârise de bunun benzeri gerekir” buyurmaktadır. Yakub b. İbrahim’in İbn Uleyye’den, onun Eyyub’dan, onun da Muhammed b. Sirin’den rivayetine göre Muhammed b. Sirin şöyle demiştir: Bir çocuğun emzirilmesi meselesi Abdullah b. Utbe’ye getirildi. O, çocuğun emzirme ücretini çocuğun malından kıldı ve velisine şöyle dedi: Eğer onun malı olmasaydı, emzirme ücretini senin malından kılardık. Allah’ın “Vârise de bunun benzeri gerekir” buyurduğunu görmüyor musun?

İbn Humeyd’in Cerir’den, onun Muğire’den, onun da İbrahim’den rivayetine göre İbrahim, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Çocuğun malı yoksa, babanın üzerine gerekli olan şey vârisin üzerinedir. Eğer çocuğun onu miras alacak bir amcaoğlu veya asabesi varsa, nafaka onun üzerinedir.

Muhammed b. Amr’ın Ebu Âsım’dan, onun İsa’dan, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında “Veli kim olursa olsun” demiştir. Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Ebu Bişr Verka’dan, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetinde de aynı söz gelmiştir. Müsenna’nın Ebu Huzeyfe’den, onun Şibl’den, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayeti de böyledir.

Abdullah b. Muhammed el-Hanefi’nin Abdullah b. Osman’dan, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Yakub b. Kasım’dan rivayetine göre Ata ve Katade’ye hiçbir şeyi olmayan bir yetim hakkında, “Velileri onun nafakasına zorlanır mı?” diye soruldu. İkisi de, “Evet, ergenliğe ulaşıncaya kadar ona nafaka verirler” dediler. Ya‘lâ b. Ubeyd’den, onun Cüveybir’den, onun da Dahhak’tan rivayetine göre Dahhak şöyle demiştir: Çocuğun babası ölür ve çocuğun malı varsa emzirme ücreti malından alınır. Malı yoksa asabeden alınır. Asabenin malı yoksa annesi buna mecbur edilir.

Başka bazıları ise bunun, erkek veya kadın olsun, çocuğun vârisi olan herkese gerektiğini söylemiştir. Bişr b. Muaz’ın Yezid’den, onun Said’den, onun da Katade’den rivayetine göre Katade şöyle derdi: “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü, çocukta mal yoksa emzirme ücretinden babanın üzerine düşen şeyin, çocuğun vârisleri üzerine de erkekler ve kadınlar için mirastaki payları oranında gerekli olduğu anlamındadır. Hasan b. Yahya’nın Abdürrezzak’tan, onun Ma‘mer’den, onun da Zühri’den rivayetine göre Ömer b. Hattab, çocuğun üç vârisini de onun emzirme ücretiyle yükümlü tutmuştur. Hasan b. Yahya’nın Abdürrezzak’tan, onun Ma‘mer’den, onun Eyyub’dan, onun da İbn Sirin’den rivayetine göre Abdullah b. Utbe bir çocuğun nafakasını onun malından kılmış ve vârisine şöyle demiştir: Eğer onun malı olmasaydı, seni onun nafakasıyla yükümlü tutardık. Allah’ın “Vârise de bunun benzeri gerekir” buyurduğunu görmüyor musun?

Başka bazıları ise bunun, çocuğun vârislerinden rahim bağı bulunan ve aynı zamanda mahrem olan kimseler olduğunu söylemiştir. Amcaoğlu, mevlâ ve bunlara benzeyen, rahim bağı bulunduğu halde mahrem olmayan kimseler ise Yüce Allah’ın “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözüyle kastettiği kimselerden değildir. Bu görüşü söyleyenler Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve Muhammed’dir.

Başka bir grup ise Yüce Allah’ın “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözüyle kastettiği kişinin, çocuğun kendisi olduğunu söylemiştir. Muhammed b. Abdullah b. Abdülhakem el-Mısri’nin Ebu Zür‘a ve Abdullah b. Raşid’den, onların Hıyve b. Şüreyh’ten, onun Cafer b. Rebia’dan rivayetine göre Abdülaziz zamanında İbn Huceyre’den önce kadılık yapan Bişr b. Nasr el-Müzeni şöyle derdi: “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözünde vâris, çocuğun kendisidir. İbn Humeyd’in Abdullah b. Yezid el-Mukri’den, onun Hıyve’den, onun Cafer b. Rebia’dan, onun da Kabisa b. Züeyb’den rivayetine göre Kabisa, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında “O çocuğun kendisidir” demiştir. Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Hıyve b. Şüreyh’ten, onun Cafer b. Rebia’dan rivayetine göre Kabisa b. Züeyb, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında “Vâris çocuğun kendisidir” derdi. Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Cüveybir’den, onun da Dahhak’tan rivayetine göre Dahhak, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Vâristen maksat, emzirilen çocuktur.

Ebu Cafer dedi ki: Bunların yorumuna göre bunun anlamı şudur: Çocuk kendisine ait olan babanın üzerine gerekli olan şeyin benzeri, vâris olan çocuğun kendisi üzerine gerekir.

Başka bazıları ise vârisin, anne-babadan biri öldükten sonra kalan taraf olduğunu söylemiştir. Abdullah b. Muhammed el-Hanefi’nin Abdullah b. Osman’dan, onun İbnü’l-Mübarek’ten rivayetine göre İbnü’l-Mübarek şöyle demiştir: Süfyan’ı, amcası ve annesi bulunan, annesi de onu emziren çocuk hakkında şöyle derken işittim: Onun emzirme ücreti ikisi arasında olur. Annenin miras payı kadar miktar amcadan düşürülür. Çünkü anne, çocuğuna nafaka vermeye mecbur edilir.

“Bunun benzeri” sözünün tefsirine gelince, tefsir ehli “bunun benzeri” ifadesinin yorumunda ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun anlamının, çocuğun anne-babası öldükten sonra vârise, çocuğun malı yoksa babasının üzerine gerekli olan emzirme ücreti ve nafakanın benzerinin gerekli olması olduğunu söylemiştir.

Yakub b. İbrahim’in Hüşeym’den, onun Muğire’den, onun da İbrahim’den rivayetine göre İbrahim, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Çocuğun emzirilmesi vârisin üzerinedir. Amr b. Ali ve Muhammed b. Beşşar’ın Abdurrahman’dan, onun Ebu Avane’den, onun Mansur’dan, onun da İbrahim’den rivayetine göre İbrahim, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında “emzirme ücreti” demiştir. Amr b. Ali’nin Abdurrahman’dan, onun Süfyan’dan, onun Muğire’den, onun da İbrahim’den rivayetine göre İbrahim, “Bu emzirmedir” demiştir. Amr b. Ali’nin Abdurrahman’dan, onun Ebu Avane’den, onun Muğire’den, onun da İbrahim’den rivayetine göre İbrahim, “Bu emzirme ücretidir” demiştir. İbn Beşşar’ın Abdurrahman’dan, onun Hammad b. Seleme’den, onun Eyyub’dan, onun Muhammed b. Sirin’den, onun da Abdullah b. Utbe’den rivayetine göre Abdullah b. Utbe, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında “emzirme” demiştir. Amr b. Ali’nin Abdurrahman’dan, onun Hammad b. Seleme’den, onun Eyyub’dan, onun Muhammed’den, onun da Abdullah b. Utbe’den rivayetine göre Abdullah b. Utbe, bu söz hakkında “örfe uygun nafaka” demiştir.

İbn Humeyd’in Cerir’den, onun Muğire’den, onun da İbrahim’den rivayetine göre İbrahim, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Çocuğun malı yoksa, emzirme konusunda babanın üzerine gerekli olan şey vârisin üzerinedir. Süfyan’ın babasından, onun Süfyan’dan, onun Muğire’den, onun da İbrahim’den rivayetine göre İbrahim, “emzirme ve nafaka” demiştir. Ahmed b. Hazim’in Ebu Nuaym’dan, onun Süfyan’dan, onun da İbrahim’den rivayetine göre İbrahim, “emzirme” demiştir.

İbn Beşşar’ın Abdurrahman’dan, onun Ebu Avane’den, onun Ata b. Saib’den, onun da Şa‘bi’den rivayetine göre Şa‘bi, “emzirme” demiştir. Amr b. Ali’nin Abdurrahman b. Mehdi’den, onun Ebu Avane’den, onun Mutarrif’ten, onun da Şa‘bi’den rivayetine göre Şa‘bi, “Bu emzirme ücretidir” demiştir. Amr’ın Abdurrahman’dan, onun Ebu Avane’den, onun Muğire’den, onun da İbrahim’den rivayetine göre İbrahim ve Şa‘bi de bunun benzerini söylemiştir.

Ebu Kureyb ve Amr b. Ali’nin Abdullah b. İdris’ten rivayetine göre İbn İdris şöyle demiştir: Hişam’ı Hasan’dan rivayet ederken işittim; Hasan, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında “emzirme” demiştir. Ebu Saib’in İbn İdris’ten, onun Hişam ve Eş‘as’tan, onların da Hasan’dan rivayetinde de aynı söz gelmiştir. Ammar’dan rivayet edildiğine göre İbn Ebi Cafer, babasından, o da Yunus’tan, o da Hasan’dan rivayet etmiştir. Hasan, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Çocuğun malı yoksa nafaka vârisin üzerinedir.

İbn Beşşar’ın Abdurrahman’dan, onun Hammad b. Seleme’den, onun Kays b. Sa‘d’dan, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid de bunun benzerini söylemiştir. Amr b. Ali’nin Abdurrahman’dan, onun Hammad b. Seleme’den, onun Kays b. Sa‘d’dan, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında “örfe uygun nafaka” demiştir. Müsenna’nın Ebu Huzeyfe’den, onun Şibl’den, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Çocuğun malı yoksa, onun bakım ve emzirme sorumluluğu veli üzerinedir. Kasım’ın Hüseyin’den, onun Haccac’dan, onun İbn Cüreyc’den, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid şöyle demiştir: “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü, kim olursa olsun vârise, anlatılan emzirme sorumluluğunun benzerinin gerektiği anlamındadır. İbn Cüreyc şöyle demiştir: Abdullah b. Kesir de bana Mücahid’den bunun emzirme hakkında benzerini haber verdi. Mücahid, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Çocuğun malı yoksa, onun bakımı ve emzirilmesi vâris üzerinedir; ayrıca annesine zarar vermemesi gerekir.

Kasım’ın Hüseyin’den, onun Haccac’dan, onun İbn Cüreyc’den, onun Ata el-Horasani’den, onun da İbn Abbas’tan rivayetine göre İbn Abbas, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Babası ona mal bırakmamışsa, sütten kesilinceye kadar nafakası vâris üzerinedir. Bişr’in Yezid’den, onun Said’den, onun da Katade’den rivayetine göre Katade, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Çocuğun malı yoksa, emzirme ücretinden baba üzerine düşen şey çocuğun vârisi üzerine düşer. Abdullah b. Muhammed el-Hanefi’nin Abdullah b. Osman’dan, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Ma‘mer’den, onun da Katade’den rivayetine göre Katade şöyle demiştir: Çocuğun babası ölmüş ve çocuğun malı yoksa, vârise babasının üzerine düşenin benzeri gerekir; emzirme ücreti vâris üzerinedir. İbn Humeyd’in Cerir’den, onun Mansur’dan, onun da İbrahim’den rivayetine göre İbrahim şöyle demiştir: Çocuk ölmez, babası ölür ve çocuğun malı olmazsa, çocuğun emzirme ücreti vâris üzerinedir.

Başka bazıları ise bunun tevilinin, “Vârise de zarar vermemek gerekir” anlamında olduğunu söylemiştir. Amr b. Ali ve Muhammed b. Beşşar’ın Abdurrahman b. Mehdi’den, onun Hammad b. Zeyd’den, onun Ali b. Hakem’den, onun da Dahhak b. Müzahim’den rivayetine göre Dahhak, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında “Zarar vermemesi gerekir” demiştir. İbn Humeyd’in Cerir’den, onun Âsım el-Ahvel’den, onun da Şa‘bi’den rivayetine göre Şa‘bi bu söz hakkında şöyle demiştir: Zarar vermesin; onun üzerine bir ödeme yoktur. İbn Veki‘in babasından, onun Süfyan’dan, onun Cabir’den, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında “Zarar vermemesi gerekir” demiştir.

Müsenna’nın Abdullah b. Salih’ten, onun Leys’ten, onun Ukayl’den, onun da İbn Şihab’dan rivayetine göre İbn Şihab şöyle demiştir: “Anneler çocuklarını iki yıl emzirirler” sözü hakkında anneler, başka kadına verilecek ücreti kabul ettikleri sürece çocuklarını emzirmeye daha hak sahibidirler. Anne, başka kadına verilen ücret kendisine verildiği halde, zarar vermek için çocuğunu emzirmekten kaçınamaz. Çocuk kendisine ait olan baba da, anne başka kadına verilen ücreti kabul ettiği halde, ona zarar vermek için çocuğunu annesinden çekip alamaz. “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü, bu konuda babaya gerekli olan şeyin benzerinin vârise de gerekli olduğu anlamındadır.

İbn Humeyd’in Mehran’dan, ayrıca Ali’nin Zeyd’den, ikisinin de Süfyan’dan rivayetine göre Süfyan, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Zarar vermemesi gerekir; ayrıca babanın üzerine gerekli olan nafaka ve giyeceğin benzeri onun da üzerinedir.

Başka bazıları ise bunun yorumunun şöyle olduğunu söylemiştir: Vâris olan çocuğun üzerine, çocuk kendisine ait olan babanın üzerine gerekli olan şeyin benzeri, yani annesinin rızkı ve giyeceği örfe uygun şekilde gerekir.

Bu görüşü söyleyenlerin rivayeti şöyledir: Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Cüveybir’den, onun da Dahhak’tan rivayetine göre Dahhak, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Ölüm halinde vârisin üzerine, emziren kadın için babanın üzerine gerekli olan nafaka ve giyeceğin benzeri gerekir. Dahhak, burada vârisle emzirilen çocuğun kastedildiğini söylemiştir. Eğer çocuğun malı varsa, annesinin onu emzirdiği ücret çocuğun malından alınır. Eğer çocuğun da asabesinin de malı yoksa, annesinin ücret hakkı yoktur; annesi çocuğunu ücretsiz emzirmeye mecbur edilir. Musa b. Harun’un Amr’dan, onun Esbat’tan, onun da Süddi’den rivayetine göre Süddi, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözü hakkında şöyle demiştir: Çocuğun vârisinin üzerine, babanın üzerine gerekli olan nafaka ve giyeceğin benzeri gerekir.

Başka bazıları ise bunun anlamının, vârisin üzerine Yüce Allah’ın zikrettiği şeyin benzerinin gerektiği olduğunu söylemiştir. Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun İbn Cüreyc’den rivayetine göre İbn Cüreyc şöyle demiştir: Ata’ya Yüce Allah’ın “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözünü sordum. O, “Yüce Allah’ın zikrettiği şeyin benzeri” dedi.

Ebu Cafer dedi ki: “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözünün tevilinde doğruya en uygun görüş, Kabisa b. Züeyb, Dahhak b. Müzahim ve az önce sözünü zikrettiğimiz kimselerin söylediği görüştür. Buna göre vâristen maksat doğan çocuğun kendisidir. “Bunun benzeri” sözüyle de babasının üzerine gerekli olan şeyin benzeri kastedilmiştir. Eğer anne ihtiyaç sahibi, çalışamayacak derecede hasta veya engelli, mesleği olmayan ve kendisini geçindirecek kocası bulunmayan biri ise, çocuğun babası üzerine gerekli olduğu gibi onun rızkı ve giyeceği örfe uygun şekilde çocuğun üzerine gerekir. Eğer anne zengin ve sağlıklı ise, babasının üzerine gerekli olan şeyin benzeri, yani emzirme ücretidir.

Bu yorumu diğer bütün yorumlardan daha doğru saymamızın sebebi şudur: Allah’ın kitabını yorumlarken açık bir delil olmadan bir görüş söylemek caiz değildir. Bunu kitabımızın başında açıklamıştık. Durum böyleyken, “Vârise de bunun benzeri gerekir” sözünün zahiri, “vâris olan doğmuş çocuk üzerine, çocuk kendisine ait olan babanın üzerine gerekli olan şeyin benzeri gerekir” anlamına da, “çocuğun babasının vârisine, babanın hayatında üzerine gerekli olan, annenin zarara uğratılmaması, çocuğun nafakası ve benzeri şeyler gerekir” anlamına da, daha önce zikrettiğimiz başka yorumlara da ihtimal taşımaktadır. Bununla birlikte hüccet ehlinin tamamı, doğan çocuğun vârislerinden bazı kimselere çocuğun nafakası ve emzirme ücretinden hiçbir şey gerekmediği konusunda birleşmiştir. Bu da çocuğun baba veya anne tarafından babaları, anneleri, dedeleri ve nineleri dışındaki diğer vârislerinin, hüküm bakımından, çocuğun nafakasının ve emzirme ücretinin kendilerine gerekli olmadığı kimseler olduğunu gösterir. Çünkü nimet yoluyla vâris olan mevlâ da onun vârislerindendir; fakat ona çocuğun nafakası ve emzirme ücreti gerekmez. Onların bu konuda ittifak etmesiyle, istisna edilenler dışındaki diğer vârislerin hükmünün de böyle olduğu ortaya çıkar. Çocuğun vârisleri anlamının bu şekilde geçersiz olduğu anlaşılınca, çocuk dışında, çocuğun babasının vârisleri anlamındaki diğer görüşün geçersizliği daha da açıktır. Çünkü çocuğa daha yakın akraba olan kimsenin üzerine nafaka ve emzirme ücretinin gerektiği sahih değilse, ondan daha uzak akraba olana bunun gerekmesi daha da uzak olur.

Annenin, anlattığımız nitelikte olması halinde, çocuğu üzerine, babasının üzerine gerekli olduğu gibi, onun rızkı ve giyeceğinin örfe uygun şekilde gerekli olmasına gelince; bu, bütün ilim ehlinin ihtilaf etmediği bir konudur. Böylece ayette söylediğimiz yorum, muhalefet edilmesi caiz olmayan kimselerden gelen yaygın nakille sahih olmuştur. Bunun dışındaki yorumlar ise tartışmalıdır ve onların bozukluğunu açıkladık.

“Eğer ikisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah yoktur” sözünün tefsiri şudur: Yüce Allah “Eğer ikisi isterlerse” sözüyle, doğan çocuğun babası ve annesi sütten kesmeyi isterlerse demektedir. Burada kastedilen, çocuklarını sütten kesmeleridir. “Fisal” sütten kesme demektir. Bu kelime, bir kimsenin kendisiyle arasında bulunan bir birliktelikten ayrılması anlamındaki kökten gelir. Sütten kesilen çocuğun fisali de onun sütten alıkonulması, süt içmesinin kesilmesi ve annesinin memesinden ayrılarak yetişkinlerin beslendiği yiyeceklerle beslenmeye geçmesidir. Tefsir ehli de bu konuda bizim söylediğimize benzer şekilde söylemiştir.

Musa’nın Amr’dan, onun Esbat’tan, onun da Süddi’den rivayetine göre Süddi, “Eğer ikisi sütten kesmek isterlerse” sözü hakkında şöyle demiştir: Yani iki yıldan önce onu sütten kesmek isterlerse. Müsenna’nın Abdullah’tan, onun Muaviye’den, onun Ali’den, onun da İbn Abbas’tan rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: “Eğer ikisi sütten kesmek isterlerse” demek, iki yıldan önce veya sonra onu sütten kesmek isterlerse demektir. Müsenna’nın Ebu Züheyr’den, onun Cüveybir’den, onun da Dahhak’tan rivayetine göre Dahhak, “Eğer ikisi karşılıklı rıza ile sütten kesmek isterlerse” sözü hakkında “sütten kesme” demiştir.

“Karşılıklı rıza ve danışma ile” sözü ise, çocuğun anne ve babasının karşılıklı rızası ve danışması anlamındadır. Sonra tefsir ehli, Allah’ın hangi vakitte, karşılıklı rıza ve danışma ile sütten keserlerse onlara günah olmadığını bildirdiği konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bunun anlamı, iki yıl içinde karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah yoktur, demektir.

Bu görüşü söyleyenlerin rivayeti şöyledir: Musa’nın Amr’dan, onun Esbat’tan, onun da Süddi’den rivayetine göre Süddi, “Eğer ikisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse” sözü hakkında şöyle demiştir: İki yıldan önce onu sütten kesmek ister ve buna karşılıklı razı olurlarsa, onu sütten kesebilirler. Hasan b. Yahya’nın Abdürrezzak’tan, onun Ma‘mer’den, onun da Katade’den rivayetine göre Katade şöyle demiştir: Anne çocuğunu iki yıldan önce sütten kesmek isterse ve bu, ikisinin karşılıklı rızası ve danışmasıyla olursa, bunda bir sakınca yoktur.

Süfyan’ın babasından, onun Süfyan’dan, onun Leys’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Eğer ikisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse” sözü hakkında şöyle demiştir: Danışma, iki yıldan önceki sürede olur. Kadın, baba razı olmadıkça çocuğu sütten kesemez; baba da kadın razı olmadıkça çocuğu sütten kesemez. Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Süfyan’dan, onun Leys’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid şöyle demiştir: Danışma, iki yıldan önceki dönemdir. Eğer ikisi iki yıldan önce karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah yoktur. Eğer ikisi anlaşmazlarsa, kadının çocuğu iki yıldan önce sütten kesme hakkı yoktur. Müsenna’nın Ebu Nuaym’dan, onun Süfyan’dan, onun Leys’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid şöyle demiştir: Danışma, iki yıldan önceki dönemdir; ikisi birlikte anlaşmadıkça kadının bunu yapma hakkı yoktur.

Müsenna’nın Abdullah’tan, onun Leys’ten, onun Ukayl’den, onun da İbn Şihab’dan rivayetine göre İbn Şihab, “Eğer ikisi sütten kesmek isterlerse” sözünü, çocuklarını iki tam yıldan önce karşılıklı rıza ve danışma ile sütten keserlerse, ikisine de günah yoktur, diye açıklamıştır. İbn Humeyd’in Mehran’dan, ayrıca Ali’nin Zeyd’den, ikisinin de Süfyan’dan rivayetine göre Süfyan şöyle demiştir: Danışma, iki yıldan önceki süre hakkındadır. İkisi bundan önce anlaşırsa, bu Yüce Allah’ın “Eğer ikisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse” sözüdür. Kadın “Ben onu iki yıldan önce sütten keseceğim” der, baba ise “Hayır” derse, kadının onu iki yıldan önce sütten kesme hakkı yoktur. Anne razı olmazsa, babanın da bunu yapma hakkı yoktur. İkisi birlikte anlaşıncaya kadar böyle devam eder. İki yıldan önce anlaşırlarsa, çocuğu sütten keserler. İhtilaf ederlerse, iki yıldan önce sütten kesemezler. İşte “Eğer ikisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah yoktur” sözünün anlamı budur. Yunus’un İbn Vehb’den rivayetine göre İbn Zeyd, “Eğer ikisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse” sözü hakkında şöyle demiştir: İki yıldan önce olursa, ikisine de günah yoktur.

Başka bazıları ise bunun anlamının, karşılıklı rıza ve danışma ile ne zaman sütten kesmek isterlerse, ister iki yıldan önce ister iki yıldan sonra olsun, ikisine de günah olmadığı olduğunu söylemiştir. Müsenna’nın Abdullah’tan, onun Muaviye’den, onun Ali’den, onun da İbn Abbas’tan rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: “Eğer ikisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah yoktur” demek, iki yıldan önce de sonra da onu sütten kesmek isterlerse demektir.

“Karşılıklı rıza ve danışma ile” sözünün anlamı ise, çocuğun sütten kesilmesinde onun yararına olan şey hakkında ikisinin karşılıklı rıza ve danışma içinde olmasıdır. Muhammed b. Amr’ın Ebu Âsım’dan, onun İsa’dan, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Eğer ikisi karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse” sözü hakkında şöyle demiştir: Kendi nefislerine de çocuklarına da zulüm bakımından kötülük etmeden yaparlarsa, ikisine de günah yoktur. Müsenna’nın Ebu Huzeyfe’den, onun Şibl’den, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayeti de böyledir.

Bu iki yorumdan doğruya daha uygun olanı, “Eğer ikisi iki yıl içinde karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmek isterlerse” diyenlerin yorumudur. Çünkü iki tam yıl, emzirmenin tamamlanması ve sona ermesi için belirlenen sınırdır. Bu sürenin bitmesinden sonra danışmanın anlamı yoktur. Danışma ve karşılıklı rıza, ancak bu sınırın sonuna ulaşmadan önce söz konusu olur.

Eğer gaflet sahibi biri, bazı çocuklarda bulunan bir rahatsızlık sebebiyle annenin sütüyle beslenmeye devam etme ihtiyacı olabileceği için, iki yıl geçtikten sonra da danışmanın doğru bir anlamı bulunduğunu zannederse, buna şöyle denir: Böyle bir durum varsa, bu, bazı ilaçları içerek tedavi olmak gibi bir tedavidir; emzirme değildir. Süresinin sonu gelmeden önce anne-babanın karşılıklı rıza ve danışmasıyla sütten kesilmesinde Allah’ın günahı kaldırdığı emzirmeye gelince, onun sınırı Yüce Allah’ın “Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için iki tam yıl emzirirler” sözüyle belirlediği sınırdır. Bunu daha önce açıklamıştık. “Günah” ise sıkıntı ve vebal demektir. Müsenna’nın Abdullah’tan, onun Muaviye’den, onun Ali’den, onun da İbn Abbas’tan rivayetine göre İbn Abbas, “İkisine de günah yoktur” sözünü “ikisine de bir sıkıntı yoktur” diye açıklamıştır.

“Eğer çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde size günah yoktur” sözünün tefsiri şudur: Yüce Allah bununla şunu kasteder: Eğer anneleri, başkalarının emzireceği ücretle çocukları emzirmeyi reddederse yahut annelerinin sütünün kesilmesi veya başka sebeplerle çocuklarınızın zayi olmasından korkarsanız ve onları anneleri dışındaki emziren kadınlara emzirtmek isterseniz, verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde, onları sütanneye emzirtmenizde size bir günah yoktur. Tefsir ehli de bu konuda bizim söylediğimize benzer şekilde söylemiştir.

Muhammed b. Amr’ın Ebu Âsım’dan, onun İsa’dan, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Eğer çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz” sözü hakkında şöyle demiştir: Çocuğun zayi olmasından korkarsanız, size günah yoktur. Müsenna’nın Ebu Huzeyfe’den, onun Şibl’den, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayeti de böyledir. Abdullah b. Muhammed el-Hanefi’nin Abdullah b. Osman’dan, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Ebu Bişr Verka’dan, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayeti de aynıdır.

Musa’nın Amr’dan, onun Esbat’tan, onun da Süddi’den rivayetine göre Süddi şöyle demiştir: “Eğer çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz” sözü, kadın “Benim buna gücüm yok, sütüm gitti” derse, onun için başka bir emziren kadın tutulur, anlamındadır.

Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun Cüveybir’den, onun da Dahhak’tan rivayetine göre Dahhak şöyle demiştir: Kadının, emzirmesi üzerinde anlaştıktan sonra çocuğunu bırakma hakkı yoktur; ikisi de buna teslim olur ve buna mecbur edilir. Eğer boşanma veya ölüm halinde emzirme konusunda anlaşmazlık çıkarırlarsa, çocuk emziren kadınlara arz edilir. Eğer çocuk bir emzireni kabul ederse, bu gerçekleşir ve o kadın onu emzirir. Eğer çocuk başka emzireni kabul etmezse, malı varsa veya asabesinin malı varsa, annesi onu ücretle emzirir. Eğer kendisinin de asabesinin de malı yoksa, annesi onu emzirmeye zorlanır.

İbn Humeyd’in Mehran’dan, ayrıca Ali’nin Zeyd’den, ikisinin de Süfyan’dan rivayetine göre Süfyan, “Eğer çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, size günah yoktur” sözü hakkında şöyle demiştir: Anne onu emzirmeyi reddederse, babanın onun için başka bir emziren tutmasında günah yoktur.

Yunus’un İbn Vehb’den rivayetine göre İbn Zeyd, “Eğer çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde size günah yoktur” sözü hakkında şöyle demiştir: Anne çocuğunu sütanneye emzirtmeye razı olur, baba da çocuğunu sütanneye emzirtmeye razı olursa, ikisine de günah yoktur.

“Verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde” sözü hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları bunun anlamının şu olduğunu söylemiştir: Annelerine, onlarla üzerinde ayrıldığınız emzirme ücretinden, sütünün kesildiği ana kadar hak ettiği miktarı veya çocuğun babasının annesi dışında bir emziren aramakta mazur olduğu hale kadar olan kısmı teslim ederseniz.

Bu görüşü söyleyenlerin rivayeti şöyledir: Muhammed b. Amr’ın Ebu Âsım’dan, onun İsa’dan, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde” sözü hakkında şöyle demiştir: Çocuğun emzirildiği miktarın hesabı demektir. Müsenna’nın Ebu Huzeyfe’den, onun Şibl’den, onun İbn Ebi Necih’ten, onun da Mücahid’den rivayetine göre Mücahid, “Verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde” sözünü, çocuğun emzirildiği miktarın hesabı diye açıklamıştır. Musa’nın Amr’dan, onun Esbat’tan, onun da Süddi’den rivayetine göre Süddi şöyle demiştir: “Verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde” sözü, anne “Benim buna gücüm yok, sütüm gitti” derse, onun için başka bir emziren tutulur ve anneye emzirdiği miktar kadar ücreti teslim edilir, demektir. Müsenna’nın Süveyd’den, onun İbnü’l-Mübarek’ten, onun da İbn Cüreyc’den rivayetine göre İbn Cüreyc şöyle demiştir: Ata’ya “Eğer çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz” sözünü sordum. O, “Annesi veya başkası” dedi. “Verdiğinizi teslim ettiğiniz takdirde” sözü hakkında “ücretini teslim ettiğinde” dedi. “Verdiğiniz” sözü hakkında ise “verdiğiniz şey” dedi.

Başka bazıları ise bunun anlamının şöyle olduğunu söylemiştir: Sizin ve sütanne tutulacak çocuklarınızın annelerinin danışması ve karşılıklı rızasıyla sütanne tutmayı kabul ettiğiniz takdirde. Bişr b. Muaz’ın Yezid’den, onun Said’den, onun da Katade’den rivayetine göre Katade, “Size günah yoktur, verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde” sözü hakkında şöyle demiştir: Bu, aralarında danışma ve rıza ile olursa demektir. Müsenna’nın Abdullah b. Salih’ten, onun Leys’ten, onun Ukayl’den, onun da İbn Şihab’dan rivayetine göre İbn Şihab şöyle demiştir: Doğan çocuğun anne ve babası, teslim eder ve birbirlerine zarar vermezlerse, çocuklarını sütanneye emzirtmelerinde ikisine de günah yoktur. Ammar’dan rivayet edildiğine göre İbn Ebi Cafer, babasından, o da Rebi’den nakletmiştir. Rebi, “Verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde” sözü hakkında şöyle demiştir: Bu, aralarında danışma ve rıza ile olursa demektir.

Başka bazıları ise bunun anlamının, anne örfe uygun ücreti kabul etmeyi reddettikten sonra sütanne tuttuğunuz kadına, ona verdiğiniz şeyi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde, olduğunu söylemiştir. İbn Humeyd’in Mehran’dan, ayrıca Ali’nin Zeyd’den, ikisinin de Süfyan’dan rivayetine göre Süfyan, “Verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde” sözü hakkında şöyle demiştir: Kiraladığınız bu kadına ücretini örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde demektir. Bununla, anne çocuğu emzirmeyi reddettiğinde çocuk için tutulacak sütanne kastedilmiştir.

Bu, İbn Cüreyc’in söylediği anlamdır. Mücahid, Süddi ve onların görüşünde olanlar da bunun bir kısmında ona katılmıştır. Bu yorumu ayetin tevilinde diğerlerinden daha uygun görmemizin sebebi şudur: Yüce Allah, “Eğer çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz” sözünden önce çocukların sütten kesilmesini zikretmiş ve iki tam yıl tamamlanmadan önce sütten kesmenin hükmünü açıklamıştır. “Eğer ikisi karşılıklı rıza ile sütten kesmek isterlerse” buyurmuştur. Yani iki tam yıl içinde böyle yaparlarsa, ikisine de günah yoktur. Ayette iki yıldan önce sütten kesmenin yönü açıklanmış olduğuna göre, bundan sonra gelen hükmün sütten kesmeyi bırakıp emzirmeyi son sınırına kadar tamamlamanın hükmü olması daha uygundur. Yine anne, başka kadının emzireceği ücretle emzirmeyi seçerse bunun hükmü açıklanmış olduğuna göre, bundan sonra gelen hükmün de anne emzirmeyi reddettiğinde onun ve çocuğun hükmünü açıklaması daha uygundur. Nitekim Allah’ın kitabının başka yerinde de bu böyledir: “Eğer sizin için emzirirlerse, ücretlerini onlara verin; aranızda örfe uygun şekilde danışın. Eğer güçlük çıkarırsanız, onun için başka bir kadın emzirir.” (Talak 6) Bu ayette, annelerin çocuklarını emzirmeye razı olmalarının hükmünden sonra, emzirmeyi reddetmelerinin hükmü zikredilmiştir. “Eğer çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz” sözü de bunun gibidir.

“Verdiğinizi örfe uygun şekilde teslim ettiğiniz takdirde” sözü hakkında tercih ettiğimiz yorumu seçmemizin sebebi de şudur: Yüce Allah, doğan çocuğun babasına, ayrıldıktan sonra çocuğunu emziren anneye, emzirme karşılığı verdiği ücretten hakkını teslim etmeyi farz kılmıştır. Aynı şekilde, bu iş için kiraladığı ve çocuğun annesi olmayan kadına da hakkını vermeyi farz kılmıştır. Çocuğunun emzirilmesi için bu iki kadından her birine hakkını örfe uygun şekilde vermesini emretmiştir. Bu yüzden “teslim ettiğiniz takdirde” sözünün yalnızca çocuklarını emziren annelere haklarını teslim etmek anlamında olması, yalnızca anneler dışındaki sütannelere teslim etmek anlamında olmasından daha öncelikli değildir. Çocuğun annesi olmayan yabancı sütannelerin bu sözle kastedilmiş olması da annelerin kastedilmiş olmasından daha öncelikli değildir. Çünkü Yüce Allah, çocuğun babasına, çocuğunu emzirmesi için tuttuğu her kadının ücretini teslim etmeyi gerekli kılmıştır. Bu konuda annelerle diğer sütanneler arasında aynı yükümlülüğü koymuştur. Bu yüzden açık bir delil olmadan vahyin zahirini batın bir anlama çevirmemiz veya genel ifadeyi özel hale getirmemiz doğru olmaz. Böylece söylediğimiz yorum sahih olur.

“Örfe uygun şekilde” sözünün anlamı ise güzellikle, iyilikle, eksiltmeden ve zulmetmeden, emziren kadınlara gerekli olan hakkı vermektir.

“Allah’tan sakının ve bilin ki Allah yaptıklarınızı görendir” sözünün tefsiri şudur: Yüce Allah “Allah’tan sakının” sözüyle şunu kasteder: Birbiriniz üzerindeki haklar konusunda, kadınlarınızın erkeklerinize ve erkeklerinizin kadınlarınıza karşı yükümlü kılındığı şeylerde, çocuklarınız hakkında size gerekli kılınan hususlarda Allah’tan korkun. O’na muhalefet etmekten sakının. Bu konularda ve O’nun diğer farzlarında ve haklarında sınırlarını aşmayın. Aksi halde O’nun cezasını hak edersiniz.

“Bilin ki Allah yaptıklarınızı görendir” sözü ise şudur: Ey insanlar, Allah sizin gizli ve açık, saklı ve görünen, hayır ve şer bütün amellerinizi görür ve bilir. Bunlardan hiçbir şey O’na gizli kalmaz ve hiçbir şey O’ndan uzak olmaz. O bütün bunları sizin aleyhinize ve lehinize kaydeder; sonra hayrınıza hayırla, şerrinize de şerle karşılık verir. “Görendir” sözü, görme sahibi demektir; anlam bakımından “gören” demektir.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/bakara-232/,https://kutsalayet.de/bakara-234/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız