Sayılı günlerde Allah’ı zikredin. Kim iki günde acele ederse ona günah yoktur; kim de gecikirse ona da günah yoktur—takva sahibi olan için. Allah’tan sakının ve bilin ki O’na toplanacaksınız.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Vezkurullaha (Allah’ı anın) fi eyyamin ma‘dudat (sayılı günlerde) fe-men te‘accela (kim acele ederse) fi yevmeyni (iki günde) fe-la isme aleyhi (ona günah yoktur) ve men te’ahhara (kim geciktirirse) fe-la isme aleyhi (ona da günah yoktur) li-men itteka (sakınan kimse için) vettekullah (Allah’tan sakının) ve‘lemu (ve bilin ki) ennekum ileyhi tuhşerun (ona toplanacaksınız)
Mukatil Tefsiri
“Sayılı günlerde Allah’ı zikredin.” buyruğu, cemrelere taş atıldığı teşrik günlerini ifade eder.
“Bilinen günler” ise kurban günü ile ondan sonraki iki teşrik günüdür.
Ömer Mina’daki çadırında yüksek sesle tekbir getirirdi. Mina Mescidi’ndekiler onun sesini duyunca hep birlikte tekbir getirir, Mina tekbir sesleriyle yankılanırdı.
“Kim iki gün içinde acele edip ayrılırsa…” Yani kurban gününden sonraki iki günün ardından güneş batmadan Mina’dan ayrılırsa,
“Ona günah yoktur.” Yani onun günahları bağışlanmıştır.
Kim güneş batıncaya kadar ayrılmazsa üçüncü gün de kalır, cemrelere taş atar, sonra insanlarla birlikte ayrılır.
“Kim geri kalırsa ona da günah yoktur.” Yani üçüncü güne kadar kalan kimsenin de günahı yoktur; onun da günahları bağışlanmıştır.
“Bu, sakınan kimse içindir.” Yani ihramlı iken av öldürmekten sakınan kimse içindir.
“Allah’tan korkun.” Yani ihramlıyken av öldürmeyi helal saymayın.
“Bilin ki sonunda O’nun huzurunda toplanacaksınız.” Yani ahirette Allah’ın huzurunda toplanacak ve yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz. (Maide 96)
Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın “Sayılı günlerde Allah’ı zikredin” buyruğuyla kastettiği şey, kullarının Allah’ı tevhid ve tazim ile anmalarıdır. Bu günler, Mina’da cemrelere taş atılan teşrik günleridir. Allah kullarına bu günlerde namazların ardından tekbir getirmelerini ve cemrelere atılan her taşla birlikte tekbir almalarını emretmiştir. Tevil ehlinin büyük çoğunluğu da bu ayetin anlamını böyle açıklamıştır. İbn Abbas’tan gelen birçok rivayette “sayılı günler”in teşrik günleri olduğu aktarılmış; bunların kurban gününden sonraki üç gün olduğu özellikle belirtilmiştir. Said b. Cübeyr, Mücahid, Ata, Katade, Hasan-ı Basrî, İbrahim en-Nehaî, Süddî, Rebi‘, Dahhak, Malik ve İbn Zeyd’den gelen rivayetler de aynı doğrultudadır. Mücahid bu günlerin Mina’daki teşrik günleri olduğunu söylemiş, Malik bunların kurban gününden sonraki üç gün olduğunu açıklamış, İbn Zeyd ise “sayılı günler” ile “bilinen günler” arasındaki farkı belirterek “sayılı günler”in teşrik günleri olduğunu, “bilinen günler”in ise Arefe günü, kurban günü ve teşrik günlerini kapsadığını ifade etmiştir.
Müfessir, “sayılı günler”in Mina günleri ve cemrelere taş atma günleri olduğunu söylemelerinin sebebinin Rasulullah’tan gelen sahih rivayetler olduğunu belirtmiş ve bu rivayetleri uzun uzun aktarmıştır. Ebu Hureyre’den gelen rivayette Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Teşrik günleri yeme, içme ve Allah’ı zikretme günleridir.” Başka bir rivayette Rasulullah’ın Abdullah b. Huzafe’yi Mina’da dolaştırarak halka: “Bu günlerde oruç tutmayın; çünkü bunlar yeme, içme ve Allah’ı zikretme günleridir” diye ilan ettirdiği aktarılmıştır. Aişe’den gelen rivayetlerde Rasulullah’ın teşrik günlerinde oruç tutulmasını yasakladığı ve bu günlerin “yeme, içme ve Allah’ı zikretme günleri” olduğunu söylediği nakledilmiştir. Yine Rasulullah’ın Bişr b. Suhaym’ı göndererek teşrik günlerinde insanlara: “Bu günler yeme, içme ve Allah’ı zikretme günleridir” diye seslendirdiği rivayet edilmiştir. Zührî’den gelen rivayette ise Rasulullah’ın Abdullah b. Huzafe b. Kays’ı gönderdiği ve onun teşrik günlerinde şöyle ilan ettiği aktarılmıştır: “Bu günler yeme, içme ve Allah’ı zikretme günleridir; ancak hedy kurbanı sebebiyle oruç borcu bulunan kimse hariç.” Mesud b. el-Hakem ez-Zurakî’nin annesinden gelen rivayette de Ali’nin Rasulullah’ın beyaz katırı üzerinde halka seslenerek: “Ey insanlar! Bunlar oruç günleri değildir; bunlar ancak yeme, içme ve Allah’ı zikretme günleridir” dediği aktarılmıştır.
Müfessir bundan sonra önemli bir itiraza cevap vermektedir. Bir kimse şöyle diyebilir: Rasulullah teşrik günleri hakkında “Bunlar Allah’ı zikretme günleridir” buyurduğunda, bunların Kur’an’da geçen “sayılı günler” olduğunu açıkça belirtmemiştir; belki de burada kastedilen “bilinen günler”dir. Müfessir buna şöyle cevap verir: Böyle bir yorum doğru değildir. Çünkü Allah “bilinen günler”de zikri mutlak biçimde emretmemiş, sadece kurbanlık hayvanlar üzerine Allah’ın adının anılacağını bildirmiştir. Bu yüzden “bilinen günler”deki zikir, belirli bir amele bağlıdır. Buna karşılık “sayılı günler” hakkında gelen “Allah’ı zikredin” buyruğu mutlak olarak zikri emretmektedir. Rasulullah da teşrik günlerini “Allah’ı zikretme günleri” diye anarken bunu herhangi bir kayıt olmadan söylemiştir. Eğer “bilinen günler”i kastetmiş olsaydı, Allah’ın adını hayvanlar üzerine anmak şeklinde kayıtlı bir ifade kullanırdı. Ancak hem Kur’an’daki ifade hem de Rasulullah’ın sözü mutlak geldiği için bunun “sayılı günler” hakkında olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Müfessire göre bu, Rasulullah’ın Kur’an’da emredilen zikri kastettiğinin en açık delilidir.
Ardından müfessir, “Kim iki günde acele edip dönerse ona günah yoktur; kim de geri kalırsa ona da günah yoktur” ayetinin tefsirine geçmekte ve alimlerin bu ayetin anlamı konusunda ihtilaf ettiklerini söylemektedir. Bir grup alime göre ayetin anlamı şudur: Kim teşrik günlerinin ikinci gününde Mina’dan ayrılırsa erken ayrılmasında günah yoktur; kim de üçüncü güne kadar kalırsa gecikmesinde günah yoktur. Ata, Hasan-ı Basrî, İkrime, Mücahid, Katade, İbrahim en-Nehaî, İbn Abbas ve başkalarından gelen rivayetler bu görüşü desteklemektedir. Mücahid, “Kim iki günde acele ederse” ifadesinin ilk ayrılış gününde Mina’dan ayrılmayı anlattığını söylemiş; Katade ise ikinci gün güneş batmadan Mina’dan ayrılmayan kişinin artık üçüncü güne kalmış sayılacağını ve ertesi gün güneş zevalden sonra ayrılabileceğini açıklamıştır. Ata’ya “Mekkeli biri de ilk ayrılışta Mina’dan çıkabilir mi?” diye sorulmuş, o da ayetin hükmünün bütün insanlar için genel olduğunu söyleyerek buna cevaz vermiştir. İbn Abbas’tan gelen rivayetlerde de “Kim iki günde acele ederse ona günah yoktur” ifadesinin, kurban gününden sonraki iki gün içinde Mina’dan ayrılan kimse hakkında olduğu; üçüncü güne kalan kişinin de günah işlemiş olmayacağı açıklanmıştır. İbrahim en-Nehaî’den gelen rivayetlerde ise ayetin anlamı “acele eden için de geciken için de günah yoktur” şeklinde ifade edilmiştir.
Başka bir grup alim ise ayetin yalnızca “günah yoktur” anlamına gelmediğini, bunun aynı zamanda bağışlanma anlamı taşıdığını söylemiştir. Abdullah b. Mesud’dan gelen rivayetlerde “Kim iki günde acele ederse ona günah yoktur” ifadesi “bağışlanmıştır”, “Kim geri kalırsa ona da günah yoktur” ifadesi de yine “bağışlanmıştır” şeklinde açıklanmıştır. Hammad’ın, İbrahim en-Nehaî’den, onun da Abdullah b. Mesud’dan naklettiği rivayette ayetin anlamı doğrudan “onun günahı bağışlanmıştır” şeklinde verilmiştir. Başka rivayetlerde “günahtan arınmıştır” ifadesi kullanılmıştır. Böylece alimlerin bir kısmı ayetin hacılara Mina’dan erken veya geç ayrılma konusunda serbestlik verdiğini söylerken, diğer bir kısmı bununla birlikte Allah’ın onları bağışladığını ve günahlarını sildiğini de ifade ettiğini belirtmiştir.
İbn Beşşar rivayet etti; Abdurrahman, Hammad b. Seleme’den, o Ali b. Zeyd’den, o Hasan’dan, o da İbn Ömer’den naklettiğine göre İbn Ömer, “Kim iki günde acele edip dönerse ona günah yoktur, kim de geri kalırsa ona da günah yoktur” ayeti hakkında: “Hacdan bağışlanmış olarak döner” demiştir. Yakub rivayet etti; İbn Uleyye, Leys’ten, o Mücahid’den naklettiğine göre Mücahid bu ayet hakkında: “Onun günahı bağışlanmıştır” demiştir. Ahmed b. İshak rivayet etti; Ebu Ahmed, Süfyan’dan, o Cabir’den, o Ebu Abdullah’tan, o İbn Abbas’tan naklettiğine göre İbn Abbas şöyle demiştir: “‘Kim iki günde acele ederse ona günah yoktur’ yani günahı bağışlanmıştır. İnsanlar ayeti gerçek anlamının dışında yorumluyorlar. Umre bile beraberindeki günahları bağışlıyorsa, hac nasıl bağışlamasın?” Ahmed rivayet etti; Ebu Ahmed, İsrail’den, o Ebu Husayn’dan, o İbrahim en-Nehaî ve Şa‘bî’den naklettiğine göre onlar: “‘Kim iki günde acele ederse ona günah yoktur, kim geri kalırsa ona da günah yoktur’ yani bağışlanmıştır” demişlerdir.
Kasım rivayet etti; Hüseyin, Haccac’dan, o İbn Cüreyc’den nakletti. İbn Cüreyc şöyle dedi: Güvendiğim bir kimse bana İbn Mesud’un şu ayet hakkında şöyle dediğini aktardı: “‘Ona günah yoktur’ yani bütün günahlarından çıkmıştır. ‘Kim geri kalırsa ona da günah yoktur’ yani bütün günahlarından arınmıştır.” Bunun hacdan dönüş hakkında olduğunu söylemiştir. İbn Cüreyc ayrıca bir adamın Ata b. Ebi Rebah’tan, onun da Ali’den naklettiği şu sözü işittiğini söylemiştir: “‘Ona günah yoktur’ yani bağışlanmıştır; ‘kim geri kalırsa ona da günah yoktur’ yani o da bağışlanmıştır.” Ahmed b. Hazim rivayet etti; Ebu Nuaym, Esved b. Sevade el-Kattan’dan, o Muaviye b. Kurre’den naklettiğine göre Muaviye b. Kurre: “Kişi günahlarından çıkmış olur” demiştir.
Başka alimler ise ayetin anlamını şöyle açıklamışlardır: “Kim iki günde acele edip dönerse ona günah yoktur, kim de geri kalırsa ona da günah yoktur” yani gelecek senenin haccına kadar onunla günah arasında bir engel vardır. Ahmed b. İshak rivayet etti; Ebu Ahmed, İshak b. Yahya b. Talha’dan nakletti. O şöyle dedi: Mücahid’e bu ayetin anlamını sordum. Mücahid şöyle dedi: “Hac yapan kimse için gelecek yılın haccına kadar günah yoktur.”
Başka alimler ise ayetin anlamının şu olduğunu söylemişlerdir: “Ona günah yoktur” yani ömrünün geri kalanında Allah’tan sakınırsa günahları bağışlanmıştır. Ahmed rivayet etti; Ebu Ahmed, Ebu Cafer er-Razî’den, o Rebi‘ b. Enes’ten, o Ebu’l-Âliye’den naklettiğine göre Ebu’l-Âliye şöyle demiştir: “‘Kim iki günde acele edip dönerse ona günah yoktur, kim geri kalırsa ona da günah yoktur’ yani geri kalan ömründe takva sahibi olursa bütün günahları giderilmiş olur.” Ammar’dan, İbn Ebi Cafer yoluyla, onun babasından, Mugire’den, o İbrahim’den aynı görüş rivayet edilmiştir. Yine Ammar’dan, İbn Ebi Cafer yoluyla, onun babasından, o Rebi‘den, o Ebu’l-Âliye’den aynı rivayet aktarılmıştır.
Yunus rivayet etti; İbn Vehb, İbn Zeyd’in şu ayet hakkında şöyle dediğini aktardı: “‘Kim iki günde acele edip dönerse ona günah yoktur, kim geri kalırsa ona da günah yoktur’ sözü ‘takva sahibi olan kimse için’ şartına bağlıdır.” Musa b. Harun rivayet etti; Amr b. Hammad, Esbat’tan, o Süddî’den naklettiğine göre Süddî şöyle demiştir: “‘Kim iki günde acele edip dönerse ona günah yoktur’ yani bunda bir sakınca yoktur; ‘kim üçüncü güne kadar geri kalırsa ona da günah yoktur’ ifadesi ise takva sahibi olan kimse hakkındadır.” İbn Abbas’ın da: “Keşke ben de kendisine takva ismi verilen bu kimselerden olsaydım” dediği aktarılmıştır. Kasım rivayet etti; Hüseyin, Haccac’dan, o İbn Cüreyc’den naklettiğine göre Abdullah’ın mushafında bu ifade “Allah’tan sakınan kimse için” şeklindeydi. Ali rivayet etti; Abdullah, Muaviye’den, o Ali’den, o İbn Abbas’tan naklettiğine göre İbn Abbas şöyle demiştir: “‘Kim iki günde acele edip dönerse ona günah yoktur, kim geri kalırsa ona da günah yoktur’ yani Allah’ın günahlarından sakınan kimse için bunda bir sakınca yoktur.”
Başka alimler ise ayeti şöyle yorumlamışlardır: “Kim teşrik günlerinden iki gün içinde acele edip dönerse ona günah yoktur” yani üçüncü gün tamamlanıncaya kadar av hayvanı öldürmekten sakındığı sürece erken ayrılmasında bir sakınca yoktur; “kim geri kalırsa ona da günah yoktur” yani üçüncü güne kadar kalmasında da sakınca yoktur. Kasım rivayet etti; Hüseyin, Hüşeym’den, o Muhammed b. Ebi Salih’ten naklettiğine göre ayetin anlamı: “Üçüncü gün geçinceye kadar avdan sakınan kimse için”dir. Muhammed b. Sa’d rivayet etti; babası, amcası, onun babası ve onun babası yoluyla İbn Abbas’tan şu rivayet aktarılmıştır: “‘Kim iki günde acele edip dönerse ona günah yoktur’; fakat teşrik günleri sona erinceye kadar av hayvanı öldürmesi helal olmaz.”
Başka alimler ise şöyle demişlerdir: “Kim teşrik günlerinden iki gün içinde acele edip dönerse ona günah yoktur” yani bağışlanmıştır; “kim geri kalırsa ona da günah yoktur” yani hac sırasında Allah’ın yasakladığı şeylerden sakınmışsa o da bağışlanmıştır. Bişr rivayet etti; Yezid, Said’den, o Katade’den şu ayeti nakletti: “‘Takva sahibi olan kimse için’ yani haccında Allah’tan sakınan kimse için.” Katade ayrıca İbn Mesud’un şöyle dediğinin kendilerine ulaştığını söylemiştir: “Kim haccında Allah’tan sakınırsa geçmiş günahları bağışlanır.”
Müfessir daha sonra şöyle demektedir: Bu görüşler içinde doğruya en yakın olan açıklama şudur: “Kim Mina’daki üç günden ikisinde acele edip ikinci gün ayrılırsa ona günah yoktur” yani Allah onun günahlarını siler; fakat bu, hac sırasında Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınan kimse içindir. “Kim üçüncü güne kadar geri kalırsa ona da günah yoktur” yani Allah onun da geçmiş günahlarını bağışlar; yeter ki hac görevini Allah’ın koyduğu sınırlara uygun biçimde yerine getirmiş olsun.
Müfessir, bu görüşü tercih etmesinin sebebini Rasulullah’tan gelen rivayetlerle açıklamaktadır. Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Kim bu Beyt’i hacceder, kötü söz söylemez ve günah işlemezse annesinden doğduğu gün gibi günahlarından çıkar.” Yine şöyle buyurmuştur: “Hac ile umreyi peş peşe yapın; çünkü bunlar demirin, altının ve gümüşün pasını körüğün gidermesi gibi günahları giderir.” Abdullah b. Said el-Kindî rivayet etti; Ebu Halid el-Ahmer, Amr b. Kays’tan, o Asım’dan, o Şakik’ten, o Abdullah’tan naklettiğine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Hac ile umreyi peş peşe yapın; çünkü bunlar körüğün demirin, altının ve gümüşün kirini gidermesi gibi fakirliği ve günahları giderir. Kabul edilmiş haccın karşılığı ise ancak cennettir.” İbn Humeyd de Hakem b. Beşir yoluyla aynı hadisi rivayet etmiştir. Fadl b. Sabah rivayet etti; İbn Uyeyne, Asım b. Ubeydullah’tan, o Abdullah b. Amir b. Rebîa’dan, o babasından, onun da Ömer’den naklettiğine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Hac ile umreyi peş peşe yapın; çünkü bunları peş peşe yapmak, körüğün demirin pasını gidermesi gibi fakirliği ve günahları giderir.” İbrahim b. Said rivayet etti; Said b. Abdulhamid, İbn Ebi’z-Zinad’dan, o Musa b. Ukbe’den, o Salih Mevla’t-Tev’eme’den, o İbn Abbas’tan naklettiğine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Haccını tamamladığında annenin seni doğurduğu gün gibi olursun.”
Müfessir, bunlara benzer çok sayıdaki rivayetin hac görevini Allah’ın emrettiği şekilde yerine getiren kişinin günahlarından arınmış olarak döndüğünü gösterdiğini söylemektedir. Bu yüzden “ona günah yoktur” ifadesinin anlamı, onun günahlarının silinmiş, suçlarının bağışlanmış olmasıdır. Ardından “ona günah yoktur” sözünü sadece “erken ayrılmasında sakınca yoktur” şeklinde yorumlayanların görüşünü eleştirmekte ve şöyle demektedir: “Günahın kaldırılması” ifadesi, normalde yapılması yasak olan bir şey için kullanılır; halbuki Mina’dan ikinci ya da üçüncü gün ayrılmak zaten hacının yerine getirdiği bir görevdir. Bir farzı yerine getiren kimseye “bu işi yapmanda günah yoktur” denilmesi anlamsızdır. Eğer ikinci gün ayrılmak farz kabul edilirse, üçüncü güne kalan kimse için “günah yoktur” denmesinin anlamı kalmaz; eğer üçüncü güne kadar kalmak farz kabul edilirse, ikinci gün ayrılan kimse için “günah yoktur” denmesi anlamsız olur. Aynı şekilde “av hayvanı öldürmekten sakındığı sürece ona günah yoktur” yorumunun da geçersiz olduğunu belirtmektedir. Çünkü ümmet arasında üçüncü gün Mina’dan ayrıldıktan sonra avın helal olduğu konusunda ihtilaf yoktur. Ayrıca bütün alimler, ihramlı kişinin cemreleri taşlayıp kurban kesip saçını tıraş edip Kabe’yi tavaf ettikten sonra kadınlar dışında her şeyin ona helal olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Bu konuda Aişe’den Rasulullah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Taş attığınızda, kurban kestiğinizde ve saçınızı tıraş ettiğinizde kadınlar dışında her şey size helal olur.”
Müfessir ayrıca “gelecek yılın haccına kadar günah yoktur” şeklindeki yorumu da reddetmekte; Allah’ın ne Kur’an’da ne de Rasulullah’ın dilinde bağışlanmayı gelecek yılla sınırlamadığını söylemektedir. Ayetin zahiri, hem acele edenin hem de geri kalan kimsenin bulundukları halde günahlarının kaldırıldığını göstermektedir. Rasulullah’ın “annesinden doğduğu gün gibi döner” hadisi de bunu açıkça desteklemektedir.
Daha sonra müfessir, “takva sahibi olan kimse için” ifadesindeki lam harfinin anlamını açıklamaktadır. Ona göre “ona günah yoktur” sözünün içinde zaten “onun günahlarını sildik, suçlarını bağışladık” anlamı bulunduğu için, “takva sahibi olan kimse için” ifadesi “Allah’tan sakınarak haccını yerine getiren kimse için günahların bağışlanması vardır” anlamına gelmektedir.
Son olarak Yüce Allah’ın “Allah’tan sakının ve bilin ki O’nun huzurunda toplanacaksınız” buyruğunu açıklayarak şöyle demektedir: Allah müminlere, farzlarını yerine getirirken O’ndan korkmalarını, hac ve ibadetlerinde yasaklanan şeylerden kaçınmalarını, ihram ve hac görevlerini eksiksiz yapmalarını emretmektedir. Çünkü sonunda herkes Allah’ın huzurunda toplanacak, iyilik yapan iyiliğinin karşılığını, kötülük yapan kötülüğünün karşılığını görecek ve hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…