"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Bakara 1

Elif Lâm Mîm

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Elif (elif harfi) Lâm (lâm harfi) Mîm (mîm harfi)

Mukatil Tefsiri
Ka‘b bin Eşref ile Ka‘b bin Esed’i Peygamber İslam’a çağırdığı zaman onlar, onu yalanlayarak: “Allah, Musa’dan sonra hiçbir kitap indirmedi.” dediler. Bunun üzerine Allah onların bu sözü hakkında şu ayeti indirdi: “Elif Lâm Mîm. İşte o kitap…” Buradaki anlam, Yahudilerin inkâr ettiği bu kitabın kendisi demektir.

Taberi Tefsiri
Ebû Ca‘fer dedi ki: Kur’an’ı açıklayan âlimler, Allah Teâlâ’nın “Elif Lâm Mîm” (Bakara 1) sözü hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Onlardan bazıları bunun Kur’an’ın isimlerinden biri olduğunu söylemiştir. Hasan b. Yahyâ’nın, Abdürrezzâk’tan, onun da Ma‘mer’den, onun da Katâde’den rivayet ettiğine göre Katâde, “Elif Lâm Mîm Kur’an’ın isimlerinden bir isimdir” demiştir. Müsennâ b. İbrahim el-Âmilî’nin, Ebû Huzeyfe Mûsâ b. Mes‘ûd’dan, onun Şibl’den, onun İbn Ebî Necîh’ten, onun da Mücâhid’den naklettiğine göre Mücâhid de “Elif Lâm Mîm Kur’an’ın isimlerinden biridir” demiştir. Kâsım b. Hasan’ın, Hüseyin b. Dâvûd’dan, onun Haccâc’dan, onun da İbn Cüreyc’den rivayet ettiğine göre İbn Cüreyc de aynı şekilde bunun Kur’an’ın isimlerinden biri olduğunu söylemiştir.
Bazıları ise bunun Allah’ın Kur’an’ı kendileriyle başlattığı başlangıç harfleri olduğunu söylemiştir. Hârûn b. İdrîs el-Esam el-Kûfî’nin, Abdurrahman b. Muhammed el-Muhâribî’den, onun İbn Cüreyc’den, onun da Mücâhid’den rivayet ettiğine göre Mücâhid şöyle demiştir: “Elif Lâm Mîm, Allah’ın Kur’an’ı onunla açtığı başlangıç harfleridir.” Ahmed b. Hâzim el-Gıfârî’nin, Ebû Nuaym’dan, onun Süfyân’dan, onun da Mücâhid’den rivayet ettiğine göre Mücâhid “Elif Lâm Mîm başlangıç harfleridir” demiştir. Müsennâ b. İbrahim’in, İshak b. Haccâc’dan, onun Yahyâ b. Âdem’den, onun Süfyân’dan, onun İbn Ebî Necîh’ten, onun da Mücâhid’den rivayet ettiğine göre Mücâhid şöyle demiştir: “Elif Lâm Mîm, Hâ Mîm, Elif Lâm Mîm Sâd ve Sâd; Allah’ın kendileriyle söze başladığı başlangıç harfleridir.” Kâsım b. Hasan’ın, Hüseyin’den, onun Haccâc’dan, onun da İbn Cüreyc’den rivayet ettiği haber de bu anlamdadır.
Bazıları bunun surelerin ismi olduğunu söylemiştir. Yûnus b. Abdüla‘lâ’nın, Abdullah b. Vehb’den rivayet ettiğine göre Abdullah b. Vehb, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem’e Allah’ın “Elif Lâm Mîm. İşte bu kitap…” (Bakara 1-2), “Elif Lâm Mîm. Bu kitabın indirilişi…” (Secde 1-2) ve “Elif Lâm Mîm Râ. Bunlar…” (Ra‘d 1) ayetleri hakkında soru sormuş, o da babasının şöyle dediğini nakletmiştir: “Bunlar surelerin isimleridir.”
Bazıları bunun Allah’ın en büyük ismi olduğunu söylemiştir. Muhammed b. Müsennâ’nın, Abdurrahman b. Mehdî’den, onun Şu‘be’den rivayet ettiğine göre Şu‘be, Süddî’ye “Hâ Mîm”, “Tâ Sîn Mîm” ve “Elif Lâm Mîm” hakkında sormuş, Süddî de İbn Abbas’ın “Bu Allah’ın en büyük ismidir” dediğini aktarmıştır. Muhammed b. Müsennâ’nın, Ebû Nu‘mân’dan, onun Şu‘be’den, onun İsmail es-Süddî’den, onun da Mürre el-Hemdânî’den rivayet ettiğine göre Abdullah da benzer bir söz söylemiştir. Müsennâ’nın, İshak b. Haccâc’dan, onun Ubeydullah b. Musa’dan, onun İsmail’den, onun da Şa‘bî’den rivayet ettiğine göre Şa‘bî şöyle demiştir: “Surelerin başındaki harfler Allah’ın isimlerindendir.”
Bazıları ise bunun Allah’ın kendisiyle yemin ettiği bir yemin olduğunu ve O’nun isimlerinden biri sayıldığını söylemiştir. Yahyâ b. Osman b. Sâlih es-Sehmî’nin, Abdullah b. Sâlih’den, onun Muâviye b. Sâlih’den, onun Ali b. Ebî Talha’dan, onun da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas şöyle demiştir: “Bu, Allah’ın kendisiyle yemin ettiği bir yemindir ve O’nun isimlerindendir.” Yakub b. İbrahim’in, İbn Uleyye’den, onun Hâlid el-Hazzâ’dan, onun da İkrime’den rivayet ettiğine göre İkrime “Elif Lâm Mîm bir yemindir” demiştir.
Bazıları bunun isim ve fiillerden kesilmiş harfler olduğunu, her harfin diğerinden farklı bir anlam taşıdığını söylemiştir. Ebû Küreyb’in, Vekî‘den; ayrıca Süfyân b. Vekî‘in, İbn Ebî Şerîk’ten, onun Atâ b. Sâib’den, onun Ebû Duhâ’dan, onun da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas “Elif Lâm Mîm” hakkında “Ben Allah’ım, en iyi bilenim” demiştir. Ebû Ubeyd’den nakledildiğine göre Ebû Yakzân, Atâ b. Sâib’den, o da Saîd b. Cübeyr’den rivayet etmiş ve Saîd de “Elif Lâm Mîm”in anlamının “Ben Allah’ım, en iyi bilenim” olduğunu söylemiştir. Mûsâ b. Hârûn el-Hemdânî’nin, Amr b. Hammâd el-Kannâd’dan, onun Esbât b. Nasr’dan, onun İsmail es-Süddî’den naklettiği rivayette Süddî, Ebû Mâlik’ten, Ebû Sâlih’ten, İbn Abbas’tan, Mürre el-Hemdânî’den, İbn Mes‘ûd’dan ve Nebi’nin ashabından bazı kimselerden şöyle rivayet etmiştir: “Elif Lâm Mîm, Allah’ın isimlerinin hece harflerinden türetilmiş bir harftir.” Muhammed b. Ma‘mer’in, Abbas b. Ziyâd el-Bâhilî’den, onun Şu‘be’den, onun Ebû Bişr’den, onun Saîd b. Cübeyr’den, onun da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas, “Elif Lâm Mîm”, “Hâ Mîm” ve “Nûn” hakkında “kesilmiş isimlerdir” demiştir.
Bazıları bunların konulmuş hece harfleri olduğunu söylemiştir. Mansûr b. Ebî Nüveyre’den nakledildiğine göre Ebû Saîd el-Müeddib, Husayf’tan, o da Mücâhid’den rivayet etmiş ve Mücâhid şöyle demiştir: “Kāf, Sâd, Hâ Mîm, Tâ Sîn Mîm, Elif Lâm Râ ve diğer sure başlangıçlarının tamamı konulmuş hece harfleridir.”
Bazıları ise bu harflerin her birinin çeşitli anlamlar taşıdığını söylemiştir. Müsennâ b. İbrahim et-Taberî’nin, İshak b. Haccâc’dan, onun Abdullah b. Ebî Cafer er-Râzî’den, onun babasından, onun da Rebî‘ b. Enes’ten rivayet ettiğine göre Rebî‘, Allah’ın “Elif Lâm Mîm” sözü hakkında şöyle demiştir: “Bu harfler yirmi dokuz harften oluşmaktadır ve bütün diller onların etrafında dönmektedir. Bu harflerden hiçbiri yoktur ki Allah’ın isimlerinden birinin anahtarı olmasın. Hiçbiri yoktur ki O’nun nimetleri ve belalarıyla ilgili bulunmasın. Hiçbiri yoktur ki bir kavmin süresi ve eceliyle bağlantılı olmasın.” Ardından Îsâ b. Meryem’in şöyle dediğini aktarmıştır: “İnsanların Allah’ın isimleriyle konuşup O’nun rızkıyla yaşamaları, sonra da nasıl inkâr etmeleri ne şaşırtıcıdır!” Sonra şöyle açıklamıştır: “Elif, Allah isminin anahtarıdır. Lâm, Latîf isminin anahtarıdır. Mîm ise Mecîd isminin anahtarıdır. Elif Allah’ın nimetlerini, Lâm O’nun lütfunu, Mîm ise O’nun yüceliğini ifade eder. Elif bir yıl, Lâm otuz yıl, Mîm ise kırk yıl anlamına gelir.” İbn Humeyd’in, Hakkâm’dan, onun Ebû Cafer’den, onun da Rebî‘den rivayet ettiği haber de bu anlamdadır.
Bazıları bunların ebced hesabına ait harfler olduğunu söylemiştir. Ancak bu görüşü nakleden kişinin rivayetine güvenilmediği için onun adı zikredilmemiştir. Bunun benzeri bir rivayet daha önce Rebî‘ b. Enes’ten de aktarılmıştır. Bazıları ise “Her kitabın bir sırrı vardır; Kur’an’ın sırrı da surelerin başındaki harflerdir” demiştir.
Arap dili âlimleri de bu harflerin anlamı hakkında ihtilaf etmişlerdir. Onlardan bazıları şöyle demiştir: “Bunlar alfabe harflerinden bir kısmıdır. Sure başlarında bir bölümünün zikredilmesi, geri kalan harfleri zikretmeye ihtiyaç bırakmamıştır. Nasıl ki bir kimse ‘elif, be, te, se’ dediğinde bütün alfabe harflerini kastetmiş olursa, burada da durum aynıdır.” Bu görüşe göre “İşte bu kitap…” (Bakara 2) ifadesi şu anlama gelir: “Elif, Lâm, Mîm; bunlar kesik harflerdendir. Sana topluca indirdiğim kitap işte budur ve onda şüphe yoktur.”
Daha sonra şöyle denilmiştir: Eğer biri “Elif, be, te, se artık hece harflerinin adı haline gelmiştir; tıpkı ‘elhamd’ın Fâtiha’nın adı olması gibi” diyecek olursa ona şöyle cevap verilir: “Bir kimsenin ‘Oğlum tâ ve zâdadır’ demesi mümkündür ve bununla onun kesik harfleri öğrendiği anlaşılır. Bu da gösterir ki ‘elif, be, te, se’ bağımsız isimler değildir.” Sonra şöyle açıklanmıştır: “Sure başlarında harflerin farklı şekillerde zikredilmesinin sebebi onları birbirinden ayırmaktır.”
Buna delil olarak Benî Esed’den bir reciz şairinin şu sözünü aktarmışlardır:
“İşini Hutti’de görünce,
Yalan ve saçmalık içinde debelendiğini görünce,
Saçlarından tuttum onu,
Vurmam ve çekiştirmem sürdü,
Başını kan kaplayıncaya kadar…”
Şairin burada “Hutti” ile “Ebced”i kastettiği söylenmiştir.
Bazıları ise sure başlarındaki bu harflerin müşriklerin dikkatini çekmek için konulduğunu söylemiştir. Çünkü müşrikler Kur’an’dan yüz çevirmeyi tavsiye ediyorlardı. Bu harfleri işitince kulak verirler, ardından Kur’an kendilerine okunurdu.
Bazıları da bu harflerin Allah’ın sözüne başlamak için kullandığı harfler olduğunu söylemiştir. Eğer “Kur’an’da anlamı olmayan bir şey olabilir mi?” denirse buna şöyle cevap verilmiştir: “Bu harflerle önceki surenin sona erdiği ve yeni bir surenin başladığı anlaşılır. Bunlar iki sure arasındaki ayrımı gösteren işaretlerdir.” Araplar da şiirlerinde böyle yapmaktadır. Şairlerden biri şöyle der:
“Bel…
Öyle bir belde ki insan onun halkından değildir…”
Bir diğeri de şöyle der:
“Hayır, bilakis…
Gam ve kederleri harekete geçiren şey…”
Buradaki “bel” kelimesi beyitten sayılmaz ve vezne dahil edilmez; ancak onunla bir söz kesilir ve başka bir söze başlanır.
Ebû Ca‘fer dedi ki: “Bu konuda aktarılan görüşlerin her birinin bilinen bir yönü vardır.” Daha sonra “Elif Lâm Mîm Kur’an’ın isimlerinden biridir” diyenlerin sözünü açıklayarak şöyle demiştir: “Bunun iki anlamı olabilir. Birincisi, ‘Elif Lâm Mîm’in ‘Furkan’ gibi doğrudan Kur’an’ın isimlerinden biri olmasıdır. Bu durumda ‘Elif Lâm Mîm. İşte bu kitap…’ (Bakara 1-2) ifadesi yemin anlamına gelir; yani ‘Kur’an’a andolsun ki bu kitapta şüphe yoktur’ demektir. İkinci ihtimal ise bunun sureyi tanıtan bir isim olmasıdır. Nasıl insanlar isimleriyle tanınıyorsa, sureler de böyle tanınır. Bir kimse ‘Bugün Elif Lâm Mîm Sâd ve Nûn okudum’ dediğinde hangi sureleri okuduğu anlaşılır.”
Sonra şöyle denilmiştir: Eğer biri “Kur’an’da birden fazla Elif Lâm Mîm ve Elif Lâm Mîm Râ vardır; isimler ayırt edici olmalıdır” diye itiraz edecek olursa ona şöyle cevap verilir: “İsimler başlangıçta ayırt etmek için konmuştur. Sonra aynı ismi taşıyanlar çoğalınca onları birbirinden ayırmak için nisbet ve sıfatlara ihtiyaç duyulmuştur.” Bu sebeple “Elif Lâm Mîm Bakara’yı okudum” veya “Elif Lâm Mîm Âl-i İmrân’ı okudum” denilir. Bu, adı Amr olan iki kişiden birine “Amr et-Temîmî”, diğerine “Amr el-Ezdî” denilmesine benzer.
“Bunlar Allah’ın sözüne başladığı harflerdir” diyenler ise bununla sureler arasındaki ayrımı kastetmişlerdir. Tıpkı bir şairin yeni bir kasideye başlarken “Bel…” demesi gibi.
“Bunlar Allah’ın isimlerinden ve sıfatlarından alınmış kesik harflerdir” diyenler ise şu şairin sözüne benzer bir anlam kastetmişlerdir:
“Ona: ‘Bizim için dur!’ dedik.
O da: ‘Kaf!’ dedi.
Sanma ki biz at koşturmayı unuttuk.”
Buradaki “Kaf”, “durdum” sözünün bir kısmıdır. Aynı şekilde “Elif”, “Ben”in; “Lâm”, “Allah”ın; “Mîm” ise “En iyi bilenim” ifadesinin bir kısmıdır. Böylece bunların toplamı “Ben Allah’ım, en iyi bilenim” anlamını verir. Sonra şöyle demişlerdir: “Arapların konuşmalarında, geriye kalan kısım anlamı gösterdiği sürece bazı harfleri düşürmeleri yaygındır.” Bunun örneği olarak “Hâris” isminden “s” harfini düşürüp “Ey Hâr!” demeleri zikredilmiştir. Yine bazı şiirlerde kelimelerin yalnızca bir harfiyle yetinildiği örnekler verilmiştir. Aynı şekilde bazı kelimelere aslında olmayan harflerin eklendiği de görülmektedir. Onlara göre “Elif Lâm Mîm” ve benzeri harflerdeki eksiltmeler de Arapların şiir ve konuşmalarındaki bu tür kullanımlara benzemektedir.

“Elif Lâm Mîm” ve benzeri harflerin her birinin birçok farklı anlama delalet ettiğini söyleyenler, Rebî‘ b. Enes’ten naklettiğimiz görüşe benzer bir yoruma yönelmişlerdir. Onlar bu görüşü, “Ben Allah’ım, en iyi bilenim” şeklindeki tevilde olduğu gibi değerlendirmişler ve her harfin tam bir kelimenin bazı harflerini temsil ettiğini, geri kalan harflerin zikredilmemesinin ise o harfin bütün kelimeye delalet etmesi sebebiyle yeterli olduğunu söylemişlerdir. Ancak onlar, ilk görüş sahiplerinden farklı olarak her harfin hangi kelimeden olduğunda ayrılmışlardır. Buna göre “Elif”, yalnızca tek bir kelimenin değil, birçok kelimenin parçasıdır ve bütün bu anlamların tamamına delalet etmektedir. Onlar şöyle demişlerdir: Eğer bu kelimelerin bütün harfleri açıkça zikredilmiş olsaydı, ortaya çıkan kelime yalnızca tek bir anlama delalet ederdi; birden fazla anlama delalet etmezdi. Halbuki Allah Teâlâ her bir harfle birçok manaya işaret etmeyi murad etmiştir. Bu sebeple her harf tek başına bırakılmıştır ki muhataplar, Allah’ın bununla yalnızca tek bir manayı kastetmediğini, aksine birçok manayı hedeflediğini anlasınlar.

Onlara göre “Elif”, birçok manayı içinde taşımaktadır. Bunlardan biri Allah isminin tamamlanmasıdır. Yani “Allah” ismindeki ilk harftir. Aynı zamanda Allah’ın nimetlerini ifade eden “Âlâ” kelimesinin de ilk harfidir. Bunun yanında ebced hesabında bir sayısına karşılık geldiği için bir kavmin ecelinin bir yıl olduğuna da delalet eder. “Lâm” harfi ise “Latîf” isminin tamamlanmasına, Allah’ın lütfunu ifade eden “Lutf” kelimesine ve ebced hesabına göre otuz yıllık bir süreye işaret eder. “Mîm” harfi de “Mecîd” isminin tamamlanmasına, Allah’ın yüceliğini ifade eden “Mecd” kelimesine ve kırk yıllık bir süreye delalet eder.

Buna göre ilk görüş sahiplerinin sözünün anlamı şudur: Allah Teâlâ, kelamına kendi zatını “her şeyi bilen” olmakla niteleyerek başlamıştır. Aynı zamanda bunu kulları için de bir yöntem kılmıştır ki konuşmalarının, mektuplarının ve önemli işlerinin başlangıcında bu yolu izlesinler. Ayrıca bunu onlar için bir imtihan yapmıştır ki ahiret yurdunda büyük sevap kazansınlar. Nitekim Allah Teâlâ bazı surelere “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” (Fâtiha 2) ve “Gökleri ve yeri yaratan Allah’a hamd olsun” (En‘âm 1) gibi ifadelerle başlamıştır. Bazı surelerin başlangıcını ise tesbih ve tenzihle kendi zatını yüceltmeye ayırmıştır: “Kulunu bir gece yürütüp götüren Allah her türlü eksiklikten uzaktır” (İsrâ 1) ayetinde olduğu gibi. Kur’an surelerinin bir kısmı Allah’a hamd ile, bir kısmı O’nu yüceltmekle, bir kısmı ise O’nu tesbih ve tenzih etmekle başlamaktadır. Aynı şekilde bazı surelerin başlangıcında yer alan hurûf-ı mukattaa da kimi zaman Allah’ın ilmini, kimi zaman adaletini ve insafını, kimi zaman da ihsanını ve lütfunu kısa ve öz bir şekilde ifade eden övgülerdir. Sonrasında ise konular ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Bu tevile göre “Elif Lâm Mîm” kendi içinde merfûdur ve “İşte bu kitap…” (Bakara 2) ifadesi ondan bağımsız yeni bir cümledir. “İşte bu kitap” ifadesi ayrı bir mübtedanın haberi olur. Aynı şekilde ikinci görüş sahiplerinin anlayışında da “işte bu kitap” ifadesi kendi içinde merfûdur; ancak anlam bakımından ilk görüşten farklıdır.

Hurûf-ı mukattaanın yalnızca ebced hesabına işaret ettiğini söyleyenler ise şöyle demişlerdir: “Biz bu kesik harflerde ebced hesabı ve harflerin okunmasından başka anlaşılır bir mana bilmiyoruz.” Onlar ayrıca şöyle demişlerdir: “Allah Teâlâ kullarına ancak anlayabilecekleri ve kavrayabilecekleri şeylerle hitap eder.” Buna göre “Elif Lâm Mîm” ifadesinin ancak iki ihtimali vardır: Ya sadece harfleri hecelemek içindir ya da ebced hesabına işaret eder. Birinci ihtimal geçersiz olunca geriye ikinci ihtimal kalır. Çünkü “Elif Lâm Mîm” ifadesinden sonra “İşte bu kitap” sözünün gelmesi, yalnızca harfleri heceleme anlamı düşünüldüğünde anlamsız olur.

Bu görüşlerine delil olarak Muhammed b. Humeyd er-Râzî’nin, Seleme b. Fadl’dan, onun Muhammed b. İshak’tan, onun Kelbî’den, onun Ebû Sâlih’ten, onun da İbn Abbas’tan rivayet ettiği şu haberi zikretmişlerdir: Câbir b. Abdullah b. Ribâb şöyle anlatmıştır: Ebû Yâsir b. Ahtab, Rasulullah’ın Bakara suresinin başındaki “Elif Lâm Mîm. İşte o kitap…” (Bakara 1-2) ayetlerini okuduğunu işitti. Bunun üzerine kardeşi Huyey b. Ahtab’a ve yanındaki Yahudilere giderek şöyle dedi: “Vallahi Muhammed’in, kendisine indirilenler arasında ‘Elif Lâm Mîm. İşte bu kitap…’ ayetini okuduğunu duydum.” Onlar: “Bunu gerçekten sen mi duydun?” dediler. O da: “Evet” dedi. Bunun üzerine Huyey b. Ahtab ve beraberindeki Yahudiler Rasulullah’ın yanına geldiler ve şöyle dediler: “Ey Muhammed! Sana indirilenler arasında ‘Elif Lâm Mîm. İşte bu kitap…’ okuduğun bize ulaştı, doğru mu?” Rasulullah: “Evet” buyurdu. Onlar: “Bunu sana Allah katından Cebrâil mi getirdi?” dediler. Rasulullah: “Evet” buyurdu. Bunun üzerine şöyle dediler: “Allah senden önce peygamberler de göndermiştir. Fakat onların hiçbirine, ümmetinin süresinin ve hükümranlığının ne kadar olduğu bildirilmemiştir.” Sonra Huyey b. Ahtab yanındakilere dönerek şöyle dedi: “Elif bir, Lâm otuz, Mîm kırktır. Toplam yetmiş bir eder.” Ardından şöyle dedi: “Hükümranlığı ve ümmetinin süresi yalnızca yetmiş bir yıl olan bir peygamberin dinine mi gireceksiniz?” Sonra Rasulullah’a dönüp şöyle dedi: “Bunun dışında başka bir şey var mı?” Rasulullah: “Evet, Elif Lâm Mîm Sâd var” buyurdu. Huyey şöyle dedi: “Bu daha ağır ve daha uzundur. Elif bir, Lâm otuz, Mîm kırk, Sâd doksandır. Toplam yüz altmış bir eder.” Sonra: “Bunun dışında başka var mı?” dedi. Rasulullah: “Elif Lâm Râ var” buyurdu. Huyey şöyle dedi: “Bu daha da ağır ve uzundur. Elif bir, Lâm otuz, Râ iki yüzdür. Toplam iki yüz otuz bir eder.” Sonra tekrar: “Başka var mı?” dedi. Rasulullah: “Elif Lâm Mîm Râ var” buyurdu. Huyey şöyle dedi: “Bu hepsinden daha ağır ve daha uzundur. Elif bir, Lâm otuz, Mîm kırk, Râ iki yüzdür. Toplam iki yüz yetmiş bir eder.” Ardından şöyle dedi: “Ey Muhammed! Senin işin bize karışık geldi. Sana az mı verildi çok mu, anlayamıyoruz.” Sonra oradan ayrıldılar. Ebû Yâsir kardeşi Huyey b. Ahtab’a ve yanındaki hahamlara şöyle dedi: “Belki bunların hepsi Muhammed için bir araya getirilmiştir: yetmiş bir, yüz altmış bir, iki yüz otuz bir ve iki yüz yetmiş bir. Bunların toplamı yedi yüz otuz dört eder.” Bunun üzerine onlar: “Onun işi bize iyice karışık geldi” dediler. Rivayet edenler, şu ayetin onlar hakkında indiğini ileri sürmüşlerdir: “Sana kitabı indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem ayetlerdir ki kitabın anası onlardır; diğer kısmı ise müteşabihtir.” (Âl-i İmrân 7)

Bu görüşü savunanlar, bu haberin kendi yorumlarını doğruladığını ve muhaliflerinin görüşünü geçersiz kıldığını söylemişlerdir.

Ebû Ca‘fer şöyle dedi: Bana göre surelerin başındaki hurûf-ı mukattaanın doğru tevili şudur: Allah Teâlâ bu harfleri birbirine bitişik değil, ayrı ayrı harfler olarak zikretmiştir. Çünkü O, her harfle tek bir manaya değil, birçok manaya işaret etmeyi murad etmiştir. Rebî‘ b. Enes her ne kadar bunu yalnızca üç anlamla sınırlamışsa da mesele bundan daha geniştir. Bana göre bu harflerin her biri, Rebî‘in ve diğer müfessirlerin zikrettiği anlamların tamamını kapsamaktadır. Ancak bazı dilcilerin söylediği ve “Bunlar sadece alfabe harfleridir; bir kısmı zikredilerek geri kalanlardan vazgeçilmiştir” şeklindeki görüş yanlıştır. Çünkü bu görüş sahabe, tâbiîn ve onlardan sonra gelen bütün tefsir âlimlerinin sözlerine aykırıdır. Bu durum tek başına onun yanlış olduğunu göstermeye yeterlidir. Ayrıca bu görüşü savunan kişi kendi içinde de çelişkiye düşmüştür. Bir yerde “İşte bu kitap” ifadesinin “Elif Lâm Mîm” tarafından رفع edildiğini söylerken, başka bir yerde onun “onda şüphe yoktur” ifadesine dönen zamirle merfû olduğunu, başka bir yerde de “müttakiler için hidayettir” ifadesiyle merfû olduğunu söylemiştir. Böylece başlangıçta ileri sürdüğü görüşü kendisi bozmuştur.

Eğer biri: “Tek bir harf nasıl birçok farklı manayı kapsayabilir?” diye sorarsa, ona şöyle cevap verilir: “Nasıl ki tek bir kelime birçok farklı anlam taşıyabiliyorsa, tek bir harf de birçok anlama delalet edebilir.” Nitekim Araplar “ümmet” kelimesini bazen bir topluluk için, bazen bir zaman dilimi için, bazen Allah’a itaat eden tek bir kişi için, bazen de din ve millet anlamında kullanırlar. Aynı şekilde “din” kelimesi de ceza, hesap, otorite, itaat ve boyun eğme gibi farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Bunun benzeri çok sayıda örnek vardır. Aynı şekilde “Elif Lâm Mîm”, “Elif Lâm Mîm Râ” ve “Elif Lâm Mîm Sâd” gibi sure başlarındaki harflerin her biri de birçok farklı manaya delalet etmektedir. Bunlar Allah’ın isimlerine ve sıfatlarına işaret ettikleri gibi, surelerin başlangıçlarıdır da. Ayrıca surelere isim ve alamet olmaları da mümkündür. Bunların Allah’ın isimlerinden olması, aynı zamanda surelerin başlangıcı olmalarına engel değildir. Çünkü Allah bazı surelere hamd ile, bazılarına tesbih ve yüceltmeyle başlamıştır; aynı şekilde bazılarına da bu harflerle başlaması mümkündür. Dolayısıyla bu harfler hem surelerin başlangıçlarıdır, hem Allah’ın isimlerine işaret ederler, hem ebced hesabını içerirler, hem de surelerin isimleri ve alametleridir. Allah Teâlâ bunlardan yalnızca bir manayı kastetmiş olsaydı, Rasulullah bunu insanlara açıkça açıklardı. Çünkü Allah kitabını, insanların ihtilaf ettikleri şeyleri açıklasın diye indirmiştir. Rasulullah’ın bunları belirli bir anlamla sınırlandırmamış olması, bu harflerin bütün muhtemel anlamları kapsadığını göstermektedir. Çünkü aklen bunların herhangi birine engel yoktur. Nasıl tek bir kelime aynı anda birçok anlam taşıyabiliyorsa, bu harfler de aynı şekilde birçok manayı birlikte taşıyabilir.

Daha sonra Ebû Ca‘fer, bazı nahivcilerin ileri sürdüğü “Bu harfler, şairin şiire ‘Bel…’ diye başlaması gibidir; anlam taşımaz, sadece sözü uzatmak için kullanılmıştır” şeklindeki görüşü eleştirmiştir. Ona göre bu görüş birçok bakımdan yanlıştır. Birincisi, bu görüş Allah’ın Araplara kendi dillerinde olmayan bir şeyle hitap ettiğini iddia etmektedir. Araplar şiirlerine bazen “bel” ile başlarlardı; fakat hiçbir zaman “Elif Lâm Mîm”, “Elif Lâm Râ” veya “Elif Lâm Mîm Sâd” ile konuşmaya başlamazlardı. Allah Teâlâ ise Kur’an’da onlara kendi dillerinde kullandıkları ifadelerle hitap etmiştir. Eğer bu harfler onların dilinde bilinmeyen şeyler olsaydı, Kur’an’ın “apaçık Arapça” olmasıyla çelişirdi. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “Onu güvenilir Ruh indirdi; uyarıcılardan olasın diye senin kalbine, apaçık Arap diliyle.” (Şuarâ 193-195) Bu durumda hiç kimsenin anlamadığı bir şey nasıl apaçık olabilir?

İkinci yanlışlık ise Allah’ın kullarına hiçbir faydası ve anlamı olmayan sözlerle hitap ettiğini ileri sürmektir. Bu ise bütün tevhid ehlinin Allah’tan uzak tuttuğu abeslik isnadıdır.

Üçüncü yanlışlık da şudur: “Bel” kelimesinin Arap dilinde açık ve bilinen bir anlamı vardır. Bu kelime önceki sözden dönmek için kullanılır. Mesela “Kardeşin gelmedi, aksine baban geldi” gibi. Şairler de bunu bu anlamda kullanırlar. Ancak konuşmaya hiçbir anlam taşımaksızın sırf uzatma amacıyla başlanması Arap dilinde bilinmeyen bir şeydir. Bunu sadece adı geçen kişi ileri sürmüştür. Böyle olunca hurûf-ı mukattaayı buna benzetmek tamamen geçersiz olmaktadır.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/fatiha-7/,https://kutsalayet.de/bakara-2/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız