Bu kitaptır; onda şüphe yoktur; muttakiler için bir hidayettir
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Zâlike (işte o) l-kitâbu (kitap) lâ (yoktur) raybe (şüphe) fîhi (onda) huden (hidayettir) lil-muttakîn (takva sahipleri için)
Mukatil Tefsiri
“Onda hiçbir şüphe yoktur” buyruğu, onun Allah katından geldiğinde hiçbir şüphe olmadığı anlamındadır ve onu Muhammed’e Allah indirmiştir. Sonra Allah, bu Kur’an’ın sapıklıktan kurtaran bir hidayet olduğunu bildirmiş, “muttakiler” ile de şirkten sakınanları kastetmiştir.
Taberi Tefsiri
Müfessirlerin geneli, Allah Teâlâ’nın “İşte o kitap” sözünün anlamının “Bu kitap” olduğunu söylemiştir. Hârûn b. İdrîs el-Esam el-Kûfî’nin, Abdurrahman b. Muhammed el-Muhâribî’den, onun İbn Cüreyc’den, onun da Mücâhid’den rivayet ettiğine göre Mücâhid, “İşte o kitap” ifadesi hakkında “Bu kitap demektir” demiştir. Yakub b. İbrahim’in, İbn Uleyye’den, onun Hâlid el-Hazzâ’dan, onun da İkrime’den rivayet ettiğine göre İkrime de “İşte o kitap” sözünün “Bu kitap” anlamında olduğunu söylemiştir. Ahmed b. İshak el-Ahvâzî’nin, Ebû Ahmed ez-Zübeyrî’den, onun Hakem b. Zuhayr’dan, onun da Süddî’den rivayet ettiğine göre Süddî de Allah’ın “İşte o kitap” sözü hakkında “Bu kitap demektir” demiştir. Kâsım b. Hasan’ın, Hüseyin b. Dâvûd’dan, onun Haccâc’dan, onun da İbn Cüreyc’den rivayet ettiğine göre İbn Cüreyc, Allah’ın “İşte o kitap” sözünün “Bu kitap” anlamına geldiğini söylemiş ve İbn Abbas’ın da “İşte o kitap” ifadesi hakkında “Bu kitap demektir” dediğini nakletmiştir.
Eğer biri “Nasıl olur da ‘o’ anlamındaki bir ifade ‘bu’ anlamında kullanılabilir? Çünkü ‘bu’ hiç şüphesiz hazırda bulunan ve görülen şeye işarettir; ‘o’ ise hazırda bulunmayan ve görülmeyen şeye işarettir” derse, ona şöyle cevap verilir: Bu kullanım caizdir. Çünkü bir haber gerçekleşip geçmiş olsa bile, üzerinden çok az zaman geçtiği için muhatabın zihninde hazır gibi kabul edilir. Bu, bir adamın başka bir adama bir söz anlatması ve dinleyenin de “Vallahi o, senin dediğin gibidir” veya “Vallahi bu, senin dediğin gibidir” ya da “Vallahi o, senin anlattığın gibidir” demesine benzer. Dinleyen, bazen söz geçmiş olduğu için ondan uzak bir şey gibi haber verir; bazen de cevabı, haber verenin sözüne çok yakın olduğu için onu sanki henüz geçmemiş ve hazır bir şeymiş gibi ifade eder. Allah’ın “İşte o kitap” sözü de böyledir. Çünkü Allah Teâlâ bundan önce “Elif Lâm Mîm” (Bakara 1) ifadesini zikretmiş, bizim de açıkladığımız üzere onun çeşitli anlamlara yöneldiğini beyan etmiş, sonra da Nebi’sine şöyle demiştir: “Ey Muhammed, sana zikrettiğim ve açıkladığım şey işte kitaptır.” Bu sebeple “bu” yerine “o” ifadesinin kullanılması güzel olmuştur. Çünkü burada “o” sözüyle, “Elif Lâm Mîm” ifadesinin içerdiği anlamlara dair haber tamamlandıktan sonra ona işaret edilmiştir. Haber henüz yakın zamanda geçtiği için hazırda bulunan şeye benzemiş, fakat haber tamamlandığı için de gıyapta olan bir şeyden söz edilir gibi “o” denilmiştir. Müfessirler de haberin geçişine yakınlığı sebebiyle bunu “bu kitap” diye açıklamışlardır. Bu, insanların konuşmalarında kullanılan ifadeye benzer. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “İsmail’i, Elyesa‘ı ve Zülkifl’i de an. Hepsi hayırlı kimselerdendi. Bu bir zikirdir.” (Sâd 48-49)
“İşte o kitap” ifadesinin, Bakara suresinden önce Mekke ve Medine’de inen sureler anlamına gelmesi de mümkündür. Buna göre sanki Allah Teâlâ Nebi’si Muhammed’e şöyle demiştir: “Ey Muhammed, bil ki sana daha önce indirdiğim kitap surelerinin içerdiği şey, kendisinde şüphe bulunmayan kitaptır.” Müfessirler de “o” kelimesini “bu kitap” diye açıklamışlardır. Çünkü Bakara suresinden önce inen bu sureler de Allah’ın Nebi’si Muhammed’e indirdiği bu kitabın tamamının bir parçasıdır. Ancak müfessirlerin söylediklerine en uygun olan birinci yorumdur. Çünkü onların bu konudaki sözlerinin en açık anlamı budur.
Bazıları bu ifadenin anlamını Hufâf b. Nüdbe es-Sülemî’nin şu beytindeki anlama benzetmiştir: “Eğer atlarımın en seçkinleri vurulmuşsa, bilerek ve görerek Mâlik’e yöneldim. Ona, mızrak sırtını eğerken şöyle dedim: Hufâf’a iyi bak; ben işte oyum.” Şair burada sanki “Bana bak, ben oyum” demek istemiştir. Bu yorumu yapan kimse, “İşte o kitap” ifadesinin “bu kitap” anlamında olmasını, Hufâf’ın kendinden söz ederken kendi ismini, sanki gıyapta birinden haber veriyormuş gibi açıkça zikretmesine benzetmiştir. Böylece “o” ifadesi gıyap haberi biçiminde söylenmiş, fakat anlam bakımından hazırda bulunan ve görülen şeye işaret edilmiştir. Ancak yukarıda zikrettiğimiz sebeplerden dolayı kitabın tevilinde birinci görüş daha uygundur. Bazıları ise “İşte o kitap” ifadesiyle Tevrat ve İncil’in kastedildiğini söylemiştir. Bu yorum esas alındığında, “o” kelimesini açıklamakta herhangi bir zorluk kalmaz. Çünkü bu durumda gerçekten gıyapta olan bir şeyden haber verilmiş olur.
Allah Teâlâ’nın “Onda şüphe yoktur” sözünün tevili ise “Onda kuşku yoktur” demektir. Hârûn b. İdrîs el-Esam’ın, Abdurrahman el-Muhâribî’den, onun İbn Cüreyc’den, onun da Mücâhid’den rivayet ettiğine göre Mücâhid, “Onda şüphe yoktur” sözü hakkında “Onda kuşku yoktur” demiştir. Sellâm b. Sâlim el-Huzâî’nin, Halef b. Yâsîn el-Kûfî’den, onun Abdülazîz b. Ebî Ravvâd’dan, onun da Atâ’dan rivayet ettiğine göre Atâ da “Onda şüphe yoktur” ifadesi hakkında “Onda kuşku yoktur” demiştir. Ahmed b. İshak el-Ahvâzî’nin, Ebû Ahmed ez-Zübeyrî’den, onun Hakem b. Zuhayr’dan, onun da Süddî’den rivayet ettiğine göre Süddî de “Onda şüphe yoktur” sözünü “Onda kuşku yoktur” diye açıklamıştır. Mûsâ b. Hârûn el-Hemdânî’nin, Amr b. Hammâd’dan, onun Esbât’tan, onun da Süddî’den rivayet ettiği haberde Süddî, Ebû Mâlik’ten, Ebû Sâlih’ten, İbn Abbas’tan, Mürre el-Hemdânî’den, İbn Mes‘ûd’dan ve Nebi’nin ashabından bazı kimselerden “Onda şüphe yoktur” ifadesinin “Onda kuşku yoktur” anlamına geldiğini nakletmiştir. Muhammed b. Humeyd’in, Seleme b. Fadl’dan, onun Muhammed b. İshak’tan, onun Muhammed b. Ebî Muhammed’den, onun da İkrime veya Saîd b. Cübeyr yoluyla İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas da “Onda şüphe yoktur” sözü hakkında “Onda kuşku yoktur” demiştir. Kâsım b. Hasan’ın, Hüseyin’den, onun Haccâc’dan, onun da İbn Cüreyc’den rivayet ettiğine göre İbn Abbas “Onda şüphe yoktur” ifadesinin “Onda kuşku yoktur” anlamına geldiğini söylemiştir. Hasan b. Yahyâ’nın, Abdürrezzâk’tan, onun Ma‘mer’den, onun da Katâde’den rivayet ettiğine göre Katâde de “Onda şüphe yoktur” sözünü “Onda kuşku yoktur” diye açıklamıştır. Ammâr b. Hasan’dan nakledildiğine göre Abdullah b. Ebî Cafer, babasından, o da Rebî‘ b. Enes’ten rivayet etmiş ve Rebî‘ “Onda şüphe yoktur” ifadesinin “Onda kuşku yoktur” anlamına geldiğini söylemiştir.
“Şüphe” kelimesi, “Bir şey beni şüpheye düşürdü” sözünden türeyen bir mastardır. Saâde b. Cüeyye el-Hüzelî’nin şu sözü de bu kabildendir: “Dediler ki: Biz kabileyi onun etrafını sarmış halde bıraktık; kuşkusuz orada bir öldürülmüş vardı.” Bu beyitte “onun etrafını sardılar” ifadesiyle, çevresini kuşattılar anlamı kastedilmiştir. “Kuşkusuz orada bir öldürülmüş vardı” ifadesindeki anlam da budur. “Onda şüphe yoktur” ayetindeki zamir kitaba dönmektedir. Buna göre anlam şöyledir: “O kitabın Allah katından olduğunda hiçbir kuşku yoktur; o, muttakiler için bir hidayettir.”
Allah Teâlâ’nın “hidayet” sözünün tevili hakkında Ahmed b. Hâzim el-Gıfârî’nin, Ebû Nuaym’dan, onun Süfyân’dan, onun Beyân’dan, onun da Şa‘bî’den rivayet ettiğine göre Şa‘bî, “hidayet” kelimesi hakkında “Sapıklıktan doğru yola götüren hidayettir” demiştir. Mûsâ b. Hârûn’un, Amr b. Hammâd’dan, onun Esbât b. Nasr’dan, onun İsmail es-Süddî’den rivayet ettiği haberde Süddî, Ebû Mâlik’ten, Ebû Sâlih’ten, İbn Abbas’tan, Mürre el-Hemdânî’den, İbn Mes‘ûd’dan ve Nebi’nin ashabından bazı kimselerden “Muttakiler için hidayettir” ifadesinin “Muttakiler için nurdur” anlamına geldiğini nakletmiştir.
Bu yerde “hidayet” kelimesi, “Bir kimseye yolu gösterdim, onu o yola irşad ettim, ona delalet ettim ve onu onun için açıkladım” anlamındaki fiilden gelen bir mastardır. Eğer biri bize “Allah’ın kitabı yalnızca muttakiler için mi nurdur ve yalnızca müminler için mi irşattır?” diye sorarsa, ona şöyle cevap verilir: Bu, Rabbimizin onu nitelediği gibidir. Eğer o, muttakiler dışındaki kimseler için de nur ve mümin olmayanlar için de irşat olsaydı, Allah muttakileri özellikle “onlar için hidayet” diye ayırmazdı; aksine bütün uyarılanları kapsayacak şekilde ifade ederdi. Fakat o, muttakiler için hidayet, müminlerin göğüslerindeki şeyler için şifa, yalanlayanların kulaklarında ağırlık, inkâr edenlerin gözleri için körlük ve kâfirlere karşı Allah’ın kesin hüccetidir. Ona iman eden hidayete erer; onu inkâr eden ise onunla aleyhine delil getirilmiş kimse olur.
“Hidayet” kelimesi burada birkaç anlama ihtimal taşır. Bunlardan biri, “kitap” kelimesinden kesilmiş bir hal olarak mansup olmasıdır. Çünkü “hidayet” nekre, “kitap” ise marifedir. Bu durumda anlam şöyle olur: “Elif Lâm Mîm. İşte o kitap, muttakilere hidayet edici olarak…” Bu durumda “o” kelimesi “Elif Lâm Mîm” ile merfû olur, “Elif Lâm Mîm” de onunla irtibatlandırılır ve “kitap” kelimesi “o” kelimesinin sıfatı olur. “Hidayet” kelimesinin, “onda” ifadesindeki kitaba dönen zamirden kesilmiş hal olarak mansup olması da mümkündür. Bu durumda anlam şöyle olur: “Elif Lâm Mîm. Kendisinde şüphe bulunmayan o kitap, hidayet edici olarak…” “Elif Lâm Mîm”in tam bir söz kabul edilmesi halinde de “hidayet” kelimesi bu iki yönden mansup olabilir. Nitekim İbn Abbas onun anlamını “Ben Allah’ım, en iyi bilenim” diye açıklamıştır. Bu durumda “İşte o kitap” yeni başlayan bağımsız bir haber olur. “Kitap” kelimesi “o” ile, “o” da “kitap” ile merfû olur ve “hidayet” kelimesi kitaptan kesilmiş hal olur. Yahut “o” kelimesi, “onda” ifadesindeki kendisine dönen zamirle merfû kabul edilir; “kitap” ona sıfat olur ve “hidayet” de “onda” ifadesindeki zamirden kesilmiş hal olur.
Eğer “hidayet” kelimesi merfû kabul edilirse, “İşte o kitap” ifadesinin bağımsız bir haber, “Elif Lâm Mîm”in de kendi başına yeterli tam bir söz olması gerekir. Bunun yalnızca bir istisnası vardır: “Hidayet” kelimesi övgü anlamıyla merfû olabilir. Nitekim Allah Teâlâ, “Elif Lâm Mîm. Bunlar hikmetli kitabın ayetleridir; iyilik edenler için hidayet ve rahmettir” (Lokmân 1-3) buyurmuştur. “Rahmet” kelimesini merfû okuyan kıraate göre bu, ayetler için bir övgü olur.
Bu durumda “hidayet” kelimesinin merfû oluşu üç yönden mümkündür. Birincisi, zikrettiğimiz gibi yeni başlayan bir övgü olmasıdır. İkincisi, onu merfû kılanın “o” kelimesi kabul edilmesi ve “kitap” kelimesinin de “o” kelimesine sıfat yapılmasıdır. Üçüncüsü ise “onda şüphe yoktur” ifadesinin yer bakımından konumuna tabi kılınmasıdır. Bu durumda “İşte o kitap” ifadesi, “onda” sözündeki dönen zamirle merfû olur. Bu, Allah Teâlâ’nın “Bu, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır” (En‘âm 92) sözüne benzer.
Arapça ilimlerinde önce gelen Kûfeli bazı kimseler, “Elif Lâm Mîm”in “İşte o kitap” ifadesini merfû kıldığını iddia etmiştir. Buna göre anlam şöyle olur: “Bu harfler alfabe harflerindendir; işte o kitap, sana vahyetmeyi vadettiğim kitaptır.” Fakat sonra bu görüşünü bozmuş, kurduğu şeyi hızlıca yıkmıştır. Çünkü “hidayet” kelimesinin iki yönden merfû, iki yönden de mansup olabileceğini söylemiştir. Merfû oluş yönlerinden birinin, “kitap” kelimesinin “o” kelimesine sıfat yapılması ve “hidayet” kelimesinin “o” kelimesinin haberi olarak merfû kabul edilmesi olduğunu söylemiştir. Sanki “O, kendisinde şüphe bulunmayan bir hidayettir” denilmiş olur. Ayrıca “Onda şüphe yoktur” ifadesi haber yapılırsa, “hidayet” kelimesinin de bu ifadenin yerine tabi kılınarak merfû okunabileceğini söylemiştir. Bu, Allah’ın “Bu, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır” (En‘âm 92) sözüne benzer; sanki “Bu, sıfatı şöyle şöyle olan hidayet kitabıdır” denilmiş olur. Mansup oluş yönlerinden birinde ise “kitap” kelimesini “o” kelimesinin haberi yapmak ve “hidayet” kelimesini kesilmiş hal olarak mansup okumak mümkündür. Çünkü “hidayet” nekredir, marifeye bağlanmıştır ve marifenin haberi tamamlanmıştır. Nekre, marifeye delil olamayacağı için mansup yapılır. Dilersen “hidayet” kelimesini “onda” ifadesindeki zamirden kesilmiş hal olarak da mansup yaparsın; sanki “Onda, hidayet edici olarak hiçbir şüphe yoktur” demiş olursun.
Ebû Ca‘fer dedi ki: Bu kişi, “Elif Lâm Mîm” hakkında kurduğu aslı terk etmiş ve onu arkasına atmıştır. Çünkü onun kurduğu asla göre “hidayet” kelimesinin hiçbir durumda merfû olmasına izin vermemesi gerekirdi; yalnızca yeni başlayan bir övgü olması yönünden merfû olabilirdi. “O” kelimesinin haberi olması yahut “onda şüphe yoktur” ifadesinin yerine tabi olması ise kendi görüşüne göre yanlış olmalıydı. Çünkü “Elif Lâm Mîm”, “İşte o kitap” ifadesini merfû kılıyorsa, artık “hidayet” kelimesinin “o” kelimesine haber olması veya “onda şüphe yoktur” ifadesinin yerine tabi olması mümkün değildir. Zira bu durumda önceki haber tamamlanmış olur ve “hidayet” kelimesi ondan ayrıldığı için onun konumu mansup olur.
Allah Teâlâ’nın “muttakiler için” sözünün tevili hakkında Süfyân b. Vekî‘in, babasından, onun Süfyân’dan, onun da bir adam vasıtasıyla Hasan’dan rivayet ettiğine göre Hasan, “muttakiler için” ifadesi hakkında şöyle demiştir: “Onlar, kendilerine haram kılınan şeylerden sakınan ve kendilerine farz kılınanları yerine getiren kimselerdir.” Muhammed b. Humeyd’in, Seleme b. Fadl’dan, onun Muhammed b. İshak’tan, onun Muhammed b. Ebî Muhammed’den, onun da İkrime veya Saîd b. Cübeyr yoluyla İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas, “muttakiler için” ifadesini şöyle açıklamıştır: “Onlar, bildikleri hidayeti terk etmeleri sebebiyle Allah’ın azabından sakınan ve O’nun getirdiğini tasdik ederek rahmetini uman kimselerdir.” Mûsâ b. Hârûn’un, Amr b. Hammâd’dan, onun Esbât’tan, onun da Süddî’den rivayet ettiği haberde Süddî, Ebû Mâlik’ten, Ebû Sâlih’ten, İbn Abbas’tan, Mürre el-Hemdânî’den, İbn Mes‘ûd’dan ve Nebi’nin ashabından bazı kimselerden “Muttakiler için hidayettir” ifadesi hakkında “Onlar müminlerdir” sözünü nakletmiştir.
Ebû Küreyb’in, Ebû Bekir b. Ayyâş’tan rivayet ettiğine göre Ebû Bekir şöyle demiştir: “A‘meş bana muttakilerin kim olduğunu sordu. Ben cevap verdim. Bunun üzerine bana, ‘Bunu Kelbî’ye sor’ dedi. Ben de ona sordum. Kelbî şöyle dedi: ‘Onlar büyük günahlardan kaçınan kimselerdir.’ Sonra A‘meş’e döndüm. O da ‘Biz de bunun böyle olduğunu düşünüyoruz’ dedi ve bunu inkâr etmedi.” Müsennâ b. İbrahim et-Taberî’nin, İshak b. Haccâc’dan, onun Abdurrahman b. Abdullah’tan, onun Ömer Ebû Hafs’tan, onun Saîd b. Ebî Arûbe’den, onun da Katâde’den rivayet ettiğine göre Katâde, “Muttakiler için hidayettir” sözü hakkında şöyle demiştir: “Onların kim oldukları, nitelikleri ve sıfatları belirtilmiş, sonra da Allah onların sıfatlarını sabit kılarak şöyle buyurmuştur: ‘Onlar gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar.’” (Bakara 3) Ebû Küreyb’in, Osman b. Saîd’den, onun Bişr b. Ammâr’dan, onun Ebû Ravk’tan, onun Dahhâk’tan, onun da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas, “muttakiler için” ifadesi hakkında şöyle demiştir: “Onlar, şirkten sakınan ve Bana itaatle amel eden müminlerdir.”
Allah Teâlâ’nın “muttakiler için hidayettir” sözü hakkında en doğru tevil, bu kimseleri Allah’ın yasakladığı şeylerden sakınan, günahlardan uzak duran, Allah’ın emrettiği farzlar konusunda da O’ndan sakınarak onları yerine getirmek suretiyle O’na itaat eden kimseler olarak açıklayan tevildir. Çünkü Allah onları takva ile nitelemiştir ve onların takvasını, takvanın bazı türleriyle sınırlamamıştır. Bu sebeple hiç kimsenin, teslim edilmesi gereken bir delil olmadan bu anlamı takvanın bazı yönleriyle sınırlama hakkı yoktur. Eğer bu kimselerin sıfatı genel takva değil de takvanın özel bir anlamıyla sınırlı olsaydı, Allah bunu kullarına ya kitabında ya da Rasulü’nün diliyle açıklamayı terk etmezdi. Çünkü akıl bakımından onların genel takva ile nitelenmesini imkânsız kılan bir delil yoktur. Böylece “muttakiler” ifadesinin yalnızca “şirkten sakınan ve nifaktan uzak olan kimseler” anlamına geldiğini söyleyenlerin görüşünün bozukluğu ortaya çıkmış olur. Çünkü bir kimse bu durumda olabilir, fakat yine de fasık olup muttakilerden sayılmayı hak etmeyebilir. Ancak bu görüşü söyleyen kimse, nifak ile Allah’ın haram kıldığı çirkin işleri yapmayı ve farz kıldığı yükümlülükleri terk etmeyi kastediyorsa, o zaman anlam bakımından isabet etmiş olur. Çünkü ilim ehlinin bir kısmı böyle davranan kimseyi münafık diye adlandırmıştır. Bu durumda kişi, böyle kimseleri bu isimle adlandırma hususunda farklı bir kullanım benimsemiş olsa da Allah’ın “muttakiler” sözüne verdiği anlam bakımından doğruya ulaşmış olur.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…